1. YAZARLAR

  2. Ali İhsan Çiftçi

  3. POLİTİK FUTBOL
Ali İhsan Çiftçi

Ali İhsan Çiftçi

Yazarın Tüm Yazıları >

POLİTİK FUTBOL

A+A-

 

Barça’dan Athletic Bilbao’ya, İngiliz Sanayi Devrimi’nden Lazio’ya futbolun politik tarihine kısa bir bakış… Yani “futbol asla sadece futbol değildir”.

Birçoğumuz için 22 kişinin bir topun peşinden gittiği ve anlamsız çekişmelere sahne olan bir oyun, kimimiz için ise zamanının büyük bölümü ona adanmış, onunla yatılıp kalkılan, bir spordan çok yaşam biçimidir futbol. Bazılarımız için ise insani ilişki kurmada etkin bir araç veya dost sohbetlerinde konuşulacak konu kalmadığında imdadımıza yetişen bir arkadaştır. Hemen herkesin bir fikir sahibi olduğu ve herkes için farklı anlamlar taşıyan futbol, bugün milyarlarca insanı ekran başına kilitliyor. Binlerce insanı stadyumlara hapseden bir oyunun bu kadar kitleselleşmesinin ardındaki sosyolojik nedenler ve insanlar üzerinde yarattığı etki ile bütün bunların kimlerin çıkarlarına denk düştüğü konusunda kafa yormamak, futbola hak ettiği önemi vermemek anlamına gelir. Bu da çevremizde olup bitenlere sırtımızı çevirmenin, onlara kulak asmamanın bir çeşididir.

1970’lerden sonra esmeye başlayan küreselleşme rüzgarıyla futbol da bir kabuk değiştirme dönemine girmiştir. Bugün, az gelişmiş bir ülkenin milli gelirine denk bir bütçeye sahip futbol kulüpleri yeşil sahalarda boy gösteriyor. Yeşil sahalara sığamayan, borsalara, parlamentolara ve medyaya taşan futbolda yaşanan değişiklikler futbolun ve yan ürünlerinin pazarlanmasında, futbol-medya-politika-mafya ilişkisinde, taraftar ve yıldız oyuncu profilinde ve taktik anlayışlarda da bir kabuk değiştirmeye dönüşüyor. Artık kulüpler için ideal seyirciler şarkılar söyleyip çırpınan proleterler değil, stadyum localarına kurulan V.I.P tribünleri dolduran geliri yüksek müşterilerdir.

Kapitalizmin “her şeyin pazarlanabileceği” anlayışına uygun olarak bir takım değişiklikler yaşayan futbol endüstrisi ne zaman oluştu? Kitleleri hop oturtup hop kaldıran, binlerce insana aynı anda bir marşı söyleten ve her sınıftan insanı etkileyen futbol hakkında ne biliyoruz? Nasıl bu kadar yaygınlaşıp kitleleri adeta hipnotize eder hale geldi? Bir zamanlar kralların yasakladığı, kilisenin kara listeye aldığı futbol; kitlesel bir tapınma ayinine nasıl dönüştü? İktidar sahipleri insanları yönetme aracı olarak futbolu nasıl kullandı? Futbol, sınıf mücadeleleri ve ulusal hareketlerden nasıl etkilendi ve onları nasıl etkiledi?

Futbolun icat edilişi

Birçok kaynakta anavatanı olarak Britanya olarak kabul edilse de, futbolun il kez Çinliler tarafından M.Ö. oynandığına dair kaynaklar da mevcuttur. Bu kaynaklardan edinilen bilgilere göre futbol oynanmasının amacı imparatorluk askerlerinin savunma becerisini güçlendirmek olduğu anlaşılmaktadır. Fakat Avrupalı hükümdarlar bunun tam tersini düşünmüşler; halkı okçulukla uğraşmaktan alıkoyuyor, savunma becerilerini köreltiyor diye futbolu yasaklamışlardır.

Avrupa’da futbol, Çinlilerin bu icatlarından birkaç bin yıl sonra, orta çağda yeniden icat edilmiştir. Avrupa’da ilk başta kolejli çocuklar arasında oynanan futbol, halk arasında da oynanmaya başlanınca tehlikeli bir oyun haline geldi. Futbolun “modern çağlara” uzanan yolu sayısız ölü ve yaralılarla doludur ve sık sık yasaklarla donatılmıştır. Eski futbol maçları hakkında bilgi veren en önemli kaynaklar yaralanma ve ölüm vakalarına dair mahkeme tutanakları, oyunu yasaklayan kraliyet fermanları ve belediye kararnameleridir.

