Bi kente ev değil gelecek inşa etmek: Hüseyin Aslan!

Arif ÇAYAN

Bazı isimler vardır; onları yalnızca taşıdıkları unvanlarla anlatamazsınız.

Çünkü yaptıkları iş, oturdukları makamdan daha büyüktür.

Ege-Koop Genel Başkanı Hüseyin Aslan da İzmir açısından böyle isimlerden biri.

Onu yalnızca “kooperatifçi” olarak tanımlamak eksik kalır. Gazetecilikten sendikacılığa, kentleşmeden sivil toplum çalışmalarına, eğitimden toplu konuta uzanan uzun bir yolculuğun içinden geliyor.

Ama bana göre Hüseyin Aslan’ın hikâyesinde asıl dikkat çekici olan başka bir şey var:

İnsanın barınma ihtiyacını, yalnızca dört duvar ve bir çatı meselesi olarak görmemesi.

Çünkü kent dediğimiz şey betonla kurulabilir ama betonla yaşayamaz.

Bir yerde yollar, binalar, kaldırımlar yapabilirsiniz. Fakat orada güven, komşuluk, eğitim, yeşil alan ve aidiyet yoksa ortaya çıkan şey bir “kent” değil, yalnızca yapılaşmadır.

Hüseyin Aslan’ın yıllardır savunduğu anlayışın temelinde ise insanı merkeze alan bir kentleşme düşüncesi bulunuyor.

Ege-Koop’un resmi verilerine göre kurum bugüne kadar on binlerce ailenin konut sahibi olmasına katkı sağladı.

Rakam büyük.

Ancak rakamların arkasındaki hayatları düşününce mesele daha da büyüyor.

İlk kez kendi evinin anahtarını cebine koyan bir baba…

Çocuğuna, “Artık burası bizim evimiz” diyen bir anne…

Yıllarca kira ödedikten sonra geleceğe biraz daha güvenle bakmaya başlayan aileler…

Aslında kooperatifçilik tam da burada anlam kazanıyor.

İnsanların tek başına ulaşmakta zorlandıkları bir hedefe, birlikte hareket ederek ulaşabilmesi…

Bugün Türkiye’nin en önemli sorunlarından birinin barınma olduğu tartışmasız.

Konut fiyatlarının ve kiraların aile bütçelerinde yarattığı baskı düşünüldüğünde, yıllar önce ortaya konulan kooperatifçilik modelinin ne kadar önemli olduğu bugün çok daha iyi anlaşılıyor.

Bu nedenle Hüseyin Aslan’ın yıllardır savunduğu model yalnızca geçmişin başarı hikâyesi olarak görülmemeli.

Belki de geleceğin yeniden tartışılması gereken modellerinden biridir.

Çünkü şehirlerin önündeki soru artık sadece “Nereye bina yapacağız?” değildir.

Asıl soru şudur:

Nasıl yaşayacağız?

Nasıl mahalleler kuracağız?

Dar ve orta gelirli vatandaş konuta nasıl ulaşacak?

Çocuklarımız nasıl bir çevrede büyüyecek?

Kentlerimizi rantın mı, insanın mı etrafında şekillendireceğiz?

Hüseyin Aslan’ın çalışmalarında eğitim konusunun ayrıca yer tutması da bu açıdan anlamlı. Ege-Koop’un yayımladığı biyografide, tamamlanan projelerde eğitim kurumlarının oluşturulmasına verilen destek ve Bayraklı’da açılan anaokulu özellikle vurgulanıyor.

Çünkü okul olmadan mahalle olmaz.

Yeşil alan olmadan yaşam alanı olmaz.

Sosyal donatı olmadan kent olmaz.

Ve insan olmadan zaten hiçbirinin anlamı olmaz.

Hüseyin Aslan’ın bir başka önemli özelliği ise gazetecilikten gelmesi.

Yaklaşık 30 yıllık gazetecilik deneyiminin ardından köşe yazarlığını ve televizyon programcılığını da sürdüren Aslan’ın ekonomi, siyaset, kentleşme ve toplumsal meseleler üzerine uzun yıllardır görüşlerini kamuoyuyla paylaştığı görülüyor.

Belki de bu nedenle onun kent anlayışında yalnızca binalar değil, toplum var.

Çünkü gazetecilik insana bakmayı öğretir.

Sokağı dinlemeyi öğretir.

Sorunları masa başından değil, hayatın içinden okumayı öğretir.

Kooperatifçilik ise insanları aynı amaç etrafında buluşturmayı…

Bu iki deneyim birleştiğinde ortaya farklı bir kent vizyonu çıkıyor.

Elbette uzun yıllar boyunca kamuoyunun önünde bulunan herkesin kararları tartışılır, projeleri eleştirilir, yöntemleri sorgulanır.

Zaten demokratik toplumlarda olması gereken de budur.

Ancak bir insanın kent üzerindeki etkisini değerlendirirken geriye dönüp şu soruyu sormak gerekir:

Ne bıraktı?

Hüseyin Aslan söz konusu olduğunda bu sorunun cevabını yalnızca betonarme yapılarda aramak doğru olmaz.

Bir kooperatifçilik kültürü bıraktı.

Birlikte üretmenin mümkün olduğunu gösteren bir deneyim bıraktı.

Kentleşmenin yalnızca müteahhitlik faaliyeti olmadığını hatırlatan bir anlayış bıraktı.

Ve en önemlisi, binlerce ailenin hayatına dokunan bir çalışma geçmişi bıraktı.

Bugün şehirler hızla değişiyor.

Mahalle kültürü zayıflıyor.

Konut giderek bir yaşam hakkından çok yatırım aracına dönüşüyor.

İnsanlar yaşadıkları şehirlerde kendilerine yer bulmakta zorlanıyor.

Tam da böyle bir dönemde kooperatifçilik yeniden konuşulmalı.

Ama eski kalıplarla değil.

Şeffaf, denetlenebilir, çağdaş, çevreye duyarlı ve insan merkezli yeni modellerle…

Hüseyin Aslan’ın uzun yıllara yayılan tecrübesinin belki de bugün için en değerli tarafı burada yatıyor:

Birlikte hareket edildiğinde, imkânsız görünen hedeflerin mümkün olabileceğini göstermesi.

Bir insanın başarı ölçüsü yalnızca aldığı ödüller değildir.

Kaç yıl görev yaptığı da değildir.

Gerçek başarı bazen çok daha basit bir yerde saklıdır:

Bir insanın hayatına dokunabilmekte…

Bir ailenin geleceğini değiştirebilmekte…

Bir kente kalıcı bir iz bırakabilmekte…

Hüseyin Aslan’ın yıllara yayılan yolculuğuna baktığımda benim gördüğüm tablo budur.

Gazetecilikten kooperatifçiliğe, eğitimden kentleşmeye uzanan uzun bir mücadele…

Ve bütün bu hikâyenin merkezinde değişmeyen tek bir kelime:

İnsan.

Çünkü sonunda şehirleri binalar değil, insanlar yaşatır.

Ve bazı insanlar yalnızca o şehirde yaşamaz.

O şehrin hikâyesine iz bırakır.

Hüseyin Aslan da İzmir’in hikâyesinde iz bırakan isimlerden biridir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.