Bir annenin duasına, bir çocuğun gözyaşına sığan adam: Sedat Peker

Bir annenin duasına, bir çocuğun gözyaşına sığan adam: Sedat Peker

Arif Çayan yazdı...Bir annenin duasına, bir çocuğun gözyaşına sığan adam: Sedat Peker

Bazen bir insanın adı, bir annenin gözyaşında, bir çocuğun gülüşünde, çaresizliğin ortasında yeniden yeşeren bir umutla anılır. Sedat Peker, son dönemde ihtiyaç sahiplerine yönelik yardımlarıyla işte böyle hikâyelerin merkezinde yer alıyor.

Bazı hikâyeler vardır, yazarken insanın boğazı düğümlenir.

Kelimeler yetmez. Cümleler yarım kalır. Gazetecilik mesleğinin bize öğrettiği o mesafeli duruş bile bazen bir annenin gözyaşı karşısında sessizleşir.

Çünkü karşınızda yalnızca bir haber yoktur.

Bir hayat vardır.

Bir annenin çaresizliği, bir babanın mahcubiyeti, bir çocuğun yarım kalmış hayalleri vardır.

Ve bazen o hayatların en karanlık anında uzanan bir el vardır.

Bugün size Sedat Peker'i yazmak istiyorum.

Ama alışılmış siyasi tartışmaların, yıllardır süren polemiklerin ya da birbirini tekrar eden yorumların içinden değil.

Bir annenin kalbinden, bir çocuğun gözlerinden, ekmek mücadelesi veren insanların sessiz çığlığından bakarak...

BİR ANNE DÜŞÜNÜN, EVLATLARINI DOYURMAK İÇİN HASTALIĞINI UNUTAN...

Osmaniye'de, soğuk bir tarlada çalışan kanser hastası bir anne...

Adı Meryem Topal.

İki yetim evladının karnını doyurabilmek için hastalığına rağmen çalışmak zorunda.

Bir röportajda kurduğu cümle, aslında memleketin yoksullukla mücadelesinin en acı özetlerinden biriydi:

"Buraya gelmezsem açım, gelirsem tokum."

Düşünebiliyor musunuz?

Bir anne için hastalığın acısından daha ağır bir şey var: Çocuklarının aç kalma ihtimali.

İşte o annenin hikâyesi kamuoyuna yansıdıktan sonra Sedat Peker'in kendisine 2,5 milyon liralık destek sağladığı haberleştirildi.

Kadın, yardımın ardından artık bir ev sahibi olabileceğini, çocuklarının da çok mutlu olduğunu anlattı.

Şimdi bir gazeteci olarak soruyorum:

Bir annenin hayatında, yarın çocuklarına ne yedireceğini düşünmeden uyuyabilmesinden daha büyük kaç mutluluk olabilir?

Bazıları rakamları konuşur.

Ben o annenin gece başını yastığa koyduğunda hissetmiş olabileceği huzuru düşünüyorum.

Çünkü bazen bir yardımın büyüklüğü parayla değil, bir insanın omuzlarından kaldırdığı yükle ölçülür.

BİR ÇOCUĞUN HAYALİ, SADECE ARKADAŞLARIYLA OYNAMAKTI...

Van'da yaşayan yedi yaşındaki Yahya'nın hikâyesi de insanın yüreğine dokunuyor.

Hastalık nedeniyle bacaklarını kaybetmiş küçücük bir çocuk.

Yaşıtları koşarken, oyun oynarken, okul bahçesinde birbirini kovalarken onun da kurduğu hayaller vardı.

Ama bazen bir çocuğun en basit hayalini gerçekleştirmesi bile ailesinin maddi imkânlarını aşabiliyor.

Yahya'nın ihtiyaç duyduğu protezlerin Sedat Peker tarafından karşılandığı haberleştirildi.

Ve o küçük çocuğun teşekkür ederken söylediği sözler...

"Senin sayende arkadaşlarımla oyun oynayacağım, okula gideceğim."

İşte insanı asıl sarsan budur.

Biz büyükler hayattan ne çok şey istiyoruz.

Daha büyük evler, daha güzel arabalar, daha yüksek makamlar...

Oysa yedi yaşındaki bir çocuğun hayali, arkadaşlarıyla oyun oynayabilmek.

Belki de hayatta en büyük iyilik, bir çocuğun kendisini diğer çocuklardan eksik hissetmeden yaşayabilmesine katkıda bulunmaktır.

Bazen milyonların konuştuğu bir insanın yaptığı yardım, küçücük bir çocuğun kurduğu tek cümlede anlamını bulur.

BAZI ÇOCUKLARIN ÇANTASINDA DEFTERDEN FAZLASI VARDIR

Yeni eğitim yılı öncesinde Zonguldak'ta ihtiyaç sahibi öğrencilere ulaştırılan kırtasiye yardımları da Sedat Peker'in adıyla haberlere yansıdı.

Bir defter...

Birkaç kalem...

Bir okul çantası...

Kimi aileler için küçük görülebilecek ihtiyaçlar, başka bir evde günlerce hesaplanan masraflardır.

Bir baba düşünün.

