BİR BABANIN GURURU, BİR EVLADIN UMUDU, BİR BARONUN YENİ HİKÂYESİ: AV. SERHAT SÖKMEN

Hayatta bazı günler vardır… Takvim yapraklarından silinip gitmez. Bir insanın ömründe iz bırakır. Bir babanın gözlerinde gurura, bir evladın yüreğinde sorumluluğa, binlerce insanın hayatında ise yeni bir başlangıcın heyecanına dönüşür.

İzmir Barosunda yaşanan değişime baktığımda, yalnızca bir seçim sonucu görmüyorum.

Bir hukukçunun yıllara yayılan emeğini, bir babadan oğluna uzanan meslek mirasını ve gelecek kuşaklara karşı hissedilen sorumluluğu düşünüyorum.

Bu hikâyenin merkezinde, İzmir Barosunun yeni Başkanı Av. Serhat Sökmen var.

17-18 Ekim 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen genel kurulda başkanlığa seçilen Sökmen, 21 Ekim'de mazbatasını alarak görevine başladı.

Bir seçim geride kaldı.

Bir dönem kapandı.

Yeni bir sayfa açıldı.

Ama benim dikkatimi çeken, seçim sonuçlarından çok daha insani bir ayrıntı oldu.

Bir babanın, baro başkanı olan oğluna hediye ettiği Atatürk rozeti…

cumhuriyetci-avukatlar-grubu-adayi-avukat-serhat-sokmen-yenibakishaber-3.webp

BAZEN BİR BABANIN SÖYLEYEMEDİKLERİNİ KÜÇÜK BİR HEDİYE ANLATIR

Devir teslim töreni öncesinde, yıllarını avukatlık mesleğine vermiş bir baba, Av. Özdemir Sökmen, oğlu Serhat Sökmen'e altın bir Atatürk rozeti hediye etti.

Bu ayrıntıyı okuduğumda bir süre düşündüm.

Çünkü bazı hediyelerin değerini para belirlemez.

O hediyelerin içinde yıllar vardır.

Emek vardır.

Hatıralar vardır.

Bir ömür boyunca savunulan değerler vardır.

Ve bazen bir babanın oğluna söylemek istediği, fakat kelimelere sığdıramadığı duygular vardır.

O rozetin Serhat Sökmen için ne ifade ettiğini en iyi kendisi bilir.

Ancak gazeteci gözüyle baktığımda, o anın sıradan bir tören ayrıntısından çok daha fazlasını anlattığını düşünüyorum.

Bir baba…

Aynı mesleği seçmiş bir oğul…

Ve o oğlun omuzlarına yüklenen yeni bir sorumluluk…

İnsan bazen babasından bir servet değil, bir duruş miras alır.

Asıl kıymetli olan da o mirası taşırken insanlığını, vicdanını ve adalet duygusunu kaybetmemektir.

İZMİR'DEN AVRUPA'YA, AVRUPA'DAN YENİDEN İZMİR'E…

Serhat Sökmen'in mesleki geçmişine baktığımızda, farklı ülkelerde edinilmiş bir hukuk birikimi görüyoruz.

1983 doğumlu Sökmen, ilk, orta ve lise öğrenimini İzmir'de tamamladı.

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu.

Fransa'da Rouen Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. Brüksel'de TÜSİAD Avrupa Birliği Temsilciliğinde çalıştı. Atina'da hukuk alanında çalışmalar yürüttü.

Avrupa Birliği ilişkileri üzerine yüksek lisans yaptı. Dokuz Eylül Üniversitesinde doktora eğitimine yöneldi.

2007 yılında avukatlık ruhsatını aldı.

İstanbul'da mesleğini sürdürdükten sonra 2010 yılında İzmir'e döndü.

İdare hukuku alanında deneyim kazandı, Bornova Belediyesinde hukuki görevler üstlendi ve daha sonra kendi hukuk bürosunu kurdu.

Bugün ise mesleki yolculuğu İzmir Barosu Başkanlığına uzanmış durumda.

Bütün bunları alt alta sıralamak kolay.

Ama bir insanın hayatını yalnızca diploması, çalıştığı kurumlar ve üstlendiği görevlerle anlatmak mümkün mü?

Bence değil.

Çünkü her mesleki yolculuğun içinde görünmeyen emekler vardır.

İlk duruşmanın heyecanı, ilk sorumlulukların ağırlığı, meslekte ayakta kalma çabası…

Başarının görünen yüzünün arkasında çoğu zaman kimsenin bilmediği bir mücadele bulunur.

