Efes’ten dünyaya güçlü mesaj: Eyyüp Kadir İnan’dan Türkiye’nin iradesini haykıran çıkış

Arif Çayan yazdı...Efes’ten dünyaya güçlü mesaj: Eyyüp Kadir İnan’dan Türkiye’nin iradesini haykıran çıkış

Tarihin bazı mekânları vardır; orada söylenen sözler, mekânın taşıdığı hafıza nedeniyle çok daha güçlü bir anlam kazanır.

Efes de böyle bir yer.

Binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini taşıyan, Anadolu’nun tarih boyunca dünyaya açılan önemli kapılarından biri olan Efes Antik Kenti’nde bu kez gençlerin sesi, Türkiye’nin gelecek iddiası ve günümüz dünyasına yönelik güçlü siyasi mesajlar vardı.

TÜGVA Yaz Okulları Finali’nde binlerce gencin karşısına çıkan AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan’ın konuşmasını yalnızca bir gençlik organizasyonunda yapılan siyasi konuşma olarak değerlendirmek eksik kalır.

Çünkü İnan’ın sözlerinde üç temel mesaj öne çıktı:

Türkiye’nin küresel sistem karşısındaki itirazı…

Gazze ve Filistin konusunda tavizsiz bir duruş…

Ve Ege ile Akdeniz’de Türkiye’nin hak ve çıkarlarına yönelik hesaplara karşı açık bir uyarı…

Bunların yanında millî kimlik, Türkçe, kültürel aidiyet, gençlik ve Türkiye’nin gelecek vizyonu da konuşmanın önemli parçalarını oluşturdu.

Bana göre Eyyüp Kadir İnan’ın konuşmasını değerli kılan asıl nokta da tam olarak burada başlıyor.

Erdoğan’ın açtığı siyasi yolun yeni kuşaktaki karşılığı

Eyyüp Kadir İnan konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dünya siyasetinde hafızalara kazınan çıkışlarını hatırlattı.

“One Minute…”

“Dünya 5’ten büyüktür…”

“Daha adil bir dünya mümkün…”

“Özgür Filistin, Özgür Gazze…”

Bu ifadeler Türkiye’de artık yalnızca siyasi sloganlar olarak görülmüyor. Aynı zamanda Türkiye’nin özellikle son çeyrek yüzyılda uluslararası sistem karşısında geliştirdiği itirazın sembolleri olarak değerlendiriliyor.

Burada önemli bir ayrıntı var.

Türkiye yıllarca kendisine biçilen rolün sınırları içerisinde hareket etmesi beklenen bir ülkeydi.

Büyük devletlerin karar aldığı, diğer ülkelerin ise bu kararların sonuçlarına uyduğu bir dünya düzeni vardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür” çıkışı tam olarak bu anlayışa itiraz etti.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin sahip olduğu ayrıcalıklı konumun dünyanın geri kalanının kaderini belirlemesine yönelik eleştiri, zaman içerisinde Türkiye’nin dış politika söyleminin en önemli başlıklarından birine dönüştü.

Eyyüp Kadir İnan’ın Efes’te bu sözleri yeniden hatırlatması bu nedenle önemlidir.

Çünkü bir siyasi hareketin devamlılığı yalnızca aynı partinin iktidarda kalmasıyla sağlanmaz.

Asıl devamlılık, ortaya konulan siyasi fikrin yeni kuşaklar tarafından anlaşılması ve sahiplenilmesiyle mümkündür.

İnan’ın konuşması, Erdoğan döneminde şekillenen bu dış politika iddiasının genç kuşak siyasetçiler tarafından da sahiplenildiğini gösteriyor.

Gazze konusunda vicdanın tarafında durmak

Konuşmanın en güçlü bölümlerinden biri kuşkusuz Gazze’ydi.

Bugün Gazze denildiğinde artık yalnızca diplomatik bir ihtilaftan söz etmiyoruz.

Çocukların, kadınların ve sivillerin yaşamını kaybettiği; şehirlerin, hastanelerin, ibadethanelerin ve yaşam alanlarının ağır yıkıma uğradığı büyük bir insani trajediden söz ediyoruz.

Dünyanın gözü önünde yaşananlar karşısında uluslararası sistemin etkinliği de ciddi biçimde sorgulanıyor.

İşte Eyyüp Kadir İnan’ın Netanyahu’ya yönelik sözlerini bu atmosfer içerisinde değerlendirmek gerekiyor.

İnan’ın,

“Gazze’de bebeklerin üzerine bomba yağdırarak tarihin hükmünden kaçamazsın”

sözleri diplomatik bir metnin ölçülü cümlelerinden çok daha sert olabilir.

Fakat bazen siyasetin yalnızca diplomatik denge kurmak değil, vicdani bir pozisyon almak gibi bir sorumluluğu da vardır.

