Sahnenin Perileri şu cümlelere yer verdi:
"Tiyatronun kendi başına bir ülke, dünyayı kaplayan uçsuz bucaksız bir diyar olduğunu anladığımda, içimde doğan karar aynı zamanda bir kurtuluştu: Bulunduğun yerden uzaklaşmaya, koşturmaya hatta yer değiştirmeye hiç gerek yoktu. .
9 yaşımda düştü tiyatro aşkı yüreğime bir daha da hiç dinmedi....
Sonrasında çabam hep kendimi bulmaktı belkide bilinmez uçurumlarda ....
Bazen sadece kendi güneşine doğru yürürsün kendi gölgenin karanlığında...
Sonra bir baktım, kendimi bulduğum tek yerdi sahne....
Kokusunu sevdiğim tek yer....
Bizler küçücük yüreğini tiyatroya adamış olanlar,
İnsanlığa dair yaşanabilecek tüm duyguları sahnede yaşayan ve yaşatanlar...,
Belkide hayatımın en değişik duygu durum karmaşasını yaşıyorum son günlerde.
Hayatımda ilk kez baharı karışlayamadım coşkuyla.
İlk kez seviyor sevmiyor falı bakamadım bu bahar bir papatyayla.
Hayatımda ilk kez bi engel yokken arkadaşlarımı istesem de göremiyorum.
Misal bugün ilk kez kardeşime sarılmak istedim sarılamadım , aynı evin içinde annemi özledim.
Oğlumu kucaklamaya ,bir bebekten bir gün yeniden makas almaya bir daha zamanımız da şansımız da var mı hala bilmiyorum...
İlk kez bu kadar korkuyorum...
İlk kez bu denli yoğunken duygularım sahneye taşıyamıyorum. .
Sahneden haykıramıyorum.
Sahnede yaşatamıyorum.
Hayatımda ilk kez bu kadar korkuyorum ve kimseye ifade bile edemiyorum.
İlk kez bir daha sahneye çıkabilecek miyim bilmiyorum....
İlk kez mesleğime dönebilecek miyim? Emin bile değilim.
Bir daha tiyatro salonunun kokusunu burnuma çekebilecek miyim ? Bilmiyorum.
Bugüne kadar ,bir daha sahneye çıkar mıyım korkusunu bana yaşatan;
Ne bir kişi olabilmişti ne bir sebep,
ne de bir iktidar...
Tiyatro sezgiseldir. Tiyatro öngürüseldir. Tiyatro uyarır. Tiyatro önlem aldırır. Tiyatro öngörür.
Tiyatro karanlığı aydınlatır!!!!
Ölüm ve salgın hastalıklar...
Hangi sanatı yok edebilmiş ki oysa.
Antik yunandaki herkes öldükten sonra tiyatro bitmiş miydi mesela ?
Tiyatro; defalarca koptuysa bile kıyamet,
Her insanlıkla , her uygarlıkta
hemen yeniden filizlenmedi mı coşkuyla ?
Her defasında yenilenerek ....
İnsan var olduğu sürece hiç bitmeyerek.....
Salgın hastalıklar...
savaşlar....
insanın başına gelebilecek olan türlü felaketlerden sonra , en çokta yasaklar eşitsizliklerden somra, yeniden doğmadı mı tiyatro?
Her perde açıldığında.....
Orta çağın karanlığı
Rönesansı getirmedi mi ?
Ardından
Adı gibi yeniden doğuşla...
İnsana insanı insanla anlatan bir
sanatı yok edemez hiç bir şey ...
Ne bir füze ,ne bir diktatör, ne bir iktidar,
ne de pis sinsi yeşil bir canavar. ...(covid19)
Korktuğuma bakmayın biliyorum ki ;
Tiyatro bu korkunç salgından sonra da tıpkı binlerce yıldır olduğu gibi yeni bir hayat damarı bulacak
Ve kendi Rönesansına yeniden doğacak.
Gözlerimi kapattığımda evet sahnede değilim belki 27 Mart‘ta
Bir gün elbet buluşacağız alkışlar arasında....
Belki bir gün ben ;
Yeşil küçük canavarı nasıl yendiğimizi anlatan oyunlar yazarım...
Yetişiriz belki kimbilir papatyalara.... ucundan kıyısından da olsa ilkbahara....
Elbet yeneriz biz o pis yeşil canavarı birlikle ,aşkla,dostlukla,sanatla ....
Ne güzel söylemiş Nazım;
“Hava kurşun gibi ağır!
bağır, bağır, bağır, bağırıyorum
koşun, kurşun eritmeğe çağırıyorum…
O diyor ki bana,
sen kendi sesinle kül olursun ey!
hava kurşun gibi ağır…
ben diyorum ki ona:
kül olayım kerem gibi yana yana.
ben yanmasam,
sen yanmasan,
biz yanmasak,
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..”
27 MART DÜNYA TİYATRO GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN!!!
SAĞLIKLI GÜNLERİMİZ OLSUN.
Olsun da ,
Perdeler kapanmasın, oyunlar sahnelerden inmesin ve alkışlar susmasın!!!
Dionysos'un askerlerine ve tiyatro emekçilerine...
Sahnenin Perileri tiyatrosunda benimle birlikte emek veren kendi sahne arkadaşlarıma,,
Okul arkadaşlarıma,
En çokta yeryüzünden ya da gökyüzünden sesimi duyan tüm üstadlarıma .....
selam olsun