Ve insan, geldiği makamdan önce yürüdüğü yolla anlam kazanır.

4-2-jpg.webp

BENİ EN ÇOK ETKİLEYEN, HENÜZ SORULMAMIŞ BİR SORU OLDU

Serhat Sökmen'in seçim öncesinde verdiği bir söyleşide kullandığı ifadeler, bütün bu hikâyenin en duygusal yanını oluşturuyor.

Küçük oğlunun geleceğinden söz ederken, bir gün kendisine şu soruyu sorabileceğini anlatıyor:

“Baba, benim için ne yaptın?”

İşte bu soru…

Bazen sayfalar dolusu konuşmadan daha fazla şey anlatır.

Bir babanın çocuğuna bırakabileceği en kıymetli miras nedir?

Bir ev mi?

Bir araba mı?

Bir banka hesabı mı?

Yoksa daha adil, daha güvenli, daha umutlu bir ülkede yaşayabilmesi için gösterilmiş samimi bir çaba mı?

Sökmen, o söyleşide toplumsal sorumluluk üstlenme isteğini oğlunun geleceğiyle ilişkilendiriyordu.

Ben bu düşüncede, bir babanın gelecek karşısındaki kaygısını ve sorumluluk duygusunu görüyorum.

Çünkü insan kendi geleceği için mücadele ettiğinde başka, çocuğunun geleceğini düşündüğünde bambaşka hisseder.

Bir babanın en büyük korkularından biri, evladına cevap verememektir.

Ve belki de insanın hayatta bıraktığı en kıymetli iz, çocuklarının bir gün onun için kuracağı şu cümledir:

“Babam yalnızca kendi hayatını yaşamadı. Başkalarının hayatını da önemseyerek yaşadı.”

Bu cümle, benim gözümde bütün makamların üzerinde bir anlam taşır.

BİR AVUKATIN CÜBBESİNDE SADECE HUKUK YOKTUR

İzmir Barosunun bugün karşı karşıya bulunduğu sorumlulukları düşündüğümde, genç avukatları da düşünmeden edemiyorum.

Henüz mesleğinin başında olanları…

Bürosunun kirasını ödemeye çalışanları…

Saatlerce adliye koridorlarında bekleyenleri…

Bir dosyanın, bir müvekkilin, bir duruşmanın sorumluluğunu omuzlarında taşıyanları…

Mesleğe büyük umutlarla başlayıp ekonomik güçlüklerle karşılaşanları…

Serhat Sökmen'in seçim sürecinde özellikle genç avukatların ekonomik sorunlarına, mesleki itibara ve savunma hakkının korunmasına dikkat çekmesi bu nedenle önem taşıyor.

Avukatlık yalnızca bir geçim kapısı değildir.

Bir insanın hakkını arama yolculuğunda yanında durmaktır.

Kimi zaman hayatının en zor gününü yaşayan bir insanın kapısını çalabileceği son umuttur.

Kimi zaman kendisini anlatamayan birinin sesi olmaktır.

Kimi zaman da herkesin sustuğu bir yerde hukukun konuşmasını sağlamaktır.

İşte bu yüzden baro başkanlığı, yalnızca bir kurumun yönetimini üstlenmekten ibaret olamaz.

O görev, binlerce meslektaşın beklentisini anlamayı gerektirir.

Ve asıl sorumluluk, seçim kazanıldıktan sonra başlar.

2-jpg.webp

BİR BAŞKANIN MAKAMI DEĞİL, DOKUNABİLDİĞİ HAYATLAR ÖNEMLİDİR

Serhat Sökmen'in göreve başlarken verdiği mesajlarda beni düşündüren ifadelerden biri, baroyu adliye koridorlarında meslektaşlarıyla omuz omuza yönetme sözü oldu.

Bu sözün karşılığı uygulamada görülecek.

Çünkü bir başkanın gerçek sınavı, alkışların yükseldiği salonlarda değil, kimsenin alkışlamadığı zor günlerde verilir.

Bir genç avukat çaresiz hissettiğinde…

Bir meslektaşının savunma hakkı engellendiğinde…

Bir avukat uğradığı haksızlık karşısında destek aradığında…

Baronun kapısını çaldığında karşısında yalnızca bir kurum değil, kendisini dinleyen insanlar bulabilmelidir.

