Esma Doğan
Kışın cilt bakımının önemi: Soğuk havada güzellik değil, sağlık meselesi
Kış geldi mi, kalın kabanlar dolaptan çıkar; ama cildimiz çoğu zaman açıkta kalır. Soğuk hava, rüzgâr, kapalı mekânlarda çalışan kaloriferler derken cilt adeta küçük bir dayanıklılık sınavına girer. “Biraz kurudu, geçer” diye düşündüğümüz o his, aslında cildin bize gönderdiği net bir mesajdır: Bakım şart.
Kış aylarında ciltte en sık görülen problem nem kaybıdır. Soğuk hava, cildin doğal yağ dengesini bozar; rüzgâr bariyer tabakayı zayıflatır; sıcak duşlar ise işi daha da zorlaştırır. Sonuç? Gerginlik, pullanma, kızarıklık ve zamanla artan hassasiyet. Üstelik bu sadece kuru ciltlerin sorunu değildir; yağlı ve karma ciltler de kışın susuz kalır. Çünkü yağ başka, nem bambaşka bir konudur.
Bir diğer sessiz tehlike ise matlaşma. Kışın güneşi az görürüz, hareket azalır, dolaşım yavaşlar. Cilt hücrelerinin yenilenme hızı düşer ve cilt “yorgun” görünmeye başlar. Tam da bu yüzden kış, aslında cilt bakımının altın sezonudur. Yazın güneşten kaçtığımız birçok profesyonel uygulama, kışın çok daha güvenli ve etkili sonuç verir.
Peki evde ne yapmalı? Öncelikle temizleme rutini sert olmamalı. Köpüren, alkol içeren ürünler kışın cildi daha da kurutur. Nazik bir temizleyici ve ardından mutlaka nemlendirici. Ama burada küçük bir ipucu var: Nemlendiriciyi tek başına mucize gibi düşünmeyin. Cilt nemi tutabilsin diye önce suya, sonra onu kilitleyecek içeriğe ihtiyaç duyar. Hyaluronik asit gibi nem bağlayıcılar ve seramid gibi bariyer güçlendiriciler bu dönemin yıldızlarıdır.
“Güneş yok, güneş kremi de yok” düşüncesi ise en büyük yanılgılardan biri. Kış güneşi masum görünür ama UVA ışınları yıl boyu etkindir ve cilt yaşlanmasının ana sebeplerindendir. Özellikle leke sorunu yaşayanlar için kışın güneş koruyucu kullanmak, yazın yapılan tüm bakımların sigortası gibidir.



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.