Adrasan Suluada

Suat Bıçak

Adrasan Suluada aynı kelime içinde geçse de aslında Suluada Adrasan beldesi açıklarında bir ada. Buraya adını veren sululuk ise adada çıkan tatlı su kaynağıdır. Adanın arka kısmında bulunan bu yerde kayaların arasında sizi bir su kaynağı karşılıyor. İçilebilir olmakla beraber denizden çıktığınızda da serinleyebileceğiniz ve üzerinizdeki tuzlu suyu atabileceğiniz piyango gibi bir kaynak. Yola çıktığımız kaptan ön tarafın çok kalabalık olacağını ve buradaki kısma kimsenin pek gelmediğini belirtti. Bizi de ilk önce buraya getirdi. Ve dediğinde de haklı çıktı. Çünkü burası adanın ön kısmına göre çok daha temiz ve sakin.

Kayalıklar, su altı geçitleri, çeşitli deniz canlıları burası adeta bir eğlence parkuru gibi. İnsanın hiç sıkılmayacağı türden bir yer. Öğle yemeğine kadar burada kaldık. Elimizdeki pet şişeleri de giderken doldurmayı ihmal etmedik tabi. Daha sonra adayı saat yönünde etrafını dönmeye devam ettik. Maksadımız ön kısımdaki yoğunluğun azalmasıydı. Derken bizi gizli bir mağara karşıladı. Adına korsan mağarası demişler. Çok büyük teknelerin girmesi mümkün değil. Ama biz bu kez 12 kişilik bir tekne tuttuğumuz için ve kaptanımız gerçekten işinin ehli olduğundan bizi kolaylıkla mağaranın sonuna kadar götürebildi.

Mağarada her ne kadar yüzmek istesek de kaptanımız bunu uygun görmedi. Ama su o kadar berraktı ki gözümüzü sudan ayıramadık. Üstelik bir akvaryum gibi bir çok renkli balıkta görebilirsiniz.
Mağaradan sonra Suluada’nın ön kısmına yani o fotoğraflarda görünen muhteşem yere geldik. Adanın doğasında bulunan sarı kum ve denizin maviliği gerçek anlamda bir maldivler görüntüsünü andırıyor.a ancak her yanda tekne olduğundan bizlere yüzmek için kısıtlı bir alan kalıyor.

Fakat adanın güzelliğinden şikayet etmeyi bile unutuyorsunuz. Her gittiğimiz kumsaldan pet şişelere taş toplama geleneğimizi de burada devam ettirdik. Nedense buradaki taş ve kumun bir cazibesi oluyor. Bir saat kadar burada dinlendikten sonra çayımız ve kahvemiz eşliğinde bu cennet adadan ayrılmak zorunda kaldık.

Daha sonraki durak ise anakarada bulunan Fenerkoyu. Gelidonya Feneri gibi eskidende burada fenere gözcülük eden onun bakımları ile ilgilenen insanlar varmış. Hatta bir lojman dahi bulunmakta. Merak ettiğimden çıkıp lojmana baktım. Ama müptezellerin mekanı haline gelmiş maalesef. Fener ise teknolojiye yenik düşmüş ve artık uzaktan bağlantı ile çalışır halde. Son olarak burada bir süre yüzdükten sonra ilke defa hayatımızda tekne turunda yağmura yakalandık. Tabi hazır doğa bize böyle bir imkan sunmuşken yağmur altında biraz daha yüzmeye devam ettik.

Kaptanın yağmurun artacağı yönündeki uyarıları dikkate alarak Suluada maceramızı sonlandırmak üzere Adrasan sahiline geri döndük. Aslında planımız bir güneşi Adrasan sahillerinde batırmaktı. Ama doğa buna izin vermedi. Neyse sağlık olsun. Ülkemin en güzel adalarından birini görmüş, yaşamış olduk. Gerçekten fotoğraflarda ve videolarda göründüğü gibi harika bir yermiş. Ayrıca bizi görtüren kaptanımıza da teşekkür ederim. Kendisini instagramda Adrasantekneturu hesabından bulabilirsiniz.


Bu hafta Adrasan Suluada turundan bu kadar. Haftaya bir başka koyda yada adada görüşmek dileğiyle
Çok Gezin, Çok Okuyun ve Çok Sorun