Bazen bir kenti anlatmak için uzun raporlara, kalın dosyalara gerek yoktur.
Bazen tek bir kulübe yeter…
İçinde şefkat varsa, vicdan varsa, sorumluluk varsa.
Seferihisar’da başlatılan Kulübe Destek Kampanyası işte tam da bunu hatırlatıyor bize.
Soğuk demir kafeslerin ardında sessizce bekleyen canlara, “buradasın ve değerlisin” deme cesareti bu.
Bir kulübe…
Ama içinde umut var.
Bir kulübe…
Ama içinde yeniden hayata tutunma isteği var.
Bu dayanışmanın bir diğer anlamı da şu:
Bir belediye başkanının makamdan değil, vicdandan konuşması.
Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, 10 kulübe bağışlayarak barınağa gittiğinde aslında yalnızca ahşap bir yapı bırakmadı geride.
O kulübelerle birlikte bir mesaj bıraktı:
“Sokakta yaşayan her can bizim sorumluluğumuzdur.”
Bu söz, bir protokol cümlesi değil.
Bir seçim vaadi hiç değil.
Bu söz, yaralı bir patilinin gözlerine bakınca kurulan bir cümle.
Korkuyla titreyen bir canın başını okşarken söylenen bir cümle.
Kulübeler sayesinde can dostlar toprağa basıyor, gökyüzünü görüyor, birbirleriyle temas ediyor.
Kafesler hayvanı korur belki ama kulübeler iyileştirir.
Çünkü iyileşmek, sadece ilaçla değil; güvenle, temasla, sevgiyle olur.
Veteriner hekimlerin işi de böylece kolaylaşıyor.
Ama asıl kolaylaşan, hayvanların kalbi…
Ve belki de en çok, bizim vicdanımız.
Seferihisar’da bugün bir kulübe yapılıyorsa, aslında bir korku biraz daha azalıyor.
Bir travma biraz daha hafifliyor.
Bir hayat, yeniden insana güvenmeyi öğreniyor.
Ve şunu bir kez daha anlıyoruz:
Sokak hayvanları bize emanet.
Bu emaneti sahiplenen belediyeler, bu emaneti sahiplenen başkanlar, aslında insanlığımıza sahip çıkıyor.
Bir kulübe küçük görünebilir.
Ama bazen bir kulübe, koskoca bir şehrin kalbini anlatır.