“Sahipsizliğin de, Yalnızlığın da Çaresini buldum…” Bence çözüm aslında gözümüzün önünde

“Sahipsizliğin de, Yalnızlığın da Çaresini buldum…” Bence çözüm aslında gözümüzün önünde

Özlem Koç Şenoğlu yazdı... “Sahipsizliğin de, Yalnızlığın da Çaresini buldum…” Bence çözüm aslında gözümüzün önünde

Merhameti yasaklamak değil, merhameti organize etmek.

Bir tarafta sokakta yuva bekleyen hayvanlar…

Diğer tarafta hayvanları çok seven, hayatında bir cana yer açmak isteyen ama mama ve veteriner masrafları nedeniyle bunu yapamayan insanlar…

Bir de yalnız yaşayan, evinde bir canın varlığıyla hayatına dostluk katabilecek insanlar var.

Neden bu iki tarafı doğru bir sistemle buluşturmayalım?

Valilik ve belediyeler ortak bir Gönüllü Hayvan Koruyucusu ve Sahiplendirme Sistemi kursun.

Hayvanlara gerçekten iyi bakabilecek vatandaşlar kayıt altına alınsın. Uygun yaşam koşulları değerlendirilsin. Sahiplendikleri hayvanların mama, aşı, kısırlaştırma ve temel veteriner hizmetleri ücretsiz ya da destekli karşılansın.

Koşulları uygun olanların birden fazla hayvana yuva olması teşvik edilsin.

Belediye araçları belirli günlerde kayıtlı gönüllülere mama ulaştırsın. Veteriner hizmetleri düzenli verilsin.

Ama sistem mutlaka denetlensin.

Hayvan gerçekten iyi bakılıyor mu? Sağlıklı mı? Güvende mi?

Valilik koordinasyonunda belediye veterinerleri bunu düzenli olarak takip etsin.

Böylece sadece bir hayvanı sahiplendirmiş olmayız.

Bir cana yuva, bir insana dost kazandırırız.

Erzurum’da sahipsiz hayvanların sokakta beslenmesine ilişkin kararı okuyunca aklıma tam olarak bunlar geldi.

Çünkü yalnızca “beslemeyin” demek bana çözüm gibi gelmiyor.

Peki o can bugün ne yiyecek, ne içecek?

Elbette insanların güvenliği sağlanmalı. Kontrolsüz çoğalma önlenmeli. Kısırlaştırma, aşılama ve sahiplendirme hızlandırılmalı. Bakımevleri yeterli hale getirilmeli.

Ama karşımızdaki bir istatistik değil.

Bir canlı.

Kurul kararını bilmez.
Mevzuatı bilmez.

Açlığı bilir.
Susuzluğu bilir.
Soğuğu bilir.

Bir de insanı bilir.

Çünkü insanlarla yaşamaya alışmış pek çok kedi ve köpek sadece mama aramıyor.

İnsana güveniyor.
Bağ kuruyor.
Bizimle bir arada olmak istiyor.

Mahallenin kedisi, esnafın kapısında uyuyan köpek, her sabah aynı insanın yolunu gözleyen bir can…

Çözüm onları hayatımızdan tamamen koparmak değil; insanla hayvanın güven içinde bir arada yaşayabileceği sistemi kurmak.

Ben Erzurum insanının da vicdanına ve merhametine inanıyorum. Alınan bir idari kararı bütün bir şehrin insanlarıyla özdeşleştirmeyi doğru bulmuyorum.

Bu mesele insanları karşı karşıya getirme meselesi değil.

Ortak çözüm üretme meselesi.

Atatürk, 1924’te öğretmenlere seslenirken Cumhuriyet’in “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” istediğini söylüyordu.

Hepimizi öğretmenler yetiştirmedi mi?

Bize yalnızca okumayı, yazmayı, düşünmeyi değil; başka bir canın acısını anlayabilmeyi de öğretmediler mi?

O halde insan güvenliğini sağlayalım.

Hayvanları da aç ve susuz bırakmayalım.

Kısırlaştıralım.
Aşılayalım.
Sahiplendirelim.
Hayvanseverleri kayıt altına alıp destekleyelim.
Mama ve veteriner hizmetlerini ulaşılabilir hale getirelim.
Ve mutlaka denetleyelim.

Belki de böylece iki ayrı yaraya aynı anda dokunabiliriz:

Sahipsizliğe de, yalnızlığa da.

Bir tarafta yuva arayan bir can…

Diğer tarafta hayatında dostluk arayan bir insan…

Doğru eşleştirme, kamu desteği ve düzenli denetimle ikisine de iyi gelebiliriz.

Çünkü yasak koymak kolay.

Asıl başarı, o canın yarın nerede yaşayacağını, ne yiyeceğini ve kimin tarafından sevileceğini planlayabilmektir.

Bir kap mama bazen yalnızca mama değildir.

Bir yuva da yalnızca dört duvar değildir.

Güvendir.
Dostluktur.
Empatidir.
Merhamettir.
Vicdandır.

Ve belki de en önemlisi:

İnsanlıktır.

Vicdanımız hürse, çözümümüz de vicdanlı olsun.

Merhameti yasaklamayalım.
Merhameti organize edelim.

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.