Balçova’da gerçek çözüm için sessiz kalma zamanı değil, itiraz zamanıdır

Dr. Taner Akman

Balçova Arsa Mağdurları dosyasında yıllardır beklenen 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ile 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı değişiklikleri meclislerden geçti. Şimdi ise en kritik aşamaya, yani askı ve itiraz sürecine girildi. Bu süreç yalnızca teknik bir plan askısı değildir. Bu süreç, gelecekte doğacak hak kayıplarının önlenebilmesi için vatandaşın kullanabileceği son ve en önemli hukuki güvence mekanizmalarından biridir.

Bugün bazı çevreler, “tüm Balçova Arsa Mağdurları’nın sorunu çözüldü” algısı oluşturmaya çalışıyor. Oysa ortada hâlâ tapusunu alamamış 3500 mağdur daha varken ve planın uzun vadeli etkileri tam olarak ortaya çıkmamışken, “her şey çözüldü” söylemi hukuken de vicdanen de tartışmalıdır. Nitekim kamuoyuna yansıyan açıklamalarda dahi tapusuz mağdurların durumunun çözümsüz kaldığı açık şekilde görülmektedir.

Ancak burada çok önemli bir yanlış anlaşılma oluşmaktadır:

Bazı kişiler, itiraz dilekçesi verilmesini “planı tamamen engellemek” veya “tapuluların kazanımlarına karşı çıkmak” gibi göstermeye çalışmaktadır. Bu doğru değildir.

Tam tersine; hukuki itiraz hakkının kullanılması, hem tapuluların hem tapusuzların gelecekte doğabilecek hak kayıplarına karşı kendilerini koruma altına alma çabasıdır.

Çünkü askı sürecinde itiraz edilmeyen planlar, ileride açılacak davalarda “itiraz etmeyerek zımnen kabul edildi” tartışmalarına neden olabilmektedir. İmar hukukunda askı süreci sıradan bir formalite değildir. Bu süreç; vatandaşın plana ilişkin yoğunluk, emsal, donatı dengesi, mülkiyet kaybı, düzenleme ortaklık payı, eşitlik ilkesi, kamu yararı ve hak sahipliği gibi konularda resmi itirazını kayda geçirebildiği kritik aşamadır.

Dolayısıyla bugün itiraz dilekçesi verilmesini teşvik etmek; birilerine zarar vermek değil, vatandaşın anayasal hak arama özgürlüğünü kullanmasını savunmaktır.

Kaldı ki kamuoyuna yansıyan açıklamalarda dahi, örneğin Son Mühür Gazetesi’nde yer alan haberde BAMSES (Balçova Arsa Mağdurlarının Sesi Derneği) Başkanı Ruhi Eroğlu tarafından, planların emsal, yoğunluk ve hak sahipliği açısından yeterli bulunmaması halinde tapuluların da plana itiraz edebileceğinin açık şekilde ifade edildiği görülmektedir.

Bu nedenle “tapulular itiraz etmesin” yaklaşımı hukuken de mantıken de doğru değildir. 50 yıldır aynı derneklerin çatısı altında birlikte mücadele etmiş olan tapulu ve tapusız mağdurların bu konuda da birlikte hareket ederek askı sürecini iyi takip edip 30 günlük itiraz süresini geçirmeden itiraz dilekçelerini vermeleri hem kendi kazanımları açısından hem de tapusuzların da hızlıca bu çözüme dahil edilmelerini sağlamak amacıyla oldukça önemlidir.

Bugün plan ilk bakışta olumlu gibi görülebilir. İnsanlar yıllardır süren belirsizliğin ardından doğal olarak umutlanmak istiyor. Ancak imar hukukunda asıl önemli olan yalnızca planın bugün ne vaat ettiği değil, yarın uygulamada nasıl hayata geçirileceğidir. Çünkü uygulama aşamasında düşük emsal verilmesi, beklenen yapılaşma haklarının sağlanmaması, yüksek oranlı düzenleme ortaklık payları nedeniyle vatandaşın arsasının küçülmesi, ada bazlı zorunlu birleşmelerle insanların kendi mülkiyetleri üzerinde kontrol kaybetmesi, bazı alanlarda belediye veya belirli projeler lehine yoğunluk avantajları oluşması, kamusal alan dağılımlarındaki dengesizlikler ya da ileride ortaya çıkabilecek farklı uygulama sorunları yeni mağduriyetler yaratabilir. İşte tam da bu nedenle askı sürecindeki itiraz hakkı hayati önem taşımaktadır. Çünkü bugün resmi kayda geçirilmemiş her itiraz, yarın geri dönüşü çok daha zor hukuki sonuçlar doğurabilir. İnsanlar haklarını bugün savunmazsa, yarın “artık plan kesinleşti” denilerek çok daha ağır kayıplarla karşı karşıya kalabilirler.

