Bazı hikâyeler vardır, ne bir kelimeye ihtiyaç duyar ne de uzun uzun anlatılmaya…
Bazen tek bir bakış yeter.
Bazen bir camın iki yanında bekleyen iki küçük yürek, insanlara sevginin en güzel hâlini anlatır.
İşte bizim hikâyemiz de böyle başladı…
Ofisimizin sevimli sakini Leyla ile hemen yanımızdaki balıkçı komşumuzun kedisi Mecnun'un hikâyesi…
Bir tarafta Leyla…
Ofisimizin içinde, kendine ait küçük dünyasında yaşayan, zaman zaman nazlanan, bazen etrafı meraklı gözlerle izleyen güzel kızımız.
Diğer tarafta Mecnun…
Komşu balıkçının yakışıklı, sarı tüylü kedisi.
İkisinin arasında ise sadece bir cam kapı var.
Ama o camın iki yanında öyle bakışmalar yaşanıyor ki insan ister istemez durup izliyor.
Sanki yıllardır birbirini tanıyan, konuşmadan anlaşan iki eski dost gibiler…
Mecnun geliyor, kapının önünde duruyor.
Leyla içeriden bakıyor.
Dakikalarca süren o sessiz bakışmalar bazen öyle anlamlı hâle geliyor ki, insan onların dünyasında neler yaşandığını merak ediyor.
Acaba birbirlerine ne anlatıyorlar?
Birbirlerini özlüyorlar mı?
Yoksa sadece o masum merakın, o tarifsiz yakınlığın tadını mı çıkarıyorlar?
Bilmiyoruz…
Ama bildiğimiz bir şey var.
O camın iki yanında, insanın içini ısıtan bir güzellik yaşanıyor.
Geçtiğimiz günlerde Mecnun'un camın önüne gelip patisini kaldırdığı anı fotoğrafladık.
İçeride Leyla, dışarıda Mecnun…
Sanki aralarındaki görünmez mesafeyi küçültmek ister gibiydi.
O küçücük patinin cama doğru uzanışı, bazen insanların sayfalarca anlatamadığı duyguları hatırlattı bana.
Belki bir selamdı…
Belki bir oyun daveti…
Belki de sadece, "Ben buradayım" demenin kedilere özgü bir yoluydu.
Kim bilir?
İşte o anlarda insan, sevginin yalnızca kelimelerle anlatılmadığını bir kez daha anlıyor.
Bu güzel karşılaşmaların fotoğrafları sosyal medyada da dikkat çekti.
Leyla ile Mecnun'un birbirlerine bakarken yakalandıkları kareler, görenleri gülümsetti. Ortaya hem renkli hem de insanın yüreğine dokunan görüntüler çıktı.
Bir kedi içeride, diğeri dışarıda…
İki ayrı dünya, iki ayrı yaşam…
Ama aynı kapının önünde buluşan iki meraklı bakış.
Üstelik isimleri de hikâyelerine ne kadar yakışıyor!
Leyla ve Mecnun…
Yüzyıllardır dillere destan olan bir sevda hikâyesinin iki ismi, şimdi bizim ofisimizin kapısında yeniden karşımıza çıkıyor.
Elbette onların birbirlerine ne hissettiğini bilemeyiz.
Belki merak, belki alışkanlık, belki de kendilerine özgü bir dostluk…
Ama biz insanlar o görüntülerde biraz sevgi, biraz umut, biraz da kendi hayatımızdan bir parça buluyoruz.
Çünkü hepimizin hayatında bir camın ardından baktığı, dokunamadığı ama varlığından mutluluk duyduğu birileri olmadı mı?
Bazen mesafeler vardır aramızda.
Bazen yollar, bazen duvarlar…
Bazen de sadece bir cam.
Ama içten gelen bir yakınlık, bütün o engelleri bir anlığına unutturabilir.
Leyla ile Mecnun'u izlerken aklıma hep aynı düşünce geliyor:
Biz insanlar sevgiyi ne kadar da karmaşık hâle getiriyoruz.
Birbirimizi anlamak için uzun cümleler kuruyor, bazen küçücük meselelerden kocaman kırgınlıklar çıkarıyoruz.
Oysa onlar konuşmuyor.
Birbirlerine söz vermiyor.
Bir beklenti dile getirmiyor.
Yalnızca bakıyorlar…
Ve o bakışların bizde uyandırdığı duygu, bazen bütün kelimelerden daha güçlü oluyor.
Hayvanların dünyası bana her zaman başka bir şey öğretmiştir.
Bir canlının mutluluğuna ortak olmanın, onunla aynı dünyayı paylaşmanın ve küçücük anlardan büyük sevinçler çıkarmanın değerini…
Günün yoğunluğu, telefonlar, haberler, toplantılar, bitmeyen koşuşturmalar…
Bütün bunların arasında bazen başımızı kaldırıp kapıya bakıyoruz.
Leyla yine orada mı?
Mecnun gelmiş mi?
İkisi yine birbirine bakıyor mu?
Ve onları gördüğümüzde yüzümüzde istemsiz bir tebessüm beliriyor.
İşte mutluluk bazen bu kadar basit.
Ne büyük servetlerde ne de gösterişli hayatlarda…
Bazen bir ofisin cam kapısında, birbirine bakan iki kedinin gözlerinde saklı.
Leyla ile Mecnun belki de bize farkında olmadan hayatın en güzel derslerinden birini veriyor:
Sevgi her zaman dokunmak değildir.
Bazen uzaktan bakabilmektir.
Bazen aynı yerde yeniden karşılaşmanın mutluluğudur.
Bazen de hiçbir şey söylemeden, sadece orada olmaktır.
Şimdi bizim ofisimizin küçük bir hikâyesi var.
İçeride Leyla…
Dışarıda Mecnun…
Aralarında incecik bir cam, çevrelerinde kocaman bir dünya…
Ve bizler, bu güzel hikâyenin gülümseyerek izleyen tanıklarıyız.
Dilerim o masum bakışlar hiç eksilmez.
Dilerim hayatın bütün telaşına rağmen böyle küçük güzellikleri görebilecek kadar duyarlı kalabiliriz.
Çünkü dünya yalnızca insanların hikâyelerinden ibaret değil.
Bazen en güzel hikâyeyi iki kedi yazar.
Hem de tek kelime etmeden…
Ve kim bilir…
Belki de aşkın en masum hâli, bir camın iki yanında birbirine bakan Leyla ile Mecnun'un gözlerinde saklıdır.
Sevginin dili yoktur… Ama anlayan bir kalbi mutlaka vardır.