Siyasette bazen bir koltuğun boş kalması, saatlerce yapılan konuşmadan daha fazla şey anlatır.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun İzmir programında ortaya çıkan tablo da tam olarak böyleydi.
Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, Bayraklı Belediye Başkanı İrfan Önal, Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız, Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit, Narlıdere Belediye Başkanı Erman Uzun ve Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı, Suat Taşer Sanat Merkezi’nde düzenlenen programa katılmadı. İzmir’den belediye yönetimi düzeyindeki katılım ise Narlıdere Belediye Başkanı Erman Uzun ve Buca Belediye Başkan Vekili Hüseyin Benzer’den geldi.
Elbette bir belediye başkanının her programa katılmak zorunda olduğunu söylemek doğru olmaz.
Mazereti olabilir.
Başka bir programı olabilir.
Belediyesinde çözmesi gereken acil bir mesele çıkabilir.
Ancak altı belediye başkanının aynı programda bulunmaması artık tek tek kişilerin programından çok daha farklı bir siyasi görüntü ortaya çıkarıyor.
Üstelik söz konusu isim, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu.
O zaman CHP yönetiminin sorması gereken soru son derece açık:
Bu başkanlar neden yoktu?
Eğer ortada geçerli mazeretler varsa açıklanır ve konu kapanır.
Fakat bu katılmama hali ortaklaşa alınmış siyasi bir tavırsa, Genel Başkan’a ve parti yönetimine yönelik bilinçli bir protestoysa, CHP bunun karşısında sessiz kalmamalıdır.
Çünkü parti disiplini yalnızca parti yönetiminin hoşuna gitmeyen bazı isimlere uygulanacak bir mekanizma değildir.
Disiplin varsa herkese vardır.
Kural varsa herkese uygulanır.
CHP daha geçtiğimiz haftalarda Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek’i parti ilkeleri ve örgüt disiplini gerekçesiyle disipline sevk etti. O açıklamada partinin kurumsal bütünlüğünün kişisel tutumların üzerinde olduğu özellikle vurgulandı.
Öyleyse aynı hassasiyet bugün de gösterilmelidir.
Ben burada “Altı belediye başkanı kesinlikle suçludur, ihraç edilmelidir” demiyorum.
Böyle bir hükmü verecek olan köşe yazarları değil, CHP’nin yetkili kurullarıdır.
Ama şunu açıkça söylüyorum:
Bu tablo CHP tarafından görmezden gelinmemelidir.
Başkanlardan savunma istenmeli, programa neden katılmadıkları ortaya çıkarılmalı ve eğer bunun örgütlü bir siyasi tavır olduğu belirlenirse disiplin süreci işletilmelidir.
Üstelik CHP Tüzüğü bu konuda yetki mekanizmasını açık biçimde tarif ediyor. İl ve ilçe belediye başkanlarının parti suçu oluşturduğu değerlendirilen eylemleri, Merkez Yönetim Kurulunun istemi üzerine Yüksek Disiplin Kurulu tarafından karara bağlanıyor.
Dolayısıyla mesele “Kılıçdaroğlu’nu seviyor musunuz, sevmiyor musunuz?” meselesi değildir.
Mesele parti kurumsallığıdır.
Bir siyasi partinin genel başkanına karşı belediye başkanları toplu biçimde siyasi tavır alabiliyor ve parti yönetimi bunu hiçbir şekilde sorgulamıyorsa, yarın aynı davranışı başka bir konuda başka isimlerin göstermesine ne diyeceksiniz?
Parti disiplini kişilere göre değişemez.
Bugün bir belediye başkanına uyguladığınız kuralı yarın başka bir belediye başkanı için görmezden gelirseniz, bunun adı disiplin değil çifte standart olur.
CHP’nin önünde bu nedenle önemli bir sınav olduğunu düşünüyorum.
Altı başkanın mazereti varsa kamuoyu bunu bilmeli.
Ama yoksa ve Suat Taşer’deki boş koltuklar bilinçli bir siyasi mesajın sonucuysa CHP yönetimi gereğini yapmalıdır.
Çünkü örgüt disiplini sadece konuşarak korunmaz. Gerektiğinde uygulanarak korunur.
Ve CHP’nin kurumsal kimliği, hiçbir belediye başkanının siyasi hesabından daha küçük değildir.