İnan devamında,

“Gazze’nin çocuklarının ahı yerde kalmayacak. Gazze özgür olacak, Filistin özgür olacak”

diyor.

Bu sözlerin Efes’te söylenmesi ayrıca anlamlı.

Çünkü Efes ve Selçuk, farklı medeniyetlerin ve inançların yüzyıllar boyunca iz bıraktığı bir coğrafya.

Meryem Ana Evi’nin bulunduğu, farklı inançlara ait tarihî yapıların korunduğu bir bölgeden Gazze’deki camilerin, kiliselerin ve sivillerin yaşam alanlarının korunması gerektiğini söylemek güçlü bir tarihsel karşılaştırmayı beraberinde getiriyor.

Türkiye’nin savunduğu tez aslında çok açık:

İnsan hayatının dini, milliyeti veya coğrafyası olmaz.

Bir çocuk Gazze’de öldüğünde de insanlığın ortak vicdanı yaralanır.

Netanyahu’ya karşı söz söylemek neden önemli?

Bugün uluslararası siyasette birçok ülke İsrail konusunda konuşurken son derece dikkatli bir dil kullanıyor.

Ekonomik ilişkiler, askerî ittifaklar, diplomatik dengeler ve iç politik hesaplar devletlerin söylemlerini etkiliyor.

Türkiye ise özellikle Gazze konusunda daha yüksek sesle konuşan ülkelerden biri oldu.

Bu noktada Eyyüp Kadir İnan’ın tavrı da Türkiye’nin mevcut siyasi çizgisiyle örtüşüyor.

Siyasetçinin görevi yalnızca herkesin kabul edeceği cümleleri kurmak değildir.

Bazen itiraz etmek gerekir.

Bazen güçlü olanın karşısında hakkı savunmak gerekir.

Bazen de bütün eleştirileri göze alarak “Burada yanlış var” diyebilmek gerekir.

İnan’ın Netanyahu’ya yönelik çıkışını ben bu açıdan değerlendiriyorum.

Yunanistan’a verilen mesaj gözden kaçırılmamalı

Konuşmanın belki de en fazla tartışılacak bölümlerinden biri Yunanistan’a yönelik uyarıydı.

Eyyüp Kadir İnan açık şekilde şöyle dedi:

“İsrail’e yaslanıp Ege’de, Akdeniz’de kendinize alan açmaya sakın kalkmayın.”

Bu cümlenin üzerinde durmak gerekiyor.

Türkiye ile Yunanistan komşu iki ülke.

Coğrafya değişmeyecek.

Dolayısıyla iki ülkenin barış içerisinde yaşaması, ekonomik ilişkilerini geliştirmesi ve sorunlarını diplomasi yoluyla çözmesi her iki halkın da çıkarınadır.

Ancak iyi komşuluk tek taraflı taviz anlamına gelmez.

Türkiye’nin Ege’de ve Doğu Akdeniz’de kendi hak ve çıkarları vardır.

Bu hakların başka ülkelerle kurulan ittifaklar üzerinden sınırlandırılmaya çalışıldığı düşüncesi Ankara tarafından uzun süredir dile getiriliyor.

İnan’ın sözleri de bu noktada açık bir siyasi uyarıdır.

Türkiye Yunanistan’la kavga aramıyor.

Ama Türkiye’nin karşısında oluşturulacak denklemlere sessiz kalmasını beklemek de gerçekçi değildir.

Dostluk başka, Türkiye’yi çevreleme hesabı başka

Türkiye’nin dış politika anlayışında önemli bir ayrımı doğru yapmak gerekiyor.

Komşularla iyi ilişkiler kurmak zayıflık değildir.

Diplomasi zayıflık değildir.

Müzakere zayıflık değildir.

Ancak diplomasinin güçlü olabilmesi için masaya oturan ülkenin kendi haklarını savunabilecek siyasi iradeye sahip olması gerekir.

Eyyüp Kadir İnan’ın Yunanistan’a yönelik çıkışını da bu perspektiften okumak gerekir.

“Bugün size avantaj gibi görünen bu tehlikeli oyun, yarın sonunuz olur” sözleri serttir.

Fakat mesaj açıktır:

Bölgenin geleceği başka ülkelerin oluşturacağı geçici ittifaklarla değil, bölge ülkelerinin birbirlerinin meşru haklarını kabul etmesiyle kurulmalıdır.

Türkiye’nin beklentisi teslimiyet değil, karşılıklı saygıdır.

Efes’te kültürel kimlik vurgusu

İnan’ın konuşmasında dış politika kadar dikkat çekici başka bir bölüm daha vardı.