Bir baro başkanı için en anlamlı başarı, belki de bir meslektaşının içtenlikle söyleyeceği şu cümledir:

“İyi ki yalnız değilmişim.”

İşte o gün, yöneticilik bir unvan olmaktan çıkar.

Bir insanın hayatına dokunmaya dönüşür.

ZAFERİN ARDINDAN GELEN EN BÜYÜK SORU

İzmir Barosundaki seçim, farklı görüşlerden avukatların demokratik yarışına sahne oldu.

Sandıktan bir sonuç çıktı.

Ancak seçimler, kazananlar kadar farklı tercihlerde bulunanların da iradesini içerir.

Bu nedenle yeni yönetimin en önemli sorumluluklarından biri, seçim sürecindeki ayrışmaları geride bırakıp bütün meslektaşlarının güvenini kazanabilmektir.

Serhat Sökmen de göreve başlarken birleştirici ve katılımcı bir yönetim anlayışını benimsediklerini ifade etti.

Bu yaklaşımın en değerli tarafı, bütün avukatları aynı çatının altında buluşturma hedefidir.

Çünkü adaletin savunucuları, kendi meslek örgütlerinde de farklılıklara saygı duyabilmelidir.

Hukukun gücü, herkesin aynı düşünmesinden değil, farklı düşünenlerin de eşit haklara sahip olmasından gelir.

Bugün İzmir Barosunda başlayan yeni dönemin başarısı da yalnızca verilen sözlerle değil, o sözlerin ne kadarının hayata geçirildiğiyle ölçülecek.

BİR BABADAN ALINAN ROZET, BİR EVLADA BIRAKILACAK YARIN

Yazımın sonunda yeniden o küçük ayrıntıya dönmek istiyorum.

Bir babanın oğluna verdiği Atatürk rozetine…

Ve Serhat Sökmen'in küçük oğlunun geleceğine dair dile getirdiği o soruya…

Bir yanda geçmiş var.

Bir yanda gelecek.

Bir yanda babasından aldığı meslek mirası.

Diğer yanda kendi evladına bırakmak istediği yarınlar.

İnsan hayatı bazen bu iki duygu arasında şekilleniyor.

Kendimizden öncekilerin emeğini taşırken bizden sonrakilere ne bırakacağımızı düşünüyoruz.

Bugün İzmir Barosu Başkanlığına başlayan Av. Serhat Sökmen'in önünde de böyle bir sorumluluk bulunuyor.

Elbette her yeni başlangıç umut taşır.

Ama umut, kendi başına yeterli değildir.

Emek ister.

Sabır ister.

Hataları görebilmeyi, eleştirileri dinleyebilmeyi, gerektiğinde yanlışlardan dönebilmeyi gerektirir.

Ve hepsinden önemlisi, insanı unutmamayı gerektirir.

Bir gazeteci olarak benim için bu hikâyenin en dokunaklı tarafı, makamın kendisi değil; bir babanın gururuyla bir evladın geleceği arasında kurulan bağdır.

Günün birinde Serhat Sökmen'in oğlu büyüyecek.

Belki babasının yıllar önce yaptığı konuşmaları okuyacak.

Belki o Atatürk rozetinin hikâyesini dinleyecek.

Belki de gerçekten o soruyu soracak:

“Baba, benim için ne yaptın?”

O gün verilecek cevabın içinde yalnızca kazanılmış bir seçim değil; korunmuş haklar, çözülmüş sorunlar, savunulmuş insanlar ve geride bırakılmış güzel izler olmasını dilerim.

Çünkü makamların süresi vardır.

Unvanların sonu vardır.

Ama insanın başka hayatlara kattığı değerin takvimde bir bitiş tarihi yoktur.

Av. Serhat Sökmen için şimdi yeni bir dönem başlıyor.

Dilerim bu dönem, yalnızca İzmir Barosunun kayıtlarına geçen bir başkanlık süreci olarak değil; meslektaşlarının hatırladığı, adalete duyulan güvenin güçlendiği, insanların kendilerini daha az yalnız hissettiği bir dönem olarak anılır.

Çünkü bir insanın ardından bırakabileceği en güzel miras, sahip olduğu makam değil, iyi ki hayatımıza dokundu dedirtebilmektir.

Ve bazen bir babanın oğluna verdiği küçücük bir rozet, bize koca bir hayatın en büyük sorumluluğunu hatırlatır:

Geçmişten aldığımız değerleri, geleceğe tertemiz bir vicdanla taşıyabilmek…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.