1. YAZARLAR

  2. Ebru Betül Polat

  3. Gündüzü seyranlık, gecesi gerdanlık... "Büyülü şehir"
Ebru Betül Polat

Ebru Betül Polat

Yazarın Tüm Yazıları >

Gündüzü seyranlık, gecesi gerdanlık... "Büyülü şehir"

A+A-

Daha atabileceğim bir çok başlık var bu şehir için. 

Evet, Mardin’den bahsediyorum, yüzyıllardır Müslümanların, Hristiyanların ve Musevilerin bir arada yaşadığı, kültür, din, dil, ve yemek bakımından en çeşitli şehir olan Mardin. Tüm şehri Mardin’in taş ocaklarından çıkan meşhur sarı taşı sarmış durumda. Dar ara sokakları, sarı taş evleri, her evin kapısının, içinde yaşayan hayatlar gibi birbirinden farklı ve orijinal olması büyülüyor insanı. Sokakları o kadar dar ki araba girmiyor ve bir çok hizmet eşeklerle veriliyor. Günde 6-8 saat mesai yapan kadrolu eşekler varmış. Oldukça misafirperver bir halk var orada.

4f44440a-4d1b-4a3d-bb4a-bfbab3374b96.jpg

İşte yıllardır gitmek isteyip ama fırsat bulamadığım için gidemediğim bu büyülü şehre fotoğraf tutkum sayesinde gitme fırsatı bulduğumda çok heyecanlanmıştım.   Takip ettiğim fotoğraf kulübü Şubat ayında etkinliği açınca hiç düşünmeden gidiyorum dedim ve arkadaşlara ben Mardin’e gidiyorum dediğimde onlarda benim gibi hiç düşünmeden geliyoruz dediler.  Tabiki gezi Mayıs ayında olacaktı ve biz nasıl bekleyecektik, zaman nasıl geçecekti derken o gün geldi çattı. Cumartesi sabah ilk uçakla Diyarbakır’a indik, bizi bekleyen araca binerek kahvaltı yapmak üzere Suriçi’nde bulunan tarihi Hasanpaşa hanına gittik. Aslında basit bir kahvaltı demek oldukça haksızlık olacak çünkü masada sanırım kuş sütü bile vardı ama o kadar çok şey arasında biz görmedik. Öyleki servis tabaklarını masada yer olmadığı için elimizde tutmak zorunda kaldık. 

81e73362-fe9d-45d6-8f36-e9191c652608.jpg

Hızlıca kahvaltımızı yaparak hanın altında bulunan sahafları ve hediyelik eşya mağazalarını gezdik ve hemen karşısında bulunan Ulu Cami’ye geçerek oradan da Cahit Sıtkı Tarancı’nın şu an müze olarak kullanılan evine geçerek orayı fotoğraflamaya başladık. Burada biraz müze evden bahsedelim,

8db4a6d9-9ed3-4bbb-add8-0ecd9e722b8b.jpg

Diyarbakır’ın geleneksel konut mimarisinin özelliklerini taşıyan ev, bir avlu etrafında sıralanmış dört kanattan, zemin+bir katlı olarak tamamen bazalt taş kullanılarak inşa edilmiş. Bina iklim şartlarına uygun olarak yazlık (Kuzeyde), Kışlık (Güneyde), ilkbahar (Doğuda) ve Sonbaharlık bölümden (Batıda) oluşuyor. Mutfak kuzey doğu köşede eyvan şeklinde düzenlenmiş, güneybatı köşede de hamam yapısı bulunmakta.  Binada büyüklü küçüklü toplam 14 oda, mutfak, kiler ve tuvalet bulunmaktadır Binanın en önemli yeri, iki katlı olan yazlık kısmıdır. Bu bölümün ikinci katında önünde çift kemer açıklıklı eyvanı ile baş oda ya da mabeyn (Mabeyn Osmanlı saray ve konaklarında haremlik ve selamlık bölümlerini ayıran daire) odası olarak adlandırılan büyük bir oda bulunmaktadır. Cahit Sıtkı Tarancı 2 Ekim 1910 yılında bu odada dünyaya gelmiştir. 1973 yılında Kültür Bakanlığınca Tarancı ailesinden alınarak kamulaştırılan ev, 1974 yılında restore edilerek Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

8ddb22af-320d-4e2a-a547-5b64bf5019c8.jpg

Müze evi fotoğrafladıktan sonra tekrar aracımıza binerek rehberimizin anlatımları eşliğinde Mardin’e doğru yol aldık derken yolumuzun üzerinde yer alan ve Kırklar dağı olarak adlandırılan bölgede bulunan 10 gözlü köprüyü görmek için yine mola verdik. Ben artık iyice sabırsızlanmaya başlamış bir an önce Mardin’e ulaşmak için can atıyordum. Ama köprüyü görünce ve Kırklar dağının efsanevi hikayesini dinleyince heyecan yerini hüzne bıraktı.

Diyarbakır’ın Güney batısında, Dicle nehri kenarında yer alan  Kırklar Dağı, adını orada toplanan Kırklar Meclisi’nden almış. Kadim Diyarbakır’da yaşayan farklı dinlerden, dillerden, milletlerden olan kırk bilge insandan oluşan bu meclis kentin sorunlarını tartışır, yöneticilere öneriler sunar, yol gösterirmiş. 

28f4fa3c-d330-408d-93be-ec3439eac14a.jpg

Ancak şimdilerde tarih ve doğa düşmanı beton severler ne yazık ki Kırklar Dağı’na da el atmışlar. Efsanelere konu olan bu dağa ardı ardına yapılar dikiyorlar. İçler acısı bu görüntü kentlerini seven Diyarbakırlıların yüreklerini burkuyor.

Gelelim bir çok rivayeti bulunan dağın yürek burkan hikayesine;

Kırklar Dağının arkasında kırklar ziyareti bulunuyor ve çocuğu olmayanlar buraya gelip dilek diliyor, adak adıyor. 

270dbd76-bf04-49bd-afcb-b826724577b0.jpg

Vaktiyle bu bölgede yaşayan Süryani zengin bir ailenin hiç çocukları olmuyormuş. Kadın kırklar ziyaretine gelip dilek diler, adak adar ve bir süre sonra hamile olduğunu öğrenir. Bir kızı olan aile adını, Suzi yani Suzan koyar. Her yıl doğum gününde, annesi onu giydirir süsler ve kırklar ziyaretine götürerek, bir kurban kestirir. Suzan böylesine bin nazlarla büyüyüp güzel bir genç kız olur ve Müslüman komşularının oğlu Adil ile birbirlerine aşık olurlar.

523f104b-f515-4b6a-a94b-99cc06f720f4.jpg

Yine bir doğum gününde annesi Suzi’yi hizmetçilerle birlikte kurbanını kesmek üzere kırklara gönderir. Arkalarından habersizce Adil’de gider, hizmetçilerin kurban kesme telaşından, yararlanan Suzi, Adil ile beraber dağın arkasına dolanır ve orada sevgilerini birbirlerine paylaşırlar. Kırklar ziyareti bu beraberliği bağışlamaz ve ziyaret Suzi’yi çarpar. Genç kız on gözlü köprünün orada, Dicle nehrine düşerek azgın sular arasında kaybolur.  Suzi’nin ölümünden sonra Adil’de dayanamaz, aklını yitirir ve aşıkların arkasından aşağıdaki türkü yazılır.

Kırklardağı’nın yüzü 
Karanlık sardı düzü 
Ben öleydim 
Suzan Suzi 
Ziyaret çarptı bizi 
Köprü altı kapkara 
Anne gel beni ara 
Saçlarım kumlara batmış 
Tarak getir de tara 
Köprünün orta gözü 
Sular apardı düzü 
Ben öleydim 
Suzan Suzi
Dicle ayırdı bizi

844bdbaf-10c4-47e9-a635-235ab49c3364.jpg

Kırklar dağınıda gördükten sonra Mardin’e yol almaya başladık. Veee Mardin’e girdik ancak, ben tarihi, mistik bir şehir beklerken, hali hazırda yaşadığımız vasat, yüksek bina ve sitelerden oluşan bir şehir karşıma çıkınca büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Tam burada rehberimiz devreye girdi ve eski Mardin’e girmeden önce yeni Mardin’i görelim diyerek çevreyi tanıtmaya başlayınca rahat bir nefes aldım.  Daha sonra eski Mardine girdik ve beklediğimin ötesinde bir şehir….

656969c1-9742-4b1b-b66c-f9fdd376bd98.jpg

Otelimize yerleşir yerleşmez yakınında bulunan Sabancı müzesini ve tarihi PTT konuk evini ziyaret ettikten sonra şehrin arkalarında bulunan ve benim fotoğraflamaktan büyük keyif aldığım abbaraları gezmeye çıktık.

53434600-462e-45fc-a933-2d266be21f3f.jpg

Abbaralar... Karanlıklar içinde ruh dinginliğinin ferah aydınlığa geçişinin simgesidir. Dünyanın kaç şehrinde sokakta yürürken bir oturma odasının altından geçebilirsiniz? Mardin abbaraları, yani üstü bir evin odası olan tünelleri, size bu imkanı tanır. Dünyanın kaç şehrinde Sümerlerden Urartular'a, Roma'dan Bizans'a, Selçuklular'dan Osmanlı'ya onlarca uygarlık iz bırakmış, birbirinden farklı pek çok dil ve din hoşgörü içinde birarada yaşamıştır?

d5136699-f345-4408-9504-976faa8df827.jpg

Merdivenli, daracık sokaklarından her biri hálá ya bir camiye, ya bir kiliseye, medreseye, manastıra çıkan Mardin size bunu nasıl başardığını hiç konuşmadan anlatır. Dünyada kaç şehir, 2500 yıllık bir şehircilik anlayışını kendine özgü taşı ve mimarisiyle günümüze taşır? Cevap yine Mardin'dir. Sağlı sollu taş evler bulunan bu dar geçitler gece ayrı güzel gündüz ayrı güzel ama ben en çok ışıkların dans ettiği gecesini sevdim.

