1. HABERLER

  2. GENEL

  3. Kendimi Tezhip Yada Minyatür Yaparken Keşfediyorum”
Kendimi Tezhip Yada Minyatür Yaparken Keşfediyorum”

Kendimi Tezhip Yada Minyatür Yaparken Keşfediyorum”

Yasemin Yılmaz, genç bir tezhip, minyatür sanatçısı. “Kendimi tezhip ya da minyatür yaparken keşfediyorum” diyecek kadar da bu mesleğe aşık... Aslında bu röportaja giriş yapmak benim için zor oldu. Hem gururlandım hem de çok duygulandım... Çünkü Yasemin b

A+A-

Röportaj: Işınsu Kaygusuz

Detayları ve inceliğiyle öne çıkan ve ayrı bir sabır isteyen minyatür ve tezhip dalında genç yaşta çok sayıda karma sergiye katılan Yasemin, bu günlerde ilk kişisel sergisini açacak olmanın heyecanını yaşıyor. Ondan kilometrelerce uzakta, Amerika'da olan benim yapabildiğim tek şey ise onunla uzaktan da olsa röportaj yapıp ona bu şekilde destek olmak.

İnsan kardeşiyle röportaj yapmak zorunda kalınca işler biraz değişiyor tabi. Neyi nasıl soracağını bilemiyor. Nereden başlayacağını kestiremiyor. Gazeteci kimliğini bir kenara koyup abla kardeş sohbeti mi yapmalı yoksa, direkt konuya girip soruları peşi sıra mı sormalı, bilemedim…

Kolay yolu seçsem, Yasemin’in kardeşim olduğunu kimselere çaktırmadan yapardım bu işi ama bu kez samimi gelmezdi yaptığım iş. Lafı da fazla uzatmamak gerek aslında. Yasemin, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Tezhip Ana Bilim Dalı mezunu ve hala aynı bölümde yüksek lisans yapıyor. Ben anlatmaya kalksam aralara övgüler serpiştireceğim için sözü hemen ona bırakıp, ona hep sorduğum soruyla başlamak istiyorum.

-Canım kardeşim bu kadar küçük ve bu kadar muntazam nasıl çizebiliyorsun? Bu bir yetenek mi yoksa herkes öğrenebilir mi?

Sen buradayken, birkaç defa ropörtajlarında yanında bulunmuştum, yaptığın işi hayranlıkla izlerdim. Şimdi benimle ropörtaj yapıyorsun, bu beni çok heyecanlandırdı… Sözlerime, daha küçük bir çoçukken söylediğim bir sözle başlamak istiyorum. Bana büyüyünce ne olacağımı sormuştun. Ben de sana “Ressam olacağım, sergiler açacağım” demiştim. Şimdi bu hayalimi gerçekleştiriyorum ve sen benimle ropörtaj yapıyorsun… J

“Yetenekli ve sabırlı değilsen hakkıyla yapamazsın”

Bence bu sanat doğru eğitimle desteklendikten sonra yetenekli olmanın sonucunda ortaya çıkıyor. Bu işi öğrenirken aynı zamanda sabırlı olmayı da öğreniyorsun ve yaptığın sanatı çok sevince bu kadar küçük ve muntazam işler ortaya çıkıyor. Bence öğrenebilmek için bu sanat dalını çok sevmek gerekiyor. Eğer sabırlı değilsen hakkıyla yapamıyorsun.

-Akademik eğitimi alanları ayrı tutarak soruyorum; bu işi yapanlar hep daha olgun ya da yaşını başını almış insanlar olarak geliyor insanın aklına. Bu sanatla uğraşmak için bir yaş olgunluğu gerekiyor mu sence?

Bence bu işi öğrenmek için bu sanatı sevmek gerekiyor ve daha önce de dediğim gibi sabır çok önemli. Sanırım insanlar yaş aldıkça daha sabırlı oluyor, bu yüzden de çoğunluka yaşını başını almış insanlar tercih ediyor. Ama şöyle bir durumda var tabi, bu sanatın tanıtımı gençlere ne kadar yapılıyor. Gençler daha ön yargılı tezhip ya da minyatür sanatına karşı. Halbuki kendi kültürümüze ait bu sanatı bence Türkiye’de daha fazla genç insana tanıtıp anlatabilmeliyiz.

-Sen ve senin gibi bu isle uğraşan ‘genç’ arkadaşlarına gelen eleştiriler nasıl İnsanlar nasıl karşılıyor?

 

Çoğu insan bu sanatı bilmiyor, tanımıyor. O yüzden ilk defa bir eser gösterdiğimde insanlar ön yargıyla yaklaşıyorlar ya da yaptığım sanatın ismini söylediğimde anlamıyorlar. Eserlerde cami ya da hat (yazı) gördüklerinde sadece konuların İslam’la ilgili olduğunu sanıyorlar. Eğer ufak bir araştırma yapsalar bu sanatın 2000 yıl öncesine dayandığını ve Türkler tarafından yapılan bir sanat dalı olduğunu ve sadece dinle ilgili değil insanların, sosyal ve kültürel yaşamlarını, ritüellerini ve mimarilerini tanıtan ve günümüze aktaran, belge niteliğinde özgün bir sanat dalı olduğunu görecekler.

-Türkiye’de bu işin eğitiminin yeterince ve olması gerektiği kadar düzgün verildiğini düşünüyor musun? Yani yeterli ilgi gösteriliyor mu bu sanata ve bu işi yapan sanatçılara?

Okuduğum üniversitede çok değerli hocalarla çalıştım, eğer şuan bu sanatla ilgili bir şeyler biliyorsam onların sayesinde. Hem uygulama hem teorik anlamda çok yeterli ve yetenekliler. Aslında bence kişinin ne kadar öğrenmek istediğiyle de alakalı… Sen ne kadar çok öğrenmek istersen o kadar öğretebilirler.

Bu sanata olan ilgi son yıllarda daha fazla arttı ama yine de yeterince ilgi olmadığını düşünüyorum. Türkiye’de genel anlamda sanat ve sanatçıların gerekli desteği ve ilgiyi bulamaması ayrıca tanıtımdaki sıkıntılar ve geleneksel sanatlarımızın bilinmemesi, yanlış anlaşılması ve din eksenli bakış açılarından dolayı yeterince ilgi gösterilmemektedir.

"Kendine sanatçı diyen ve sadece kopya işler yapan insanlar var"

-Bölümde size ne öğrettiler?

Öncelikle okuduğum bölümün tam adını yazarak bu soruyu cevaplamak istiyorum. Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Tezhip Anasanat Dalı. Anasanat dalı kısmı çok önemli çünkü bölüm üç anasanat dalına ayrılıyor; halı kilim, eski kumaş desenleri, çini anasanat dalı ve tezhip. Benimki tezhip anasanat dalı. Bu dal kitap ve kağıt sanatlarını kapsıyor. Anasanat dalının en temel içeriği tezhip ağırlıkta olmakla birlikte minyatür ve ebru sanatları. Bunun yanında en önemlisi tasarım yapabilme yetisini edindirmeleri. Bence bu gerçekten önemli. Şu anda piyasada kendine sanatçı diyen ve sadece kopya işler yapan insanlar var. Bence bir sanat dalını akademik olarak öğrenmenin bu açıdan önemi büyük.

-Üniversitede öğretilenlerle “ben müzehhip/müzehhibe oldum” diyebilir mi bir kişi ya da aldığı kurslarla?

Üniversitede öğretilenler sadece bu sanat dalı için konuşursak, işin temeli diyebiliriz. Mezun olduktan sonra çalışmazsan pek de müzehhip/müzehhibe oldum diyemezsin bence. Bir de bu sanatta “ustadan el alma” durumu söz konusu. Eskiden akademiler yokken usta çırak ilişkisiyle eğitim alınırdı. Diploma olarak da icazet verilirdi. Şu anda da aynı yöntemle çalışan hocalar ve çırakları var ama layıkıyle bu işi yapanlar bir elin parmaklarını geçmez. O yüzden herhangi bir kursa giderek bu iş öğrenilmez diye düşünüyorum. Ama hobi amaçlı öğrenmek isteyenler için özel kurslar faydalı olabilir. Burda da hocanın eğitimi ve yeterliliği önemli.

“Kendimi tezhip ya da minyatür yaparken keşfediyorum”        

Bu işi öğrenmek için bir zaman sınırı var mı?

Kişiden kişiye göre değişir. Ne kadar fazla çalışıldığı, üzerine düşüldüğü önemli.

 

-Minyatür tezhip ve ebru sanatı arasında bir seçim yapabilir misin?

Seçim yapmam gerekirse minyatür ve tezhip sanatını tercih ederim. Minyatür ile hikayeyi resmedip, tezhiple de zenginleştirmek herzaman hoşuma gider… Ebru sanatını da minyatür ve tezhibin içinde kullanabiliyoruz. Onun da kendine has özellikleri ve keyfi var. Ama ben kendimi tezhip ya da minyatür yaparken keşfediyorum.

-Bu sanatlara hakkıyla vakıf olabilmek için İslam kültürüyle yoğrulmak mı gerekiyor?

Türk toplumu İslamiyeti kabul ettikten sonra, bu sanat dalı el yazması Kur’an-ı Kerim’lerde uygulanmaya başlanmıştır ve İslam anlayışıyla şekillenmiş en ihtişamlı halini almıştır. Ayrıca sadece dini konulu kitaplarda değil; edebi yazmalar, tarih, coğrafya, astroloji ve bilimin her dalıyla ilgili yazılan kitaplarda da tezhip ve minyatürleri görmek mümkün. Örnek olarak, ünlü Türk bilim adamlarından El Cezeri’nin fizik, mekanik ve sibernetik alanında yapmış olduğu makinaların ve uygulamaların bulunduğu el yazması kitaplarında; yapılan makinalar ve sistemler minyatür sanatı tekniği kullanılarak resmedilmiştir. Bu yüzden sadece İslam kültürüyle bağdaştırmak yanlış olur. Çünkü çok eski çağlarda bile süsleme anlayışı vardır.

-Minyatür, tezhip ve ebru sanatının kendilerine has kural ve adapları var mı?

Öncelikli ortak özelliklerinden bahsetmek istiyorum. Üçününde ortak özelliği kitap sanatı olmaları. Genellikle kağıt üzerine yapılmaları ve batının resim sanatı gibi üç boyutlu olmamaları en önemli özellikleri.

Minyatür sanatı belge niteliği taşır. Genellikle kitapta anlatılan konular üzerine konuyu ya da mekanı tasvir eden resimlerdir. Kuralına gelince, bildiğimiz anlamda bir perspektif anlayışı yoktur. İki boyutlu resimlerdir. Ancak kendi içinde çok farklı perspektif anlayışına sahiptir. Belge niteliği taşıması söz konusu olduğundan bu oldukça önem taşır. Örnek vermek gerekirse; belirli bir bölgede olan bir mimari yapıyı minyatür tekniğinde resmettiğiniz zaman yapının bütün cephelerini hatta içini dışını aynı resim üzerinde görebilmeniz mümkündür.

Tezhip sanatı, el yazması kitaplarda hat (yazıların) etrafının bezenmesi amaçlı kullanılmıştır. Tezhip sanatı, stilize edilmiş bitki ve hayvan motiflerinden oluşturulan simetrik ya da asimetrik kompozisyonlardır. Tezhiplenen kitabın konusu önemlidir. Örneğin el yazması bir Kur’an-ı Kerim’e tezhip yapılıyorsa sayfaların kendilerine has tezhiplenme özellikleri vardır. Mesela Kur’an-ı Kerim ilk iki sayfasına “serlevha” dediğimiz tezhip yapılır ama ebedi bir yazmanın serlevha sayfası yoktur.

Ebru sanatına gelecek olursak; tezhip ve minyatür sanatlarına göre farklı bir yapısı vardır. Boya özelliği, uygulama tekniği çok farklıdır. Ortak özellik olarak ebru, kitabı süsleme amaçlı kitapların genellikle boş bırakılan ilk sayfaları ebruludur. Ebru suyun üzerinde yapılıp daha sonra kağıt üzerine alınır. Kullanılan malzemeler diğer sanat dallarına göre farlılık gösterir. Genellikle toprak boyalar sığır ödüyle karıştırılarak suyun üzerinde sıçratılmak suretiyle şekiller verilir ve daha sonra kağıt üzerine alınır.

-Genç sanatçıların Türkiye’de yaşadığı zorluklar nelerdir? Sence ne yapılmalı?

Türkiye’ deki tüm sanatçıların ortak sorunu sadece kendi işimizi yaparak para kazanamıyor olmamız. Sanat fakültelerini bitirip çok ilgisiz alanlarda çalışmak zorunda kalıyoruz. Bizim çalışabileceğimiz alanlarda bize ihtiyaç duyulmuyor ya da para vermek istemiyorlar. Sözleşmeli ya da sezonluk işçi oluyoruz. Bu konuda öncelikle ilgiyi bir yöne çekmek ve sanatçının kendini tanıtmasına fırsat vermek gerekli bence. Bu bazen çok zor. Çünkü para olmazsa kendini tanıtamıyor ve ilgiyi bir yöne çekemiyorsun.

-Biraz da ilgilendiğin sanata gelelim. Mesela her şeyin minyatürü yapılır mı? Mutlaka bir hikayesi olmalı mı o eserin? Nasıl belirliyorsun?

Minyatür sanatının bir takım kuralları var. Bu kurallar tabiki yaşadığımız yüzyıla göre biraz daha esnetilebilir. Ama yine de bir minyatür eserin içinde günümüz mimarilerinden 20 katlı bir kule görmek benim çok hoşuma gitmiyor.

Bir hikaye üzerinden gitmek, minyatür sanatının en belirleyici özelliği tabiki. Ama özellikle anlatılmak istenen kişi ya da mekanlar varsa ona göre de şekillenebilir… Örneğin bir şehri anlarmak istiyorsam o şehrin en bilindik mimari yapısını, ya da kendine has bir özelliğini kullanıp bir kompozisyon hazırlayabiliyorum. Burdaki konu o minyatürde göstermek istediğim şehir oluyor. Tabi benim yorumum ve duygularımla…

-Geleneksel sanatlar için genelde hangi ekipmanlar kullanılır? Ebrunun farkı nedir?

Öncelikle tezhip ve minyatürde kullandığım malzemeleri anlatayım zira ebru sanatının malzemeleri biraz daha teferruatlı.

Tezhip ve Minyatür Sanatlarında en önemli malzememiz kağıt. Kağıdın kullanıma hazırlanması biraz uzun sürüyor. Ham kağıdı alıyoruz, doğal yollarla renklendiriyoruz. Bu doğal yollar, soğan kabuğu, pancar, ceviz kabuğu, safran, kırmız böceği gibi doğadan bulabileceğimiz renk verebilen ne kadar madde varsa işimizi görüyor. Bu maddeleri önce su ile kaynatıyoruz, daha sonra banyo usulü ile renklendiriyoruz. Yani kağıdı düzgün bir şekilde bitki sularının içine batırıyoruz ve rengin ne kadar koyu olmasını istiyorsak o kadar bekletiyoruz. İstediğimiz renk tonuna ulaşana kadar kağıdı kurutup kurutup bu işlemi tekrarlıyoruz.

Bir de sürme usulu renklendirme var tabi. Bu işlemi yapabilmek için murakka değimiz kağıtlarımızı hazırladıktan sonra uyguladığımız bir yöntem. Gelelim murakka yapımına; içerisinde şap, sığır jelatini ve nişasta olan bir muhallebi hazırlıyoruz. Kağıtları su yollarına göre, herkağıdın arasına, hazırladığımız muhallebiden sürerek 4 ya da 6, kağıdımızın gramajı ince ise 8 kat kağıdı yapıştırıyoruz. Yaklaşık bir hafta murakkanın kurumasını bekliyroruz. Murakkamız kuruduktan sonra üzerine fırça ya da sünger yardımıyla bitmi suyundan sürüyoruz. Tekrar kurumaya bırakıyoruz kuruduktan sonra, hazırlamış olduğumuz muhallebiden, aherlemek amacıyla tekrar sürüyoruz.

Aherleme kağıdın terbiye işlemi aslında, genel olarak kullanılan 3 aherleme yöntemi var. Nişasta aheri, yumurta aheri ve gomalak aheri… Nişasta aheri dediğimiz murakka yapımında da kullandığımız muhallebiyi kağıda ya da murakkaya sürerek yaptığımız işlem, yumurta aherinde ise, şap ve yumurta akını karıştırıp elde edilen sıvıyı murakkanı üzerine sürerek yapılan aher çeşidi. Gomalak aheri daha çok hat sanatında kağıdı hem renklendirmek için hem de daha kaygan bir yüzey elde etmek için tercih ediliyor. Gomalak, ağaç reçinesinden elde edilen parlak kahverengi ve pul pul bir malzeme, saf alkol ile karıştırıp kağıda uyguluyoruz.

Şimdi neden aher dedğimiz bu işlemi yapıyoruz. Başta da dediğim gibi, kağıdı terbiye etmek için yaptığımız işlem. Kağıdı terbiye etmek istememiz, kağıdın ham halinde gözle görülmeyen boşluklar ve pürüzler oluyor bunu yok ediyoruz yani kağıdı doyuruyoruz. Böylece kağıt üzerinde fırça çok kolay kayıyor bu da yaptığımız sanatta bize çok kolaylık sağlıyor. Ayrıca hata yaptığımız zaman temizleyerek hatay düzeltme şansımız da oluyor. Tabi bu pürüzsüz haline mühreleme işleminden sonra ulaşıyoruz. Mühreleme dediğimiz işlemi, akik bir taş olan mühre taşıyla, kağıdın üzerinde sürterek yapıyoruz. Böylece çok pürüzsüz ve kaygan bir kağıt elde etmiş oluyoruz.

-Yakında bir sergin olacak. Konusu nedir?

Sergimin genel bir konusu var. Geleneksel Türk Sanatları olarak nitelendirebiliriz. Aslında bu sanatla ilgili şimdiye kadar öğrendiğim ve yaptığım eserleri sergiliyorum. Bu arada bu ayın 26’sında İzmir Resim ve Heykel Müzesi’ndeki sergime de herkesi davet ediyorum. Açılışımız saat 18.00’de.

Amerika’dan İzmir’e ebru öğrenmek için geldiler

-En son Arizona Üniversitesi öğrencileri için bir çalışma yapmıştın. Tepkileri nasıldı?

Evet, Arizona Üniversitesinde Türkçe öğrenen öğrencilerdi. Hem dili geliştirmek, hem de öğrendikleri dilin kültürünü öğrenmek için öğrencilerle ebru workshop çalışmaları yaptık. Onlara ebrunun tarihinden ve kullanılan malzemelerden bahsetmiştim. Bu konular onların çok ilgisini çekiyor. Uygulama yaparken iyi tepkiler alıyorum. Hep bir ağızdan “aaa” seslerini duymak çok keyifli… Sonra herbiri bir ebru yapıyor tabiki.

-Bu işi yapmak isteyenlere tavsiyelerin var mı?

Bu işi doğru yapmak bence en önemlisi, eğer bir kursa gidip öğrenmek isteyenler varsa, bu konuda çok seçici olsunlar. Çünkü piyasada çok fazla bu işi bildiğini iddia eden insanlar var ama ya yeterli değiller ya da yanlış öğrenmişler. Bu gelecek nesillere aktarılması gereken bir sanat dalı bu yüzden çok doğru öğrenilemesi en önem verilmesi gerek durumlardan biri.

-Son olarak eklemek istediğin ve sanatınla ilgili vermek istediğin bir mesaj var mı?

Bir toplumun kendi kültürünü, geleneklerini, sanatını bilmesi ve yaşatması çok büyük bir önem arz ediyor. Bu sanat sadece bir İslam sanatı değil daha derin, köklü aynı Türklerin tarihi kadar eski bir tarihe dayanır. Islemiyetin gelişiyle şekillenip son halini almıştır. Bu sebeple tamamen kendi kültürümüzü yansıtan ve bize ait bir sanat dalıdır. Bu sanata karşı olan ön yargıları aşmalı, gençlere sevdirmeli ve okul öncesinde bile fikir sahibi etmeliyiz çocuklarımızı.

Kardeş ile yapılan röportaj da böyle uzun ve teferruatlı oluyor tabi... Soruları sergi öncesi yoğun döneminde zaman ayırıp yanıtladığın için teşekkür ederim. Son olarak bir kez daha ekleyelim sergi 26 Mayıs Perşembe günü İzmir Resim ve Heykel Müzesinde.

Yasemin Yılmaz kimdir?

Ege Üniversitesinde 2 yıllık moda tasarımı eğitimi aldıktan sonra, lise yıllarından itibaren içinde kalan grafik tasarımı eğitimine devam etmek için Dokuz Eylül Üniversitesi GSF yetenek sınavlarına giren21, bölüm seçmelerinde karşısına çıkan "Tezhip" ifadesine takılır. "Benim kişiliğime en uygun bölümün bu olduğuna inanıyorum" diyerek, grafikten vazgeçer ve tezhip bölümünü işaretler ve bu bölüme de kaydolur. Başarılarla dolu geçen 4 yılın ardından Yasemin halen aynı bölümde yüksek lisansını sürdürüyor. 32 yaşındaki Yasemin Yılmaz çalışmalarını yine kendisi gibi sanatçı olan ve müzik alanında yaptığı çalışmalarla bilinen Murat Yılmaz'la İzmir'deki Alsancak Müzik Atölyesi'nde sürdürüyor.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.