1. YAZARLAR

  2. Okur Yazar

  3. Bizim Mahalle
Okur Yazar

Okur Yazar

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Bizim Mahalle

A+A-

Zil parmak kaldırmaksızın çalınmaya başladığında bilirdim kimin geldiğini. Kafamı defterden kaldırmadan atomu parçalarına ayırıyormuşçasına iyice gömülürdüm. Anneannem açardı kapıyı. bir kaşı havada seninkiler geldi derdi. Hiç de beklemiyormuş gibi okuldan gelirken hiç planlamamış gibi - çıkayım mı anneanne nolurrrr derdim. Nolurun sonundaki acındırma uzatması ne kadar acıklı olursa etkisi o kadar artardı. Çık diyen sesle dünyanın zaferini elde ederdim.

Sokaklar krallığımızdı bizim. Hele bir de okulda sabahçı isen okul sonrası sana kalan bir dünya zaman. Aramızdan öğlenci  olup ta ayrılmak zorunda kalanlara üzülürdük. Bir dahaki değişime kadar onlar kaybedilmişlerimizdi. Keşfedilmesi gereken koca bir mahalle vardı. Oynanması gereken birçok oyun vardı. Ve bizim bunları yapacak çok vaktimiz ve enerjimiz vardı. O zamanlar yarış atı muamelesi görmüyordu henüz çocuklar. O kurs senin bu etüt benim savrulmuyorduk. Ve mahalleler güvenli kalelerimizdi korkmuyorduk. Eve giriş saatini geçirmezsek eğer çıkıp seslenmezdi anneler. Bakkal, kasap, oduncu hepsi koruyucu meleklerimizdi. Anneler arada bir seslenip seslerini duyuramazlarsa bize hemen devreye girip bağlantıyı sağlarlardı. - Koş ulen annen çağırıyor. Yada kazara biri bize sataşacak olsa gölge gibi arkamızda bitiverirdi içlerinden biri.

Karnımız iyice  acıkmadıkça yada tuvaletimiz gelmedikçe pek ses etmezdik eve. O zamanlar köşe başlarında fast foodlar yoktu ama biz fast food'u keşfetmiştik. Üstelik ayağa servis. Kimin evine yakınsak o seslenirdi eve anne yada anneannelere verilirdi sipariş. (benim annem çalıştığı için çıkan hep ananem olurdu. ) salçalı ekmek, yoğurtlu ekmek ya da domates, peynirli ekmek arasından seçme yapılır. Bir alana bir bedava seçeneğinden faydalanıp yanındaki arkadaşın da gönlü kazanılırdı. Ayağa servis yukarıdan sallanan sepetle gelirdi. Yemek sonunda mahallenin çeşmesine ağızı dayayıp kana kana su içilirdi. Ağaca tırmanır, top oynar, ip atlardık. Hiç birimiz obezite diye bir şey bilmezdik.

Çetemizde vardı. Arka mahalleye kafa tutardık. Tutulan kafadan ne olur en fazla gazozuna yakar top oynardık.Mahallemizin bir delisi vardı. Daha doğrusu şöyle olacak o zamanlar her mahallede olduğu gibi bizim mahallenin de bir delisi vardı. Sanırım herkesin aklının başında olduğu yıllardı. O gariplerim arada sırıtıklarından bir anda adları mahallenin delisi olurdu. Hani kimseye de bulaştığı görülmemiş ama yoldan çıkan çocukları hizaya sokmak için tehdit unsuru... Çağırırım Deli Yaşar’ı haaa dediğinde anneler korkardık. Halbuki Deli Yaşar’ında çok umurunda sanki yaramaz çocuklar …Hiç birimizin psikolojisi de bozulmazdı. Arada canım sıkıldıııııı diye mızmızlandığımızda yerdik kıçımıza çimdiği can sıkıntısı falan kalmazdı. Bakkalın kızı vardı. Ne havalıydı. Arada dükkandan aşırdığı sakızları şekerleri bize dağıtırdı. Mahalleye yapılan yeni apartmanda asansör vardı. Bildiğimiz asansör apartmanda dört katlı en büyük zevkimiz ufacık asansöre 10-12 çocuk balık istifi doluşup aşağı yukarı inmekti. Hani o kadar oyuna derslerde fena değildi. Yaz geldi mi hele sabahtan akşama oyuna doyulmazdı.  Ne mutlu ne umutlu çocuklardık. Mahallede oyun oynarken öğrendik biz. Azla yetinmeyi, yoku bilmeyi, paylaşmayı, birbirini korumayı, destek olmayı, sevmeyi, sevilmeyi, saygıyı, sayılmayı, iyiliği ve kötülüğü.O yüzden şimdi her zorluğun üstesinden gelebiliyoruz. O yüzden ilk düştüğümüzde yıkılmayıp paçalarımızı silkeleyip, daha hızlı yürüyoruz. O yüzden bizim neslimiz hala her şeye rağmen hep umutlu. Herkesin bir mahallesi vardı. Benimkine benzeyen. Her mahallenin de bir hikayesi vardı. Herkesin bildiği, belki de bilmediği…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar