1. YAZARLAR

  2. Erdal Özyıldız

  3. LÜKÜS HAYAT OH NE RAHAT...
Erdal Özyıldız

Erdal Özyıldız

Sizden biri
Yazarın Tüm Yazıları >

LÜKÜS HAYAT OH NE RAHAT...

A+A-

Sevgili Canlar;

Bu yazımda sizlere ha bire artarak çoğalan rahatlık ve daha iyi bir yaşam isteği olan çağın hastalığından bahsedeceğim... 

İnsanoğlu, hep rahatlık peşindedir. Ömrün plânlaması, gelecek zaman dilimlerinde daha güzel, imkânlı ve rahatlık doğrultusunda yapılmaktadır.
Çok çalışalım, evlatlarımızı iyi yetiştirelim, iyi bir evlilik yapılsın ve hiç kötü gün yaşamasınlar üzerinedir hep plânlar...
İşte bu ahvâl içerisinde, beklentilerimizin can bulması hâlinde insanoğlunda daha çok istek, daha yukarı ve ileri hedefler vukû bulur.
Ve gelip yapışır o sâde rûha şeytanın en büyük özelliği olan kibir...
O kadar hak olandan uzaklaşırız ki; hani bu dünyâya geliş sebebimiz çok daha iyi yaşamak olmuştur.
Ve böylece altı yüz küsûr âyet, binlerce hadis yerle yeksân edilmiş ve hikmetin uzak ekseninde bir âvâre hâline dönüşmüştür insan.. 

Oysa yaradılış gâyemiz hep sınavlar ve imtihanlardan ibârettir!
Peki, bu kadar âyet ve hadiste rahatlık şifresi ancak âhiret hayatındadır vurgusu yapılmışken; biz bu dünyâda nasıl bir sarhoşlukta rahatlık aşkına tutulup da derde duçâr olduk?!
Bir tâtile gitmek veyâ kendimizi herhangi bir şeyle ödüllendirmek için bile aylarca çalışıp didindikten sonra bunu sağlayabiliyorsak; bize sonsuz iyilikler ve güzellikler ihsân eden her şeyin sâhibi olan Allah'ın huzûruna, bu dünyâda hep rahatlık isteyen bir kul olarak nasıl çıkmayı plânlıyor insanoğlu?!

En ufak bir sıkıntı, belâ ve musibette niye dert yanar olduk; ey Ümmet-i Muhammed? Yaratılmışların içinde en büyük dertleri, sıkıntıları habîbim dediği kendi resûlune vermedi mi yüce Allah? Hangi kul, câhiliye devrinde ona yapılan şiddetli zulme ve aşağılamaya katlanabilirdi? Altı evlâdının ölümüne ve torunlarının katledileceğinin hikâyesini bilerek yaşayan hangi başka kul dayanabilirdi?

Şimdi, Allah'ın yeri göğü onun yüzü suyu hürmetine yarattığım dediği vekîline yaşarken vermediği rahatlığı, biz sanki doğal hakkımızmış gibi utanmadan istiyor ve beklentimiz aksine bir durumda nasıl yüzsüzce isyan edebiliyoruz?!
Oysa kadîm kitapta; evlatlarınızla, sevdiklerinizle, mallarınızla, canlarınızla imtihan edilecek ve ancak bunlara sabredilince kazananlardan olursunuz diye yazdığından bî haber miyiz? Tüm bunlar karşılığında, yükünüzü hafifletecek tek şeyin sabır olduğunu bilmiyor muyuz?
Peki, nasıl sabredeceğiz; nedir sabır?

Sabır, insanın geçici sıkıntı ve musibetlere gözünü kapayarak, ebedî nimetlere gözünü açması; Ahiret yurdunu düşünerek dünyâdan vazgeçmesi demektir

Sabır, bizlerin dünyâda başına gelen derin acılar, gönlünü daraltan sıkıntılar ve ummadığı ölümler karşısındaki yegâne sığınağıdır. Bizler sabrederek, Allah’a yönelir ve başına gelen derin acıları, gönlünü daraltan sıkıntı ve meşakkatleri, ölümle gelen ayrılıkları, Allah’a teslimiyet ve tevekkül inancıyla uhrevî bir mükâfâta dönüştürürüz.
Başka insanların ölüm ve musibet anlarında isyan sözleri ve çığlıklarıyla kader inancını tehlikeye attıkları demlerde; hakikî mümin, karşılaştığı tüm hâdiselerin Allah’tan geldiğinin bilincinde olarak, “Biz Allah’a âidiz ve elbette ona döneceğiz” diyerek, yaşadığı acı ve sıkıntıların üzerine sabır külü serper.

Peygamber Efendimiz, bir kabristanın yanından geçerken bir mezarın başında feryâd-ü figan eden yaşlı bir kadına rastlamış ve kendisine sabretmesini ve gerçek sabrın da belâ ve musibetin insanın başına geldiği ilk anda gösterdiği sabır olduğunu ifâde etmiştir.

Sabır; insanın öfke anında öfkesini yutması; kendisine yapılan kötülüklere karşı iyilikle mukabelede bulunması; şeytanın ve nefsinin kışkırtmaları karşısında günah işlemekten kaçınması; musibet ve sıkıntılar karşısında metânetli olması ve son nefesine kadar Allah’a ibâdette dâim olması demektir.
İnsanoğlu, dâimâ bir sabır insanı olmak zorundadır. Çünkü sabırsızlık, insanı isyâna ve haddi aşmaya sürükler. 

Peygamberimiz, ayağımıza batan dikene varıncaya kadar başımıza gelen tüm sıkıntı, hastalık, keder ve yorgunlukların, günahlarımızın bağışlanmasına vesîle olacağını bizlere müjdelemiştir.

Sabreden kulların mükâfâtını müjdeleyen bir âyet-i kerîmenin meâli şöyledir: İşte onlar, sabrettiklerinden ötürü cennetin en yüksek dereceleriyle mükafatlandırılırlar Orada esenlik ve dirlik dilekleriyle karşılanırlar” 

Sevgili canlar; 

Yukarıda bahsettiğimiz belâ, musibet ve sıkıntılara isyanla değil; ancak ve ancak Allah'a biraz daha yakınlaşmakla, ondan sabır ve metânet istemekle daha kolay atlatılabileceğini sakın unutmayalım!

Allah, yâr ve yardımcımız olsun...

Önceki ve Sonraki Yazılar