88301389-67da-4c5c-9c55-52e53ee84515.jpg

Abbaralardan sonra karnımız epey acıkmıştı, soluğu kebapçı Yusuf Usta’da aldık. Mardin’in meşhur fıstıklı kebabını söyledik yanınada ciğer. Hayatım boyunca böyle lezzetli bir ciğer yediğimi hatırlamıyorum, Mardin’e yolunuz düşerse yemeden dönmeyin.

a15587b2-71e2-4bf4-8828-7c0456a56ae9.jpg

Konakladığımız otele (İzala butik otel) dışardan bakınca taş bir bina görüyorsunuz ancak içeri girince kayboluyorsunuz. Otantik ve oldukça konforlu döşenmiş odalara balkonlardan giriliyor ve balkonlar büyük bir avluya bakıyor. 

Ertesi gün sabah erkenden aracımıza bindik ve başladık Mezopotamya’nın büyülü dünyasını keşfetmeye. 

a042722a-e866-49cd-8c42-26a93a615214.jpg

KASIMİYE.MEDRESESİ

Kentteki Artuklu devrinin son eserlerinden. Çeşmesinden akan su havuzda aldığı şekillerle hayatın evrelerini anlatıyor. Havuzun gençlik dönemini simgeleyen bölümü geniş. Yaşlılıksa tam bir darboğaz.

MOR.GABRİEL.MANASTIRI

M.S. 397 yılında kurulmuş. 7’nci yüzyılda Mor (Aziz) Gabriel adını almış. Midyat’a yaklaşık 22 km. uzaklıkta. Bana göre bölgenin en güzel mimarisi.

DARA.ANTİK.KENTİ

Adını Pers imparatoru Darius’tan alan Dara Antik kenti bugün köy halkıyla altlı üstlü yaşıyor. Öyle ki, bir köy evinin kapısından merdivenle 5-10 basamak indiğinizde 1600 yıl öncesine gidiyor ve 100 bin kişilik garnizon kentinin su ihtiyacını karşılayan Roma sarnıcıyla karşılaşıyorsunuz. Önceleri yarıya kadar toprakla kaplanmış sarnıçta kazılarla taban seviyesine ulaşılmış. Yöre halkı arasında ‘zindan’ olarak anılıyor. M.S. 6’ncı yüzyıldan kalma sarnıcın üzerinde yaşam devam ediyor.

HASANKEYF

Medeniyetlerin ilk ortaya çıktığı Mezopotamya’da yer alan Hasankeyf’in kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor. Kentin kurulduğu kayaların yaklaşık 100 binlerce yıllık akarsu aşındırması sonucu ortaya çıktığı tahmin ediliyor. Antik kentin çevresinde yaklaşık 6 bine yakın mağara bulunuyor. Ilısu barajı çalışmaları nedeniyle artık bu mirası görmek mümkün değil.

DEYRULZAFARAN

M.S. 5’inci yüzyılda inşa edilen manastır, 640 yıl boyunca Süryani Ortodoks patriklerinin ikametgâh yeri olarak biliniyor. Manastırın altındaki güneş tapınağında tavan, harç ve benzeri malzeme kullanılmadan binlerce yıldır kilitli taş sistemiyle duruyor.

Deyrulzafaran deyince hayatı belgesele konu olmuş Bahe’den bahsetmeden geçemeyeceğim. Çünkü bölge gibi Bahe’nin hikayeside tamamen gerçek ve çok hüzünlü.

aeb61872-d6df-45a8-a101-23eb740582d3.jpg

Bahe.. 