Nitekim kamuoyuna yansıyan plan notlarında bazı alanlarda kamu veya kamu ortaklığı eliyle yapılacak projelerde emsalin 1.40’a kadar çıkabileceği, kat yüksekliğinin 10 kata kadar artırılabileceği görülmektedir. (egedesonsoz.com)

İşte tam da bu nedenle bugün verilen itiraz dilekçeleri; “çözüm istememek” değil, çözümün adil, dengeli ve gelecekte yeni mağduriyet üretmeyecek şekilde oluşmasını istemektir.

Üstelik mesele yalnızca tapuluların meselesi de değildir.

Çünkü Balçova dosyası başından beri ortak bir mağduriyet hikâyesidir. Aynı vaatlerle para veren insanların bir kısmına tapu verilmiş, bir kısmına verilmemiştir. Aradan yarım asır geçmiş olmasına rağmen hâlâ binlerce insan hak aramaktadır. Bu nedenle tapulu ve tapusuz vatandaşların birbirine karşı konumlandırılması yerine, ortak hukuki zeminde hareket etmesi gerekir. Tapusuz mağdurlar 80’li yaşlara gelmiş olup artık daha fazla vaad dinleyip kenarda yedek kulübesinde sırasının gelmesi ümidiyle bekletilecek durumda değildir. Çoğu zaten kendisi için değil, hayallerini yakınlarına evlatlarına devredebilmenin derdine düşmüştür. Şöyle ki ellerindeki makbuz parçası ne noterde ne de tapu dairesinde ne satılabiliyor ne de devredilebiliyor. Miras olarak bırakılabilmesi bile mümkün değil çünkü an itibarı ile hiç bir hukuki ve mali anlamı ve değeri yok. 80 yaşındaki birine bu saatten sonra çıkıp da 56 yıldır bekledin biraz daha sabret bekle diyemezsiniz. Elbette ki kendisinin dahil edilmediği ve hakları kırpılıp kuşa döndürülmüş olduğu için ileride emsal olarak kendisini de etkileyecek olan kısmi bir “çözüm” planına itiraz edecektir, en doğal hakkıdır.

Gerçek çözüm; yalnızca belli bir grubun “kısmen rahatlatıldığı” değil, bütün hak sahiplerinin kendisini adalet duygusu içerisinde gördüğü ortak ve hızlı bir çözüm olacaktır.

Bugün askıdaki planlara yapılacak itirazlar; belediyelere, siyasilere ve plan yapıcılara şu mesajı verir:

“Bu dosya kapanmadı. Sadece tapulu mağdurlar yok. Aynı zaman diliminde aynı parayı ödemiş, aynı Belediyeye güvenip arsa satın almış tapusız mağdurlar da var. Vatandaş süreci dikkatle takip ediyor. Hak kaybı oluşmasını istemiyor. Ve gerekirse hukuki yolları kullanmaya devam edecek.”

Demokratik hukuk devletinde vatandaşın planlara itiraz etmesi bir suç, ayıp veya “süreci bozmak” değildir.

Tam tersine, hukuk devletinin doğal sonucudur.

Unutulmamalıdır ki bu mesele yalnızca birkaç parselin, birkaç tapunun ya da birkaç teknik plan notunun meselesi değildir. Bu mesele; yıllarca umutla bekleyen insanların, çocuklarına bırakmak istediği geleceğin, ömrünü bu mücadele içinde geçirmiş anne babaların meselesidir. Kimi insanlar bu arsalar için düğün altınını sattı, kimi yıllarca taksit ödedi, kimi “bir gün hakkımız teslim edilir” diyerek ömrünü bekleyerek geçirdi. Şimdi ise önlerinde belki de son büyük hukuki fırsatlardan biri duruyor. Bugün verilecek bir itiraz dilekçesi sadece bir kâğıt parçası değildir,“Ben hakkımdan vazgeçmiyorum” deme iradesidir.

Çünkü tarih, susanları değil; korkmadan hakkını arayanları hatırlar.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.