BİR KÖPEĞİN HİLTONU

Banu Pirinçcioğlu

Köpekler yaşlanınca aynı insanlar gibi yüzü sarkar. Gözleri aşağıya düşer. 

Yaşlı bir köpeği nerede görseniz içiniz erir. Yani erir herhalde, benimki eriyor çünkü. 

Bir de terk edilmişse eğer, işte o zaman elimde mendil saatlerce ağlarım. 

Yaşadıklarını düşünürüm. Bunca sene bir evin prensi, prensesi olmuş, o evin insanını ailesi bilmiş. Yatağı, güvenli çatısı, yemeği, herşey bildiği gibiyken bir anda dünyası başına yıkılır. Çünkü sahibine göre artık tamamdır. Huzurevine gidecek yaşa gelmiştir köpek. Alır eşyalarını, sağolsun yatağına kadar toplar, götürüp barınağa bırakır.  Barınak bir nevi resort oteldir çünkü. Özel odası vardır, yemekler binbir çeşittir. Kuş sütü eksik sofralar kuruludur. Klimalı odalar vardır. Başını okşayan, alıp da bağrına basan harika insanlar olur hep barınaklarda. Yediği önünde yemediği de önündedir. O kadar lüks bir ortamdır. 

Tut ki öyledir sahiden de. 

Diyelim ki barınaklar lüks köpek bakım evleridir. 

Köpeğin istediği bu mudur? 

Köpek hele ki sahibi yanıbaşında yaşlanmış bir köpek, onun dizinin dibinde ölmek ister. Kuş tüyleriyle sarsan da sahibini değişmez. İnsanı olmadan sıcak bir odada kalmaktansa, yanında insanıyla sokakta soğuk taşta yatmayı tercih eder. 

Terk edilen yaşlı köpek ne yapar?

Önce bekler. 

Bekler, bekler, bekler. 

Çalan kapılara bakar, sokaktaysa her geçen arabaya. 

Barınaktaysa, her ayak sesine. 

Gelmeyince sevdiği, başını bir daha kaldırmaz. 

Biliyor musunuz,  sahibini beklerken intihar eden köpekler gördüm. 

On sene önceydi. Bir dalmaçyalı, terk edildi. Onu bulan kişinin çabasını unutamıyorum. Yesin diye neler yaptı. Onu ne çok sevdi. Yemedi, su bile içmedi. Serum bağladılar ama o başını bile kaldırmadı. Öldü gitti. 

Köpekler duygusal varlıklar. Tahmin edemezsiniz üzüntülerini. 

Gözlerine baktığım için biliyorum. Kalbiniz dayanırsa bakarsınız zaten. 

Huzurevi vardır ya hani. Uğraşılmak istenmeyen, artık fena halde yük olan aile  büyüklerinin bırakıldığı yer. Ona nasıl üzülüyorsam köpeğin yaşlısına da aynıdır üzüntü derecem. 

Bir farkları yok birbirinden.  İkisinin de söz hakkı yok. Konuşamıyor, karar veremiyor. Onların adına karar veren, konuşabilen, şimdilik daha güçlü olan insan  yapıyor herşeyi. Onlara da yaprak gibi sürüklenmek kalıyor. 

Eğer ki anne babanıza bir gün bunu yapabilecek bir zihniyetseniz, size lafım yok. Çürümüş bir içiniz var, ne desek boş. 

Ancak, bir gün anne babanıza kıyamayacak, onları asla terk etmeyecek bir kalbiniz varsa, köpeğinizi de terk etmeyin. 

Elden ayaktan düşmüş anne babanızdan bir farkı yok onun. 

Daha çok ilginize, şefkatinize ihtiyacı var. 

Köpek evini ister. Bildiği ortamını, ailesini ister.  

Kendinizi düşünün. On gün tatile gidip eve dönünce, "insanın evi gibi yok" demiyor musunuz?

Evim evim diye koşarak gelmiyor musunuz?

Bazen düşünürüm. Köpeğim konuşabilse, bana ilk söylediği şey ne olurdu diye merak ederim. Öyle bir makine olsa, düşüncelerini sözlere dökse, ne duyardım?

Öyle sanıyorum ki, bir seni seviyorum derdi,iki beni bırakma. 

Terk etmeyin. Ne yaşlıyı ne genci. Hiçbirisini terk etmeyin. Ama hele ki yaşlanıp o gözler iyice düştüyse sakın bırakmayın. 

Minicik bir merhamet kırıntısı bile varsa içinizde, ona güvenin. 

Terk etmeyin. 

Çok ama çok üzülüyorlar. Beş yıldızlı otele değil, size ihtiyaçları var. 

Bir köpeğin Hiltonu, onun insanıdır. 

Terk etmeyin. 

Not: Resimdeki yaşlı golden 18 sene babamın el bebek gül bebek baktığı canımız Romeomuz. Hala özlüyoruz.