İzmir’in Aliağa ilçesi, bugün sanayi kimliğiyle öne çıksa da topraklarının altında ve kıyılarında binlerce yıllık bir geçmişi barındırıyor. Bu geçmişin dikkat çekici parçalarından biri de Aiolis Bölgesi’nin önemli yerleşimleri arasında gösterilen Myrina Antik Kenti. Günümüze görkemli yapılarının büyük bölümü ulaşamasa da Myrina, özellikle nekropolü ve pişmiş toprak heykelcikleriyle antik dünyanın izlerini bugüne taşıyor.
AİOLİS’İN ÖNEMLİ KENTLERİNDEN BİRİYDİ
Myrina, Batı Anadolu'da antik çağda Aiolis olarak adlandırılan bölgede, günümüz Aliağa sınırları içerisinde yer alıyor. İzmir ve çevresindeki Aiol kentleri arasında Myrina'nın yanı sıra Kyme, Gryneion, Pitane ve Aigai gibi yerleşimler de bulunuyordu.
Kentin adına tarihsel kayıtlarda Delos Birliği'ne yaptığı ödeme dolayısıyla rastlanıyor. Myrina, MÖ 560 sonrasında Lydia Kralı Kroisos'un egemenliğini tanırken MÖ 454-425 yılları arasında Atina Konfederasyonu içinde anıldı. Pers hakimiyetinin ardından MÖ 334'te diğer Aiol kentleri gibi Büyük İskender'in egemenliğine girdi. Daha sonraki süreçte ise Bergama Krallığı'na bağlandı.
Bu siyasi değişimler, Myrina'nın Ege'deki farklı güçlerin hakimiyetine sahne olan uzun tarihinin de göstergesi oldu.
MYRİNA'YI DÜNYAYA TANITAN KÜÇÜK HEYKELCİKLER
Myrina'yı arkeoloji dünyasında özel kılan unsurların başında pişmiş topraktan yapılan figürinler, yani terrakota heykelcikler geliyor.
Kentte toprak üstündeki mimari kalıntıların büyük bölümünün zaman içerisinde başka yerlerde yapı malzemesi olarak kullanıldığı belirtiliyor. Buna karşılık çevrede bulunan çok sayıdaki seramik parçası ve terrakota figürin, araştırmacıların ilgisini Myrina'ya yöneltti. Kent, zamanla özellikle pişmiş toprak heykelcikleriyle tanınır hale geldi.
Myrina'nın bulunduğu tepelerde tespit edilen çanak çömlek parçaları, figürinler, mimari frizler ve lahit kapakları da kentte gelişmiş bir kültürel yaşamın varlığına işaret ediyor.
NEKROPOL MYRİNA'NIN GEÇMİŞİNE IŞIK TUTUYOR
Myrina'da dikkat çeken alanlardan biri de kentin nekropolü. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin Aliağa'nın tarihi mirasına ilişkin verdiği bilgilerde Myrina'da nekropol kalıntılarının tespit edildiği belirtiliyor.
Nekropolde ortaya çıkarılan buluntular, Myrina'nın yalnızca siyasi tarihinin değil, antik dönemde burada yaşayan insanların gündelik yaşamının, inançlarının ve ölü gömme geleneklerinin anlaşılması açısından da önem taşıyor.
GÖRKEMLİ KENTTEN NEDEN ÇOK AZ İZ KALDI?
Myrina'nın hikâyesinin en dikkat çekici taraflarından biri, geçmişte önemli bir yerleşim olmasına rağmen bugün toprak üzerinde çok az mimari kalıntısının görülebilmesi.
İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün aktardığı bilgilere göre Myrina'nın toprak üstündeki kalıntılarının büyük bölümü, yüzyıllar boyunca çevredeki başka yapıların inşasında kullanıldı. Bu nedenle kentin mimari parçalarının önemli bölümü günümüze ulaşamadı. Kentin limanına ait taşlar ise ayakta kalan sınırlı izler arasında gösteriliyor.
Dolayısıyla Myrina, Efes veya Bergama gibi ilk bakışta görkemli yapılarıyla kendisini gösteren bir antik kentten farklı bir görüntü sunuyor. Kentin geçmişini anlamak için toprağın altındaki buluntular ve arkeolojik araştırmalar çok daha büyük önem taşıyor.
MYRİNA'DA KAZILAR YENİDEN DEVAM EDİYOR
Antik kentin hikâyesi yalnızca geçmişte yapılan araştırmalarla sınırlı değil. Myrina Antik Kenti'nde kazı, temizlik, restorasyon ve belgelendirme çalışmaları 2023 yılından bu yana devam ediyor. Kültür ve Turizm Bakanlığının İzmir'deki yerli kazı başkanlıkları listesinde de Myrina, kentte araştırmaların sürdüğü arkeolojik alanlar arasında bulunuyor.
Devam eden çalışmalar, bugün yüzeyde sınırlı izleri görülebilen kentin geçmişinin daha ayrıntılı biçimde ortaya çıkarılması açısından önem taşıyor.
ALİAĞA'NIN SANAYİNİN GÖLGESİNDE KALAN TARİHİ
Bugün Türkiye'nin önemli sanayi merkezlerinden biri olarak bilinen Aliağa, aynı zamanda dikkat çekici bir antik kent yoğunluğuna sahip. İlçe ve yakın çevresinde Myrina'nın yanı sıra Kyme ve Gryneion gibi önemli antik yerleşimler bulunuyor.
Binlerce yıl önce Ege kıyılarında yaşamın sürdüğü Myrina ise bugün görkemli yapılarından çok toprağın altından çıkan küçük eserlerle hikâyesini anlatıyor. Bir dönem farklı krallıkların ve siyasi güçlerin hakimiyetine giren kent, pişmiş toprak figürinleri ve nekropolünden çıkan buluntularıyla İzmir'in az bilinen arkeolojik miraslarından biri olmayı sürdürüyor.