Ege Bölgesi’ndeki işletmelere, mekânlara ve ürünlere yabancı veya Antik Yunan isimleri verilmesine yönelik eleştirisi…

İlk bakışta bunun Netanyahu ve Yunanistan mesajlarının yanında ikincil bir konu olduğu düşünülebilir.

Ben aynı fikirde değilim.

Çünkü ülkelerin bağımsızlığı yalnızca askerî veya ekonomik güçle korunmaz.

Kültür de bağımsızlığın önemli unsurlarından biridir.

Dil bunun merkezindedir.

Bir millet kendi şehirlerinin, ürünlerinin, markalarının ve değerlerinin isimlendirilmesinde sürekli başka kültürlere öykünmeye başlıyorsa zaman içerisinde kendi kültürel hafızasıyla arasına mesafe koyabilir.

Eyyüp Kadir İnan’ın,

“Dükkânlarımıza, ürünlerimize, markalarımıza kendi özümüzden, güzel Türkçemizden, kendi tarihimizden isimler verelim”

çağrısını bu nedenle önemli buluyorum.

Bu çağrı başka medeniyetlerin tarihini reddetmek değildir.

Efes zaten farklı medeniyetlerin mirasını taşıyor.

Mesele, başka medeniyetlere saygı gösterirken kendi medeniyetinizi unutmamaktır.

Hoşgörü zaaf değildir

İnan’ın konuşmasında dikkat çektiği başka bir mesele de inanç özgürlüğü ve bunun istismar edilmemesi gerektiğiydi.

Anadolu yüzyıllardır farklı dinlerin ve kültürlerin bir arada bulunduğu bir coğrafya.

Türkiye’de kiliselerin, sinagogların, camilerin ve farklı inançlara ait tarihî yapıların korunması bu medeniyet anlayışının bir parçasıdır.

İnan’ın kullandığı,

“Bizim hoşgörümüz asaletimizdendir; ancak bunu zaaf sananlara asla geçit vermeyiz”

ifadesi aslında üzerinde düşünülmesi gereken bir cümle.

Hoşgörü ile kimliksizleşme birbirinden farklı şeylerdir.

Başkasının inancına saygı göstermek kendi inancından vazgeçmek değildir.

Başka kültürleri korumak kendi kültürünü unutmayı gerektirmez.

Türkiye’nin medeniyet iddiası da zaten bunları aynı anda yapabilmesinden kaynaklanmalıdır.

Gençlerin önünde söylenen sözlerin ayrı bir anlamı var

Konuşmanın yapıldığı kitleyi de unutmamak gerekiyor.

Karşısında binlerce genç vardı.

Bu nedenle İnan’ın konuşmasını yalnızca bugünün siyasi tartışmaları üzerinden değerlendirmek yetersiz olur.

Asıl soru şudur:

Bugünün gençlerine nasıl bir Türkiye bırakacağız?

Kendi kararlarını verebilen mi?

Yoksa başkalarının kararlarını bekleyen mi?

Kendi savunma sanayisini geliştiren mi?

Kendi teknolojisini üreten mi?

Kendi kültürüne güvenen mi?

Dünya meseleleri karşısında söyleyecek sözü olan mı?

Yoksa uluslararası sistem ne söylerse onu kabul eden mi?

Türkiye Yüzyılı iddiasının gerçek anlamı da burada ortaya çıkıyor.

Bir sloganın ötesine geçecekse bunu gençler gerçekleştirecek.

Bilal Erdoğan’a yapılan teşekkür de bu çerçevede okunmalı

Eyyüp Kadir İnan’ın konuşmasında Necmeddin Bilal Erdoğan’a gençlik ve sivil toplum çalışmaları nedeniyle teşekkür etmesi de bu bütünlüğün parçasıydı.

Gençlik politikası yalnızca seçim dönemlerinde gençlere ulaşmak değildir.

Gençlerin eğitimden kültüre, spordan teknolojiye, sivil toplumdan sosyal sorumluluğa kadar farklı alanlarda aktif olması gerekir.

Bir ülkenin geleceği yalnızca devlet kurumlarında yetişmez.

Üniversitelerde, vakıflarda, derneklerde, spor kulüplerinde, teknoloji takımlarında ve gönüllülük hareketlerinde de yetişir.

Türkiye’nin genç nüfusunu bir avantaja dönüştürebilmesinin yolu, gençlerin yalnızca izleyen değil üreten ve sorumluluk alan bireyler hâline gelmesinden geçiyor.

İzmir açısından da önemli bir siyasi profil

Eyyüp Kadir İnan’ın konuşmasını İzmir siyasetinden bağımsız değerlendirmek de doğru olmaz.

İzmir, Türkiye siyasetinde kendine özgü sosyolojik ve siyasi yapısı bulunan önemli bir şehir.

AK Parti açısından da İzmir her zaman özel bir siyasi mücadele alanı oldu.