Çocuğu yeni bir defter isterken cebindeki parayı saymak zorunda kalıyor.

Bir anne düşünün.

Evladının okul ihtiyaçlarını tamamlamak için mutfak masrafından kısmayı hesaplıyor.

Yoksulluğun en ağır tarafı yalnızca parasızlık değildir.

Bazen insanın evladının gözlerinin içine bakarken yaşadığı mahcubiyettir.

O nedenle bir çocuğa ulaşan eğitim desteğinin değeri, yalnızca alınan defterlerle ölçülemez.

O yardım, bir ailenin yükünü hafifletir.

Bir çocuğun okuluna daha mutlu gitmesini sağlar.

Ve belki de bir babanın uzun zamandır unuttuğu huzurlu gülümsemeyi geri getirir.

PEKİ, İNSANLAR NEDEN SEDAT PEKER'E SESLENİYOR?

Asıl üzerinde durmamız gereken soru belki de budur.

Son dönemde sosyal medyada yardım isteyen insanların Sedat Peker'e seslendiğini görüyoruz.

Kimisi hastasının tedavisi için...

Kimisi çocuğunun ihtiyacı için...

Kimisi geçim sıkıntısından kurtulabilmek için...

Bu insanların hikâyelerinde ortak bir duygu var:

Çaresizlik.

Ve çaresizliğin içinden yükselen umut.

Elbette Sedat Peker'in geçmişine ilişkin tartışmalar, hakkındaki iddialar ve kamuoyundaki farklı değerlendirmeler ortadan kalkmış değil.

Yapılan bir iyilik, bir insanın hayatındaki bütün tartışmaların üzerini örtemez. Gazetecilik de bunu gerektirir.

Ancak aynı gazetecilik anlayışı, ihtiyaç sahiplerine ulaştığı bildirilen yardımları, o insanların yaşadığı sevinci ve teşekkürlerini de görmezden gelmemeyi gerektirir.

Çünkü burada yalnızca Sedat Peker'in hikâyesi yok.

Burada bu memleketin yoksulları var.

Hastaları var.

Bir proteze ulaşabilmek için sesini duyurmaya çalışan çocukları var.

Çocuğunun okul masrafları karşısında çaresiz kalan anne babaları var.

Ve bu tablo, bizlere çok daha büyük bir sorumluluğu hatırlatıyor:

Hiçbir insan, en temel ihtiyaçlarına kavuşabilmek için birilerinin yardımına muhtaç kalmamalı.

Sağlık, eğitim ve insanca yaşamak bir lütuf değil, herkesin hakkı olmalı.

BİR GÜN HER ŞEY UNUTULUR, AMA BİR ANNE KENDİSİNE UZANAN ELİ UNUTMAZ

Hayat böyle bir şey işte...

Bugün konuşulanlar yarın unutulur.

Manşetler değişir.

Gündem değişir.

İnsanların isimleri, unvanları, makamları zamanın içinde başka anlamlar kazanır.

Ama bir annenin en zor gününde yaşadığı ferahlık kolay kolay unutulmaz.

Bir çocuk, yeniden oyun oynayabilmesine katkıda bulunan insanı hatırlayabilir.

Bir aile, çaresizlik içinde geçirdiği gecelerin ardından gelen yardımı yıllar sonra bile konuşabilir.

İnsanların Sedat Peker'e yönelik sevgisini ve teşekkürlerini anlamak isteyenler, biraz da bu pencereden bakmalı.

Bir insanın gönlünde yer edinmek için bazen büyük sözler söylemek gerekmez.

Bazen gerçekten ihtiyaç duyulduğu anda yanında olmak yeterlidir.

SON SÖZÜM...

Bu satırları yazarken ne bir insanı kusursuz ilan etmek ne de geçmişi yeniden yazmak istiyorum.

Ben bugün bir annenin gözyaşının, bir çocuğun gülüşünün, bir insanın yeniden hayata tutunabilmesinin ne kadar kıymetli olduğunu anlatmak istiyorum.

Sedat Peker'in adıyla gündeme gelen yardımların toplumda bu kadar güçlü duygular uyandırmasının nedeni de belki tam olarak budur.

İnsanlar bazen yardımın miktarını değil, en zor günlerinde kendilerini kimin duyduğunu hatırlar.

Ve şuna inanıyorum:

İnsanın bu dünyada bırakabileceği en değerli izlerden biri, başka bir insanın hayatına dokunabilmesidir.

Bir annenin gözyaşını dindirebilmek...

Bir çocuğun hayaline ortak olabilmek...

Çaresiz bir insana hâlâ umut olduğunu hissettirebilmek...

Bunların hiçbirini küçümsememek gerekir.

Çünkü gün gelir, para da biter, şöhret de unutulur, makamlar da el değiştirir.

Ama bir annenin yüreğinden yükselen içten bir teşekkür, o yardımı alan ailenin hafızasında yaşamaya devam eder.

Ve bazen bir insanın hikâyesinde en çok hatırlanan şey, ne kadar güçlü olduğu değil, gücünü kimin hayatına dokunmak için kullandığıdır.

images-1.jpeg

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.