Avrupa ve Çin’in aksine Amerika’da futbolun oynanış amacı çok farklıdır. Eski Amerika’ya özgü top oyunlarında yer alan bazı unsurların dinsel simgeler taşıdığına dair çeşitli kaynaklar vardır. Aztek diyarında keşfedilen yüzden fazla oyun sahası tapınakların birer parçasıydı. Bu oyunlar aracılığıyla güneşin ay ve yıldızlar üzerindeki zaferi, dolayısıyla bitki evreninin devamlılığı sağlanmaya çalışılırdı. Oyun sahası yeryüzünü, orta çizgide gece ile gündüz arasındaki sınırı, top güneşi, topun havada süzülüşü yıldızların geceleyin gökyüzündeki hareketini simgeliyordu.

Futbol duraklama dönemine giriyor

Futbol, İngiltere’de icat edilip geniş halk kitlelerince oynanmaya başladıktan sonra tüm Avrupa’ya yayılır. Fakat bu yükseliş 18.yüzyılda bir duraklama dönemine girer. Kenar mahallelerde ve kasabalarda futbol eskisi gibi oynanamaz hale gelmeye başlamıştır. Bu gerilemenin ardındaki nedenleri araştıran sosyologlar “zaman ve mekan kıtlığının” önemli nedenler olduğunun farkına varmışlardır. Halkın futbol oynadığı sahalar genellikle kamuya aitti ve herkesin kullanımına açıktı. Fakat 17. yüzyılda başlayan özelleştirmelerden bu araziler de nasibini alır. Çitlerle çevrilerek özelleştirilen araziler halkın kullanımına kapatılır. Artık meclis kararıyla yapılan “çitle çevirme” 18. yüzyılda doruğa ulaşmıştır. Böylece halk futbol oynayacak arazilerden yoksun bırakılmıştır. Bun nedenle futbolun 18. yüzyılda bir mücadele aracı olarak kullanılması yaygınlaşmıştır. Bir kasaba halkının bir protestoda bulunmak, özellikle de nefret edilen “çitle çevirme”yi protesto etmek için toplanmasının en kolay yolu bir futbol maçı düzenlemekti. 5 Ağustos 1765 tarihli Northamptom Mercury dergisinde şu habere yer verilir: “Önceki Perşembe ve Cuma günlerinde West Haddon’da çok sayıda kişi futbol maçı yapmak üzere toplanmıştır. Fakat toplanır toplanmaz isyancı bir kalabalığa dönüşmüşler, bir arazinin çevrilmesinde kullanılacak çitleri yakıp yıkmışlardır”. Bu ihtilaflar nedeniyle arazi sahibi soylular, futbola eskisinden daha az anlayış göstermişler ve böylece belediye yetkilileri polis teşkilatının getirdiği futbol yasaklarını uygulamaya sokmuştur.

Sanayileşme sürecinin başladığı bu dönemlerde İngiltere’de futbolun çöküşü iyice ivme kazanmıştır. Yeni oluşan sanayi kent ve mahallelerinde, işçilerin boş vakitlerinde eğleneceği alan olmadığı gibi, kapitalizmin erken dönemlerinde tıpkı şimdi olduğu gibi işçilere boş vakit de kalmıyordu. 14 saatlik bir mesainin ardından bir de yorucu futbol oyununa harcanacak enerjileri de yoktu zaten. Bundan sonra futbol, ancak özel okullarda yaşamını sürdürmeye çalıştı.

Futbolun afyon olarak keşfedilişi

Futbolun özel okullarda yaşamını sürdürebilmesinin nedeni futbolun evcilleştirme ve disipline etme gibi özelliklerinin keşfedilmiş olmasıdır. O dönemde soylu ya da burjuva aile çocuklarının okuduğu okullardaki öğrencilerle, soylu olmayan orta gelirli öğretmenler arasında müthiş bir iktidar mücadelesi vardı. O döneme ait birçok kaynakta öyle ciddi olaylardan söz edilir ki, bu iktidar mücadelesinin çatışmalara dönüştüğü ifade edilir. 1797 yılında asi öğrencilerin işgal ettiği Rugby School binasına askerler kılıçlarını çekerek hücum etmiş, isyana ancak böyle son verebilmişlerdir. Okullarda hüküm süren bu kaosu ıslah etmeye çalışan resmi makamlar, defalarca reform girişiminde bulunmalarına rağmen yalnızca bir okul müdürünün, futbolu kendi pedagojik amaçlarıyla kullanmasıyla başarılı olmuştur. Okul müdürünün öğrencilere bir takım kurallar kurarak oynanmasına izin verdiği futbol sayesinde okulda disiplin artmaya başlamıştır. Futbolun bu evcilleştirme yönü keşfedildikten sonra, yönetenlerin yönetilenlere karşı kullandığı bir silah olmuş ve modern futbolun çeşitli dönemlerinde, çeşitli vesilelerle bu silah kullanılmıştır.