1928 doğumlu. Ailenin en küçük tek erkek evladı. Gerçek adı İbrahim. 2 yaşındayken annesinin uyutarak ev işlerine daldığı sırada bir horozun yüzünü parçaladığı bir çocuk. Bu olaydan sonra daha bir ürkek, daha bir çekingen olur İbrahim yani Bahe. Büyüdükçe akranlarına göre yaşamdan ve gelişimden biraz daha geridir. Daha korkak daha zor öğrenen ve öğretilenleri daha zor yapan, algılaması daha yavaş bir yapısı oluşur. Ama içlerinde kimseye zarar vermeyen, en seveceni de odur. Bahe  dört yaşlarına gelince, anormal davranışları zihninde oluşan hasarı belli eder. Öyle ki, bir ömür boyu manastırda yaşamış olmasına ve ana dil olarak Süryaniceyi konuşmalarına rağmen onun Süryaniceyi ömrü boyunca öğrenememesi, sadece ailesinden öğrendiği Arapçayı konuşması hep dikkat çeker. Oyunların vazgeçilmez çocuğudur. Ama nedendir bilinmez, Bahe o talihsiz olaydan sonra hep yaşamdan geridir. Vücudu gelişir ama  aklı, ruhu çocukluktan öteye geçemez. Bahe 5 yaşlarına geldiğinde babası kalp krizi geçirerek aralarından ayrılır ve aile için zorlu günler başlar. Annesi tek başına hem 3 küçük çocuğa bakıp hemde para kazanacak, evi geçindirecek gücü kendinde bulamaz. Bu nedenle Suriye’ye ailesinin yanına gitme kararı alır ancak Bahe kendisi için sorun olacaktır. Günlerce ne yapacağını düşünür ve tek çıkış yolunun Bahe’yi manastıra bırakmak olduğuna karar vererek Deyrulzafaran’ın yolunu tutar. Bahe’ye ‘’geri geleceğim bekle beni’’ diyerek 2 kızını alıp  Suriye’ye döner. Annesinin “Geri döneceğim” sözü, 5 yaşındaki Bahe’nin tutunacağı tek dal olur. Rahipler ve rahibelerin büyüttüğü Bahe manastırın çobanlık, bahçıvanlık işlerini yapar ama geçen yıllar annesini beklemekten alıkoymaz onu. Her sabah bugün gelecek düşüncesiyle uyanan ve günlük işlerini bitirdikten sonra giyinip hazırlanarak annesini beklemeye başlayan Bahe, gece olduğunda yarın gelecek düşüncesiyle uykuya dalar.

ee19d40b-c60c-455f-9ea0-31476034818b.jpg

81 yıl boyunca annesini bekleyen Bahe, 2014 yılı Mart ayında hayata gözlerini kapar ve annesiyle bir daha ayrılmamak üzere buluşur…

fdc2fea5-d26f-4404-a447-fdbb47115014.jpg

Bu gerçek hayat hikayesini dinledikten sonra Deyrulzafaran Manastırını gezmek daha bir anlamlı olmuştu bizim için.

Mardin’den çıktıktan sonra Nusaybin’e doğru Suriye sınırına paralel ilerliyorsunuz. Bir taraf Suriye, bir taraf yemyeşil topraklar arasında ilerlerken bir anda sınır köyüne rastlıyorsunuz. Köy paralelliği bozarak üçgen bir sınır oluşturmuş. Nedeni ise oluşturulan sınırın köyün tam ortasından geçmesi. Köyü ikiye bölmemek için sınırı Yeniköy’ün etrafında dik açı oluşturacak şekilde çevirmişler ve enteresan bir görüntü oluşmuş.

Yeniköy’ü geçtikten sonra bölgenin Yeşil Vadi’si olarak kabul edilen Beyazsu’ya geliyorsunuz. Mardin ve ilçelerinin su kaynağı olan bölgede bir çok restaurant mevcut, dere içine ve etrafına  yerleştirilen tahtlarda alabalık dahil bir çok yemek ve ızgara çeşidi bulabilirsiniz ama alabalığı denemenizi tavsiye ederim.

f05ee695-08b3-4591-833d-f93767378195.jpg

Günü Midyat’ta Sıla dizisinin çekildiği meşhur Midyat Konuk evini ve telkâri atölyelerini gezerek tabi alışverişte yaparak bitirdik. Midyat için yazabileceğim çok bir şey yok aslında, kalabalıktan fırsat bulabilirseniz Midyat Konuk Evi’nin en üst katına çıkıp şehri tepeden izlemek oldukça keyifli, özellikle gün batımına yakın bir saatte güzel bir manzara oluşuyor.

ba695d6a-132a-42c1-b0a7-1cebeeab02a8.jpg

Üçüncü ve son günümüzü yine Mardin çarşısına ayırmıştık. Yarı açık yarı kapalı olan çarşı oldukça renkli görüntülere sahip. Aradığınız her şeyi bulabilmeniz mümkün, yiyecek, içecek, giyecek, hediyelik eşya, bakır, gümüş ve aklınıza gelen her şeyi. Alışverişimizi tamamladıktan sonra istemeyerekte olsa İzmir’e dönmek üzere Diyarbakır havaalanının yolunu tuttuk.

ceb38169-4faf-4beb-8d32-5df8d2961150.jpg

Mardin için yazılacak çok söz kurulacak çok cümle var.

Benim söyleyeceğim son söz…  Görmeden ölmeyin…

c7420739-2a13-4355-9f75-a629ecb3b0c5.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.