Bir meclis üyesine bin teşekkür: Mesele makam değil, insana dokunabilmek

Arif Çayan yazdı... Bir meclis üyesine bin teşekkür: Mesele makam değil, insana dokunabilmek

Dün gece telefonum çaldı.

Saat ilerlemişti.

Arayan Urla’dan bir vatandaştı.

Ses tonunda öfke yoktu. Şikâyet yoktu. Siyasi bir tartışma başlatmak gibi bir niyeti de yoktu.

Sadece teşekkür etmek istiyordu.

Ama öyle sıradan bir teşekkür değildi bu.

Konuşmaya başladığında, belli ki yaşadığı bir olay onu derinden etkilemişti. AK Parti Urla Belediye Meclis Üyesi Ümit Arslan’ın, yaşadığı bir sorunla yakından ilgilendiğini anlattı.

“Bir meclis üyesi bu kadar ilgilenir mi?” dedi.

Sonra sustu.

Belki birkaç saniye…

Ama o birkaç saniyelik sessizlik bile çok şey anlatıyordu.

İnsan bazen derdini anlatacak birini bulamadığında yorulur.

Kapı kapı dolaşır.

Telefon açar, cevap alamaz.

Bir kuruma gider, başka yere yönlendirilir.

Bir başkasına derdini anlatır, “ilgileniriz” denilir ama sonra unutulur.

İşte tam da böyle zamanlarda birinin gerçekten dinlemesi, meseleyi sahiplenmesi, “Ben bunun peşini bırakmayacağım” duygusunu vermesi insanın içinde bambaşka bir yere dokunur.

Beni arayan vatandaşın anlattıklarından benim anladığım tam olarak buydu.

Ümit Arslan, o vatandaşın sorununu sadece dinlememiş.

İlgilenmiş.

Takip etmiş.

Yanında durmuş.

Belki de yapılan şey dışarıdan bakıldığında çok büyük görünmeyebilir.

Ama bazen bir insan için en büyük yardım, yalnız olmadığını hissetmektir.

Vatandaş konuşurken bir cümle söyledi:

“Allah razı olsun, böyle insanlar da varmış.”

İşte o cümle beni etkiledi.

Çünkü siyaseti yıllardır izliyoruz.

Büyük laflar duyuyoruz.

Projeler dinliyoruz.

Vaatler duyuyoruz.

Kürsülerde uzun uzun konuşmalar yapılıyor.

Ama vatandaşın asıl baktığı yer çok daha basit.

Derdine kim kulak verdi?

Telefonuna kim cevap verdi?

İşini kim takip etti?

Zor anında kim yanında durdu?

Bazen siyasetin gerçek karşılığı, işte bu soruların cevabında saklı.

Beni arayan vatandaşın partiyle, siyasetle, ideolojiyle ilgili tek kelime etmemesi de dikkatimi çekti.

O, kendisiyle ilgilenen bir insanı anlatıyordu.

Bir makamı değil.

Bir partiyi değil.

Bir insanı…

Belki de siyasetin en güzel tarafı da burada ortaya çıkıyor.

İnsanla temas kurulduğu yerde.

Vatandaşın gözünün içine bakıldığı yerde.

Bir derdi gerçekten dert edinildiği yerde.

Hep eleştiriyoruz.

Yanlış gördüğümüzde yazıyoruz.

Eksik gördüğümüzde söylüyoruz.

Ama hakkını teslim etmek gereken bir durum olduğunda da susmamak gerekir.

Çünkü adalet sadece eleştirmek değildir.

İyiyi gördüğünde onu da söyleyebilmektir.

Dün gece Urla’dan gelen o telefon bana bunu bir kez daha hatırlattı.

Bir vatandaşın içtenlikle söylediği teşekkür, bazen onlarca basın açıklamasından daha değerlidir.

Çünkü o teşekkür yazılmış değildir.

Hazırlanmış değildir.

Bir danışmanın kaleminden çıkmamıştır.

İçten gelir.

Yaşanmışlıktan gelir.

Ve insanın kalbine dokunan tarafı da budur.

Beni arayan vatandaşın sözleri hâlâ kulağımda:

“Bir meclis üyesi bizimle bu kadar ilgilendi. Allah razı olsun.”

Bence bundan daha büyük bir teşekkür de yoktur.

Ümit Arslan’ın yaptığı neydi?

Yardım mı?

Destek mi?

İlgi mi?

Belki hepsi.

Ama bana sorarsanız asıl mesele şuydu:

Bir insanın derdini küçümsememek.

Onu yalnız bırakmamak.

Ve görev yaptığı ilçede bir vatandaşa, “Senin sorunun benim de sorunum” duygusunu hissettirmek.

Bugün siyasette en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de belki tam olarak budur.

Daha çok dinlemek.

Daha çok dokunmak.

Daha çok insan olmak.

Çünkü günün sonunda makamlar unutulur.

Görevler biter.

Rozetler çıkar.

Ama bir insan, zor gününde kendisine uzatılan eli kolay kolay unutmaz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Gündem Haberleri