Şap

Değerli okuyucularım,

Ülkemiz hayvancılığı, ne yazık ki, şap hastalığı tehdidi altında. Resmi makamlarca 9 Mart 2023 tarihinde ŞAP virüsünün SAT2 tipi ile karşı karşıya olduğumuz açıklandı. SAT2 ülkemizde daha önce görülmeyen, Afrika’da sıkça görülen bir serotip. İyi haber ise, kısa sürede bu tipe karşı aşının hazırlanmış olması.

Tabii ki aşının üretilmiş olması çok önemli. Ama; yine de hayvancılıkla ilgilenen herkesin biyogüvenlik kurallarına tamamen uygun şekilde davranması gerekir. Dilerim önemli bir hasar ile karşılaşmadan bu virüsü başımızdan defederiz. Geçmiş olsun.

BİYOGÜVENLİK

Hayvancılık yapılan işletmelerde biyogüvenlik koruyucu hekimliğin de üzerinde, büyük bir öneme sahip olup, geniş bir çerçeveyi kapsar.

İşletmelerin kuruluşunda biyogüvenlik ile ilgili her türlü
önlemin alınmış olması şarttır. Kuruluş ve inşaat aşamasından sonra da, işletme
döneminde, her konuya biyogüvenlik bilinci ile yaklaşılmalıdır. Demek ki; önce
biyogüvenlik.

Biyogüvenlik işletmenin sürdürebilirliği, kazancı için de
büyük önem taşır. Maliyetlerin düşürülmesi, verimi kısıtlayıcı faktörlerin
önlenmesi biyogüvenlik ile mümkündür.

Hayvanlara zarar verebilecek olan bakteri, virus, protozoa
gibi etkenlerin işletmeden uzak tutulması biyogüvenlik uygulamaları ile mümkün
olur. Biyogüvenliğin temeli ‘’maruz
kalmayı’’ önlemektir.

Öncelikle bir çevre çiti yapılmalıdır. Yabani hayvanların,
komşu işletmelerdeki hayvanların ve insanların işletmeye girişleri kontrol
altında olmalıdır. Çiftlik girişinde bir dezenfeksiyon çukuru bulunmalı ya da
bu görevi gören bir sistem olmalıdır. Çiftliğe gelen her araç bu düzenekten geçmelidir.

Çalışanların ve ziyaretçilerin girişleri de kontrollü olmalıdır. Dezenfeksiyon, galoş vs..

Çiftliğe sonradan giren
hayvanlar mevcut sürüye karıştırılmamalı, işletmede mutlaka bir karantina
bölümü bulunmalıdır. Kuluçka dönemindeki hastalıklar henüz klinik belirti
göstermezler. Fakat bir süre sonra kötü bir durumla karşılaşabiliriz. O zaman
iş işten geçmiş olur.

Karantina bölümünde hayvan varsa, o günlerde çalışanların ve
ekipmanların da ayrı olması gerekir. Çünkü; klinik belirti göstermeyen karantinadaki
hayvanlar aslında hastalığı saçmaktadır.

ABD ve Avrupa’da işletmeye sonradan girecek olan hayvanlar önce
teste tabii tutulurlar. Bizim ülkemizde ne yazık ki; Bruselloz ve Tüberküloz
(verem) yaygındır. Buna rağmen biz onlar kadar dikkatli değiliz. Üstelik bu
hastalıklar Zoonoz, yani hayvanlardan insanlara bulaşabilen hastalıklardır.

ABD ve Avrupa’da Staphylococcus aureus ile ilgili test
yapmadan içeriye hayvan almıyorlar. Bu konu böyle önemli. Biz de işletmelerimize
paramızla dert almasak çok iyi olacak.

Hayvancılık işletmelerinden kuş, sinek ve kemiricileri uzak tutmalıyız.
Bunlar hastalık taşıyıcısı olabilirler.

Araçların, çalışanların, ziyaretçilerin, binaların, tüm yapıların
temizlik ve dezenfeksiyonu biyogüvenlik’tir. Özellikle çizmeler, ayakkabılar
hastalık etkeni taşıyabilirler. Gübrelerin, atıkların özellikle de atık suyun
bertaraf edilmesi biyogüvenlik’tir. Kronik hastaların, taşıyıcı halindeki hayvanların
tespiti ve sürüden çıkarılması biyogüvenlik’tir. Periyodik test yapılması
şarttır.

Bazı hastalıkların önlenmesi için ağız sütünün pastörizasyonu
önemlidir. (Örneğin; John Hastalığı = Paratüberküloz).

Çok önemli bir biyogüvenlik önlemi de ölen hayvanların uygun
şekilde bertaraf edilmesidir.

Bu konuda kamu otoritesinin işletmelere yardımcı olması gerekir.
Yerel yönetimler, tarım örgütü veya görevlendirilmiş kuruluşlar hayvan leşlerini
ihbar üzerine yerinden alıp, uygun şekilde imha etmelidirler.

Hastalıkların yayılmasının engellenmesi, sağlıklı hayvanların
hastalık yapıcı her türlü etkene maruz kalmalarının önlenmesi, bu yönde
proaktif (önleyici) bir bakış açısıyla çalışılması biyogüvenliğin başlıca ilkesidir.

Tarım Bakanlığının ülkesel boyutta resmi talimatlarına
kesinlikle uyulmalıdır. Fakat, ayrıca her işletmenin yazılı bir biyogüvenlik
talimatı olmalı, standart olarak (SOP) belirlenenler mutlaka uygulanmalıdır.

ABD ve Avrupa’da biyogüvenlik ile ilgili bilgisayar
programları ve kitaplar satılmakta, hatta bazı ülkelerde Tarım Bakanlığı ya da
üniversiteler tarafından program veya kitapçıklar ücretsiz olarak üreticilere
verilmektedir.

Her alanda olduğu gibi biyogüvenlikte de eğitim şarttır.
Eğitim ve kontrol, hayvan sağlığı, insan sağlığı ve dolayısıyla toplum sağlığı için
kesinlikle birlikte sürdürülmelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.