Pandemiden sonra; covid ile aktif savaşmış olan biz doktorlar başta olmak üzere covid geçirmiş olan kişiler arasında yeni bir ortak şikâyet sessizce yayılıyor: “Beyin sisi.” Tarif etmesi zor ama yaşayan herkesin hemen tanıdığı bir durum bu. Sanki zihnin üzerinde ince bir buğu var; düşünceler ağırlaşıyor, kelimeler gecikiyor, dikkat bir türlü sabitlenmiyor. Hastalarım anlatıyor sanıyordum, sonra aynı cümleleri kendi içimde de kurarken yakaladım kendimi.
Beyin sisi bir hastalık değil, daha çok bir tablo. Konsantrasyon düşüklüğü, unutkanlık, zihinsel yavaşlama… Poliklinikte bir hastanın ismini bir anlığına çıkaramamak, yazacağım ilacı hatırlamak için fazladan birkaç saniyeye ihtiyaç duymak, gün sonunda cümle kurarken zorlanmak… Bunlar tek başına büyük problemler değil belki ama bir araya geldiğinde mesleğin en temel kası olan zihinsel berraklığı törpülüyor.
Peki neden şimdi bu kadar sık? Cevap aslında tek değil. Pandemiyle birlikte hayatımıza giren yoğun stres, düzensiz uyku, uzun çalışma saatleri ve sürekli tetikte olma hali beynin dinlenmesine izin vermedi. Üzerine bir de COVID’in kendine özgü etkileri eklendi. Enfeksiyonu geçiren birçok kişide gördüğümüz o kalıcı yorgunluk ve zihinsel bulanıklık, muhtemelen nöroinflamasyon ve mikrovasküler değişikliklerin bir yansıması. Yani mesele sadece “yorgunum” demek kadar basit değil; beynin biyolojisi gerçekten etkileniyor.
Bir de işin görünmeyen kısmı var: tükenmişlik. Sürekli karar vermek zorunda olan, yüksek sorumluluk altında çalışan bir meslek grubuyuz. Kortizolün kronik yüksekliği, uyku kalitesinin bozulması ve zihinsel yükün hiç azalmaması zamanla dikkat ve hafızayı kaçınılmaz olarak aşağı çekiyor. Buna bir de sık gördüğümüz B12, D vitamini ve demir eksiklikleri eklenince tablo iyice belirginleşiyor.
Pandemi sonrası bir başka dikkat çekici başlık da işitme ve anlama tarafı. Son dönemde “duyuyorum ama anlamıyorum” diyen hasta sayısı belirgin şekilde arttı. Saf ses odyometrisi çoğu zaman kabul edilebilir sınırlarda; ama konuşmayı ayırt etme, gürültüde anlama, kelimeyi seçip zihinde işleme kısmında aksama var. Bu tabloyu klasik anlamda bir işitme kaybından çok, santral işitsel işlemleme zorluğu gibi görmek daha doğru olabilir. Yani sorun kulağın duymasında değil, beynin gelen sesi hızlı ve doğru şekilde çözümleyememesinde.
Bunu da beyin sisinin bir parçası olarak değerlendirmek bana klinik olarak anlamlı geliyor. Çünkü burada da ortak mekanizma aynı: dikkat ağlarında yavaşlama, işlemleme hızında düşüş ve muhtemel nöroinflamatuvar etkiler. Gürültülü bir ortamda konuşmayı takip edememek, hızlı konuşan birini anlamakta zorlanmak ya da aynı cümleyi iki kez dinleme ihtiyacı hissetmek… Bunlar artık sadece “kulakla” açıklanamayacak kadar sık karşımıza çıkıyor.
Son zamanlarda sıkça sorulan bir konu da takviyeler. SİTİKOLİN, OMEGA-3 ve B12 içeren kombinasyonların kısa sürede belirgin rahatlama sağladığına dair meslektaşlarımızdan güzel geri bildirimler alıyoruz. Mekanizma olarak bakınca mantıklı; nöronal iletimi destekleyen, membran stabilitesine katkı sağlayan ve nörolojik fonksiyonları güçlendiren bir üçlü. Özellikle altta eksiklik olan hastalarda daha hızlı ve net bir yanıt görmek mümkün.
Otizm ve DEHB’de de sitikolin bazı çocuklarda dikkat ve zihinsel işlemlemeyi fark yaratacak düzeyde iyileştirebiliyor ama çekirdek semptomları değiştirmiyor o yüzden bu alanda yalnızca destek amaçlı kullanıldığını da belirtmem gerekir.
Benim klinik pratiğimde beyin Sisi konusunda yaklaşımım şu yönde şekilleniyor: Öncelikle temel eksiklikleri ortaya koymak ve düzeltmek; B12, D vitamini, ferritin, tiroid fonksiyonları. Bununla birlikte uyku kalitesini toparlamak ve mümkünse düzenli fiziksel aktiviteyi devreye sokmak. Bu zemin oluşturulduktan sonra, sitikolin + DHA omega-3 + metilkobalamin içeren bir destek tedavisini belirli bir süre kullanmak, özellikle dikkat, zihinsel berraklık ve işitsel işlemleme açısından anlamlı katkı sağlayabiliyor.
Beyin sisi çoğu zaman tek bir nedene indirgenemeyecek kadar kompleks ama iyi tarafı şu: doğru yaklaşımla kısa sürede geri dönüşü mümkün. Bazen gerçekten gereken şey yeni bir ilaç değil; zaten bildiğimiz ama ihmal ettiğimiz temelleri yeniden ciddiye almak. Özetle beyin sisine yakalanmış olmak geri dönüşsüz bir kader değil; doğru hastada, doğru destekle beyin sisinin tamamen dağıldığını görmek mümkün.