Peki bu silahın egemenler tarafından kullanılışı ne zamandan beri işçiler ve ezilenler için tehlikeli olmaya başlamıştır? Binlerce yıldır soylular ya da halk tarafından oynanan, küçük gövde gösterileri ve ayaklanmalara sahne olan futbolun, birden kitlesel tüketime dönük olarak yeniden organize edilmesi, kurumsallaşması Avrupa’da sanayileşmenin büyük bir ivme kazandığı döneme denk gelir. 1870’lerde yaşanan ekonomik ve siyasal krizin ardından Avrupa’da kurulan spor kulüplerinin sayısı hızla artmıştır. Bu kulüplerin ve buralarda oynayan oyuncuların, bunalımın en fazla yaşandığı maden ocakları ve fabrikalardan çıkması, üstelik de bu kulüplerin bizzat fabrika sahipleri tarafından kurulmuş olması, sporun ve özelde de futbolun ekonomik ve siyasal bunalımları gizleyen bir araç olduğunun açık göstergesidir. Aynı işkolunda çalışan ve sınıf çıkarları gereği dost olan, sermayeye karşı örgütlenme gereği duyan işçiler, sermayenin futbol silahına yenik düşmüşlerdir. Burjuvazi fabrikalarda futbol aracılığıyla sınıf karşıtı dostluklar yaratarak, fabrikalar arası rekabeti körüklemiş ve sonuçta yarışma sürecinde işçi-patron bir renk altında bir tarata; yine işçi-patron başka bir renk altında karşı tarafta birbirleriyle topyekün bir mücadelenin içine itilmişlerdir. Böylece sömürü, yeniden kolayca üretilmiştir. Fabrikalarda başlayan futbol üzerinden sömürü, mahalle, şehir ve ülke bazında devam etmiş ve bugün ciddi boyutlara ulaşmıştır. İki ayrı emekçi mahallesi arasında yapılan futbol karşılaşmaları taşlı sopalı kavgalara dönüşmektedir. Yine sınıf düşmanı burjuvazisiyle kol kola girip, diğer ülkenin emekçilerine küfretmekte veya saldırmaktadır. Bu durum, kaderini ancak sermayeye karşı örgütlü savaşımla değiştirebilecek işçilerin aleyhine olmaktadır.

Franco faşizmi ve Barça

Futbol afyonunun kitleleri uyutmasına, onların düzen sınırları içersinde deşarj olmalarına en iyi örnek Franco faşizmi ve İspanya’dır. Bu konuda herkesin aklına Franco’nun İspanya’yı 30 yıl boyunca “üç f” olan; Fiesta (şölen), fuhuş ve futbol ile yönettiği akla gelir. Ancak bu sözler diktatör Salazar’ın “Portekiz’i 40 yıl süreyle 3 f-Fiesta, Fadima (örgütlü din) ve futbol ile yönettim” sözlerinden esinlenerek Franco’ya uyarlanmıştır. Tabi Franco’nun Barnebau Stadı için “Bana 150 bin kişilik uyku tulumu yapın” sözünün de, futbolun afyon olarak kullanılması konusunda Salazar’ın sözünden aşağı kalır yanı yoktur.

General Franco, 1930’larda Bask Bölgesi ve Katalonya  gibi bugün İspanya sınırları içersinde yer alan bölgelerde patlak verip tüm İspanya’ya yayılmaya başlayan bir proleter devrimi askeri darbeyle engellemeye çalışmıştır. Daha sonra bu süreç bir iç savaşa dönüşmüş, bu iç savaş 1939’da Franco güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Franco 1939’dan 1975’deki ölümüne kadar ülkeyi faşist bir diktatörlükle yönetmiştir. Birçok muhalifin sürgüne gönderildiği bu dönemde, Franco rejimi, Bask ve Katalan halklarının da kültürlerini yok etmeye çalışmış, ülkelerini işgal etmiştir. Çeşitli baskılara maruz kalan bu halkların o dönemde tek tesellileri kendi futbol kulüpleri olmuştur. Futboldan bıkmış bir Katalan kadına, Barça’nın Real Madrid’i yenmesine neden sevindiği sorulduğunda şu yanıtı vermiştir: “Franco özerkliğimizi yok etti, dilimizi yasakladı ve Real Madrid taraftarıydı”. Franco döneminde Real maç yapmak için Barcelona’ya gelince Nou Camp Stadı’nın tribünleri, yasaklanmış Katalonya bayraklarıyla donanırmış. Barça taraftarı bu maçlardan sonra en az futbolcular kadar yorgun olurlarmış. Sokaklarda “Katil Franco” diye bağıramayan insanlar bunun yerine Real Madrid’li futbolculara bağırırlardı. Katalonya, varlığını sadece Nou Camp’ta sürdürüyordu ve Franco’nun el sürmediği tek Katalan sembolü de Barça’ydı. Bugün de bu durum hala devam etmektedir. Katalan kimliğinin yeniden üretildiği ve sergilendiği yer Nou Camp’tır. Milli formanın yerine ikame edilen Barça forması Katalan kimliğinin sembolü olmuştur. Formasını kutsal olarak kabul etmesi nedeniyle de milyonlarca dolarlık tekliflere rağmen forma reklamı almamaktadır. Barcelona’ya “bir kulüpten öte” bir anlam yükleyen Katalanlar, Franco faşizminin bitişini; Franco’nun ölümü ile değil, Barça’nın Real Madrid’i 5-1 gibi farklı bir skorla yenişi ile simgelemeyi tercih ederler.

