AHLAKİ ÜSTÜNLÜK TASLAYANLARIN BİLİNÇALTINDAKİ CİNSİYETÇİLİK
Günümüzde bazı insanlar çevresindekileri sürekli “cinsiyetçi”, “ayrımcı”, “önyargılı” olmakla suçlamayı adeta bir ahlaki üstünlük göstergesine dönüştürmüş durumda. Her cümlede ayrımcılık arayan, her davranışı kadın-erkek ekseninden okumaya çalışan ve çevresine sürekli parmak sallayan bu kişilerin gerçekten ne kadar tarafsız olduklarını sorgulamak gerekiyor.
Çünkü psikoloji bize rahatsız edici bir ihtimali hatırlatıyor:
İnsan, bazen en fazla kendi içinde taşıdığı ve kabul etmek istemediği düşünceleri başkalarında görür.
Psikolojide “yansıtma” olarak adlandırılan mekanizmada kişi, kendisinde bulunmasını kabul etmek istemediği düşünce ve özellikleri başkalarına yükleyebilir. “Önyargı kör noktası” araştırmaları da insanların kendi önyargılarını fark etmekte zorlanırken başkalarının önyargılarını son derece kolay teşhis edebildiğini göstermektedir.
Dolayısıyla sürekli çevresindeki insanlarda cinsiyetçilik avına çıkan birinin, önce kendi zihinsel dünyasına bakmasında fayda vardır.
Belki de mesele gerçekten çevresindeki herkesin cinsiyetçi olması değildir.
Belki de kişi dünyayı sürekli kadın-erkek ayrımı üzerinden değerlendirdiği için, normalde cinsiyetle ilgisi olmayan davranışları dahi cinsiyetçilik filtresinden geçiriyordur.
Daha da ironik olanı şudur: Araştırmalar, açık cinsiyetçiliğe karşı çıkan bazı kişilerin kendilerinin başka biçimlerde cinsiyetçi tutumlar taşıyabildiğini göstermektedir. Örneğin “kadınları korumak” adına sürekli kadınların savunuculuğunu yapan bir erkek, kadınları aslında daha zayıf, korunmaya muhtaç veya erkek desteğine ihtiyaç duyan bireyler olarak görüyor olabilir. Psikoloji literatüründe bunun adı “iyiliksever cinsiyetçilik”dir.
Yani insan “Ben kadınları savunuyorum” derken bile kadınları eşit bireyler olarak değil, korunması gereken ayrı bir sınıf olarak görüyor olabilir.
İşte asıl paradoks burada başlıyor.
Çevresine sürekli cinsiyetçilik dersi veren kişi, kendi zihnindeki kadın-erkek kalıplarının farkında bile olmayabilir. Kendisini son derece eşitlikçi görürken, insanları sürekli cinsiyetlerine göre sınıflandırıyor; her olayı kadın ve erkek üzerinden yorumluyor ve böylece mücadele ettiğini düşündüğü ayrımı bizzat kendi zihninde yeniden üretiyor olabilir.
Bu nedenle başkalarını cinsiyetçilikle suçlamak otomatik olarak kişinin daha bilinçli, daha eşitlikçi veya daha ilerici olduğunu kanıtlamaz.
Tam tersine, bazen sürekli suçlayıcı tavır kişinin kendi örtük önyargılarını sorgulamaktan kaçmasının son derece kullanışlı bir yolu olabilir:
Kendi zihnine bakmak yerine başkasına parmak sallamak.
Bilimin söylediği, “cinsiyetçilik uyarısı yapan herkes gizli cinsiyetçidir” değildir. Böyle bir genelleme bilimsel olmaz.
Ancak bilim bize çok daha rahatsız edici bir ihtimali açıkça hatırlatıyor:
Başkalarının bilinçaltını sorgulamaya bu kadar meraklı olanların, zaman zaman önce kendi bilinçaltlarını sorgulamaları gerekebilir.
Çünkü insanın kendisinde görmek istemediği önyargıyı başkasında teşhis etmesi çok daha kolaydır.
Kaynaklar:
* Newman LS, Duff KJ, Baumeister RF. A New Look at Defensive Projection: Thought Suppression, Accessibility, and Biased Person Perception. Journal of Personality and Social Psychology, 1997.
https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/9150580/
* Pronin E, Lin DY, Ross L. The Bias Blind Spot: Perceptions of Bias in Self Versus Others. Personality and Social Psychology Bulletin, 2002.
https://doi.org/10.1177/0146167202286008
* de Lemus S. ve ark. Cinsiyetçiliğe karşı çıkma, feminist kimlik ve benevolent sexism ilişkisini inceleyen araştırmalar.
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC6978718/
* Cinsiyet kimliğinin belirginliği, cinsiyetçilik algısı ve cinsiyetçi davranışlara karşı çıkma üzerine araştırma.
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC5645049/