İki gündür bizde bir telaş var bir telaş sormayın gitsin.
Ne yazacağım diye düşünmeye daha vaktim yoktu, fikrim yoktu, ben de ne yaşıyorsak onu yazayım dedim.
Zor bir hallerdeyiz!
Bundan 30 yıl önce girdiğimiz üniversite sınavına, dün ve bugün yetişkin genç kızım da girdi.
Allah bütün gençlerin olduğu gibi onun da bahtını ve şansını bol etsin.
Zor bir sınav.
Hayatınızın bundan sonrasında iyi veya kötü ne yaşayacağını belirlediğiniz bir sınav.
Neyle, doğru cevaplarınızla, yanlış cevaplarınızla.
Zekanızla!
İşte bu dünyanın sırat köprüsü gibi olan yerden geçerken ister istemez de çok ama çok stres oluyorsunuz.
Sizi nasıl bir hayatın beklediğini, A, B, C, D ve E seçeneklerinden doğru olanı işaretlemekte buluyorsunuz.
Gerçi zamanımızda artık üniversite bitirmenin bile iş garantisi içinde olmadığını düşünürsek, aslında okumak sadece kendini, sosyal ilişkilerini ve geleceğe bakış açını geliştirmekten başka bir işe yaramadığını söylemekte yanlış olmasa gerek.
Mesela, geçtiğimiz günlerde terzi bir dostum, tam 9 ay yanına terzi aradığına şahit olmuştum.
Terzi terken, öyle elbise ölçüsü alıp, takım dikecek ustalıkta birisi değil.
Paça ölçüsü alıp, kısaltıp, daraltacak cinsten.
Tam 9 ay, 4 bin TL maaş, yol artı sigorta imkanlarına sahip terzilikten anlayan birisini bulamadı.
Sanırım herkes, bilgisayar oyunlarından kalma alışkanlık, Z kuşağı mantığıyla masa başı, sandalye üstü ve çay önü bir iş arıyor kendisine.
Maaşı bol, tatili bol, mesai kısa.
Üniversiteye girmek, 3,5 saatte vereceğin cevaplara ve 4 yılda okuyarak geçireceğin zamana bağlı ama oradan sonra iş bulmak, tamamen elinden, dilinden ve aklından gelen yeteneğine bağlı.
Orada da kaç doğru, kaç yanlış cevap verdiğinizi hiç mi hiç değeri yok.
İşten anlıyor musunuz o önemli.
İyi pazarlar!