Bugün Katalonya’nın kendi bölgesel hükümeti olan “Generelitat” (özerk) var, ama 5 milyon Katalan daha fazlasını, belki de kendilerine ait bir devletin oluşmasını istiyorlar. Fakat birçok Katalanın da ayrı bir devlet kurmak yerine, tek isteklerinin bir ulusun sembollerine sahip olup, Katalonya’nın sıradan bir bölgenin ötesinde olduğunun kabul edilmesidir. Nou Camp’ta oynanan bir Real Madrid maçında açılan şu pankart,bu talebi açıkça dile getirmektedir: “Catalonia, not Spain (İspanya değil Katalonya)”. Buna benzer talepler kulağımıza yakın yerlerden de gelmektedir. Karşıyaka’nın İzmir’den bağımsız değil ama İzmir’in diğer bölgelerinden farklı olduğunun belirtilmesi adına Karşıyakalılar il trafik numaralarını kastederek “35 ½” simgesini her yere taşımışlar ve 35 ½ simgesi Karşıyaka ile özdeşleşmiştir.

Athletic Bilbao da Barcelona kadar olmasa da İspanya’nın önemli kulüplerinden biridir. Bask özerk bölgesinin takımı olan Athletic, Bask kökenli olmayan hiçbir oyuncu oynatmayışıyla ve kendi evindeki (San Mames) başarılarıyla ün kazanmıştır. San Mames’e gelen bütün rakipler korku içinde sahaya çıkmaktadır. Bu durum taraftarlar arasında “Athletic çıkınca ETA susar” şeklinde özetlenmektedir. Aslında bu cümle bile futbolun kitleleri apolitikleştirdiğinin açık bir göstergesidir.

Futbolun çeşitli şekillerde kitleleri apolitikleştirmede bir araç olarak kullanıldığını ifade etmemize rağmen bunun tam tersinin de söz konusu olabileceği gerçeği vardır. Bir ajansın haberine göre, bir akademik çalışma İtalya’da statların sağ ve sol ideolojiler için birer ün kazanma yeri olduğunu, taraftarlar arasına sızma durumunun son dönemlerde arttığını ortaya çıkardı. Genç insanların suç alışkanlıkları üzerine uzman olan Pisa Üniversitesi’nden Prof. Ampola, bu çalışması için güvenlik kuvvetlerinin ajanları ile ortak bir çalışma yürütmüştür. Yapılan araştırma İtalya 1. ve 2. futbol liginde yer alan Atalanta, Fiorentina, Genoa, Venezia, Perugia, Pisa, Empoli, Ternana ve Livorno taraftarları arasında sol görüşün hakim olduğunu göstermekte. Öyle ki Atalanta’nın Communale Stadı’nda oynanan her maçta Che Guevara’nın büyük bir posteri asılmaktadır. Hatta Josef Stalin ve Karl Marx’ın posterlerinin asıldığı statlar da mevcuttur. Zaman zaman Enternastonal, No Pasaran, Partizan gibi ezgiler de statlarda çınlamaktadır.

Buna karşılık Juventus, Inter, Lazio, Verona, Parma ve Piacenza taraftarları arasında da aşırı sağ görüşlüler daha baskın durumda. Özellikle milliyetçilik, bu takımların statlarında hızla büyümektedir. Aşırı sağ dendiğinde İtalya’da ilk akla gelen kulüp de Lazio’dur. Taraftarların siyah futbolcular aleyhinde yaptıkları gösteriler ve İtalyan diktatör Mussolini için açılan övücü pankartlar hala İtalya’nın gündemindedir.

Bu yazı toplam 9654 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar