Kibar, akıllı ve bilge dilenci!

Kibar, akıllı ve bilge dilenci!

Ali Eyce yazdı...

Geçimini dilenerek sağlayan, dilenen kişi.

Veya

Bir şeyi arsızca, üsteleyerek isteyen kişi.

Dilencinin sözlük anlamı bu. İster geçimini sağlamak için bunu yap, istersen bir şeyi isteme konusunda çok ama çok ısrarlı olup,  aynı cümleyi defalarca söyle, alacağınız sıfat ‘Dilenci’ olacaktır.

Günümüzde artık bu sıfatı alanların sayısı gittikçe artmaya başladı. Yaş aralıkları da çoğalmaya başladı.  Beş yaşındaki çocuktan, 70 yaşındaki ihtiyara kadar dilencilik yapanları sokaklar görür olduk.

‘Elin, ayağın tutuyor, git çalış kardeşim’ diye sitem ettiğimiz 20-30 yaş arasındaki gençlerin dilenmesi ise ayrı bir acı ve komik durum.

Geçtiğimiz gün denk geldiğim dilenci beni gerçekten çok etkiledi.  Bugüne kadar gördüğüm,  denk geldiğim, dilenme cümlelerinden çok ama çok farklıydı.

25, hadi genç gösteriyor deseniz 30 yaşında, hafif sakallı, giyimi gayet düzgün, Türkçesi ve kurduğu cümleler gayet eğitimli bir delikanlı, bir anda kaldırımda önüme, elini dahi uzatmadan çıktı.

Önce bir adres soracak sandım, sonra sizi tanıyorum diyecek sandım.

Ama ikisini de sadece sandım. 

O genç, aynen şu cümleyi kurdu,

‘Hoş geldiniz beyefendi. Bir bardak çay paranız var mı?

İşletme sahibi gibi ‘Hoş geldiniz’ diyor çok akıllı.

Karşılama heyeti başkanı gibi, ‘Beyefendi’ diyor çok kibar.

İhtiyacını bilen kişi gibi, ‘Çay içmek için’ diyor çok bilge.

Akıllı, kibar ve bilge bir gence, dilenci sıfatını hiç mi hiç yakıştıramadım.

Bu akılla, bu kibarlıkla, bu bilgelikle neden çalışmadığını, çalışamadığını, bir bardak çay alacak parası olmadığını düşündüm.

Bunu düşünerek, o cümleleri kuran akıllı, kibar ve bilge gence cevap vermeden ondan bir kaç adım uzaklaştım.

Düşüncelerimin cevabını bulmaya, o attığım iki, üç adım yetmedi.

Hayatımda dilenen kişiye en son 1998 yılında para verdiğimi hatırladım. O zaman İzmir Adliyesi eski yerinde Konak’taki SKK Bloklarındaydı.

Öğlen haber yazmak için geldiğim gazeteden, yeni bir haber bulmak için adliyeye doğru giderken, yerde mukavva kağıt üzerine oturmuş, gözlükle bir yaşlı kadın gördüm. 

Dilencilerin klasikleşen, insanın içine işleyip, para çıkarmasını kolaylaştıran cümleleri söyleyen yaşlı kadına,  karnım aç olmasına rağmen, cebimdeki tost parasını verdim.

Kadının küçükte olsa bir ihtiyacını görmek için aç kalmayı göze aldım.

Yaşlı kadından uzaklaştıktan 10 dakika sonra, adliyeye giriş yapmadan, haberle ilgili bir sorun çıktığı için gazeteye gelmem istendi.

Ters düzün geri döndüğümde o yaşlı kadının aynı yerde, aynı mukavva kâğıt üzerinde oturduğunu gördüm.

Elinde ünlü fastfood mağazasından aldığı bir hamburger ve gazlı içecek vardı.

O oturduğu yerde karnını ünlü fastfood mağazasından aldıkları doyuruyordu, ben ise çalışarak aç kalmıştım.

İşte o tarihten bu tarihe kadar, duyduğum nağmelere, ağıtlara, dualara rağmen hiçbir dilenciye para vermedim.

O, kibar, akılı ve bilge dilenciyle karşılaşana kadar.

İnsana Dair:
Salih adam dilenirse ancak kendi nefsinden dilenir ve ondan hırsı terk etmesini ister. Çünkü, her saat ver diyen bir nefis, sahibini zillet içinde köy köy dolaştırır. 
Sadi

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.