Ayrılık kronolojisi

Aysel Ateş Abdullazade

Ayrılık ölümdür derler. Ölüm de bir başlangıçtır. Evet, ayrılık bir başlangıçtır o zaman. Yine ve yeniden...

Ayrılık birden bir ben seni terkediyorum değildir. Ayrılık, bir sabah uyanıp aynı şeylerden sıkıldım deyip çekip gitmek de değildir. Ayrılık zerre zerre, nokta nokta birikmişlerin, yıllarca toplanmışların artık o "balona" sığmayıp patlamasıdır.

Bunun bir de kronolojisi vardır. Ayrılık kronolojisi...

Önce kendini anlatır, uzun uzun ifade eder, olumsuzlukları halı gibi göz önüne serer, sorunları apaçık ortaya çıkarır, yani "elini açar" tümü ile. Bazen geceler boyu, bazen kısa bir anda, bazen gözleri ile, bazen dudaklarından çıkan alevli sözlerle anlatır. Anlaşılmaya çalışır, çözüm arar kendince. Çırpınır bir kuş misali. Konuşan kadın için hâlâ umut vardır, kapıyı açmamıştır daha. Eli kapı kolunda olsa da çevirmemiştir o kolu. Konuşan kadın ben çabalıyorum diye bağıran kadındır içten içe.

Duygularını dışa vuran kadının dudakları seğirmeye başlar. Göz kapağında yer alan kasların ani, tekrarlayıcı ve istemsiz kasılmaları yanağında bir yol açar göz yaşı ile. Hıçkırıkla devam eder, usulca devam eder, içine atar, dışına vurur, tüm duyguları bir anda yaşar çevire çevire.

Kulak vermek kadar omuz vermek de önemlidir. Zaten omuz yoksa başını yaslayacağın, dinlenilmek de nafile. Bazı şeyler yetersizdir tek başına. Varmış gibi gözüküp aslında olmayan şeyler yıpratır, yorar, tüketir insanı. Kadın o omuzu bulamıyorsa, o kulağa bir daha birşey anlatmaz zaten.

Ve bir zaman sonra o yapıcı, anlatıcı, çözüm odaklı kadın dudaklarını sözlere, gözlerini damlalara mühürler bir daha açılmamak üzere. Burada kapanır o defter sayfa sayfa. Anlatmaz artık, ifade etmez, konuşmaz öyle uzun uzun, saatlerce. Öylece bakar, bakar, gözlemler, kalbini ve ruhunu dinler. Bir süre dinler öylece ve o sürenin sonunda kendine döner ve bazı sorular sorar. Kendini sorgular. Cevapları bir yerlerde biriktirip onlara odaklanarak karar alma aşamasına geçer. Ve bu aşama asla geri dönüşü olmayan doruk noktasıdır. Kapı kulpu tutulmuş, çevrilmiş ve kapı artık aralanmıştır.

Susma evresi kadın için en güzel dönemdir. İçinde fırtınalı sessizlik yaşar kadın bu dönemde. Sessizliğinde boğar tüm sancıları. Artık yarınların planını oluşturmaya başlar. Mesele aralanmış o kapıdan çıkmak değil artık, mesele o kapıdan çıkınca gidilecek yol, görülecek hayat tablosu, gelecek, umutlar, hedeflerdir.

Kadın başını yukarı kaldırır, adımlar ve topluklu ayakkabısının tıkırtısı ile ayrılık senfonisi duyulur.

Kadın iyi bilir çünkü sevmeyin acısını da, hasretin ağrısını da. Çünkü kadını güçlü kılan sevdiği değil, sevgisidir. Ve bu sevgisini alarak çıkar o kapıdan. Yeni bir yolda o sevgi ile adımlar. Ve bu yüzden hiçbir zaman korkmaz, kaybetmez, yılmaz. Bu gidişler tüm yaşadıklarını bir filme çevirmiştir artık. Sahnede yalnız kalan sensin. Alkışlar sana değil, o gidişe sunulur.

Ayrılık ölümdür, ölüm de bir başlangıç...