İnan’ın genç yaşta milletvekilliğinden parti yönetiminin en önemli görevlerinden biri olan Genel Sekreterliğe uzanan siyasi yolculuğu bu nedenle dikkat çekiyor.

Bir siyasetçinin yükselişini yalnızca sahip olduğu makam üzerinden değerlendirmemek gerekir.

Sahadaki karşılığı, siyasi dili, teşkilatla ilişkisi, seçmenle teması ve ülkenin temel meselelerinde aldığı pozisyon daha önemlidir.

Eyyüp Kadir İnan’ın son dönemde özellikle İzmir üzerinden geliştirdiği siyasi söylem, kendisini yalnızca yerel meselelerle sınırlamayan bir profil ortaya koyuyor.

Efes konuşması bunun açık örneklerinden biri.

Yerel bir organizasyonda konuşuyor fakat gündeminde Gazze var.

Ege var.

Akdeniz var.

Küresel sistem var.

Kültürel kimlik var.

Gençlik var.

Türkiye’nin gelecek vizyonu var.

Genç olmak susmak anlamına gelmez

Türkiye siyasetinde zaman zaman genç siyasetçilerden daha temkinli olmaları beklenir.

Önce yıllarca beklemeleri, sonra söz söylemeleri gerektiği düşünülür.

Ben bunun doğru olduğu kanaatinde değilim.

Genç siyasetçinin avantajı enerjisidir.

Cesaretidir.

Yeni kuşaklarla aynı dili konuşabilmesidir.

Elbette siyasi tecrübe önemlidir.

Fakat tecrübe ile cesaret birbirinin alternatifi değildir.

Türkiye’nin hem tecrübeli devlet insanlarına hem de iddiası bulunan genç siyasetçilere ihtiyacı vardır.

Eyyüp Kadir İnan’ın dikkat çektiği nokta da burada.

Söyleyecek sözü var.

Ve bu sözü söylemekten çekinmiyor.

Türkiye artık tribünden izleyen ülke olmak istemiyor

Efes’teki konuşmadan benim çıkardığım temel sonuç budur.

Türkiye uluslararası gelişmeleri tribünden seyreden bir ülke olmak istemiyor.

Gazze’de söz söylemek istiyor.

Ege’de kendi hakkını savunmak istiyor.

Akdeniz’de kendi geleceğine ilişkin kararlarda masada olmak istiyor.

Küresel sistemin adaletsizliklerine itiraz etmek istiyor.

Kendi kültürünü ve dilini korumak istiyor.

Gençlerini bu iddianın taşıyıcısı hâline getirmek istiyor.

Bütün bunları desteklemek veya eleştirmek elbette herkesin demokratik hakkıdır.

Ancak bir ülkenin iddia sahibi olmasının kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum.

Türkiye’nin dünyaya söyleyecek sözü olmalıdır.

Türkiye’nin bölgesinde kendi tezleri olmalıdır.

Türkiye’nin gençleri büyük hedefler kurabilmelidir.

Efes’ten verilen mesajın özü

Binlerce yıllık Efes’in taşları nice devletler, nice hükümdarlar ve nice siyasi düzen gördü.

Bugünün dünyası da sonsuza kadar bugünkü biçimiyle kalmayacak.

Güç dengeleri değişecek.

İttifaklar değişecek.

Yeni ekonomik ve siyasi merkezler ortaya çıkacak.

Bu değişimin içerisinde Türkiye’nin nerede duracağına ise Türkiye karar verecek.

Eyyüp Kadir İnan’ın Efes’teki konuşmasını bu nedenle yalnızca Netanyahu’ya veya Yunanistan’a yönelik birkaç sert cümleden ibaret görmüyorum.

Bu konuşmanın arkasında daha büyük bir siyasi iddia var:

Kendi kararını kendisi veren bir Türkiye.

Mazlumların hakkını savunan bir Türkiye.

Ege ve Akdeniz’de kendi haklarından vazgeçmeyen bir Türkiye.

Kendi diline ve kültürüne sahip çıkan bir Türkiye.

Gençlerine güvenen bir Türkiye.

Ve gerektiğinde dünyanın güçlü aktörlerine karşı kendi sözünü söylemekten çekinmeyen bir Türkiye.

Siyasette üslup tartışılır.

Sözler eleştirilir.

Politikalar sorgulanır.

Bunların tamamı demokrasinin gereğidir.

Fakat siyaset aynı zamanda irade ortaya koyma sanatıdır.

Eyyüp Kadir İnan’ın Efes’te ortaya koyduğu tavırda da bu iradeyi görüyorum.

Genç yaşına rağmen sorumluluk almaktan çekinmeyen, Türkiye’nin dış politika meselelerinde açık söz söyleyen, Gazze konusunda vicdani tavrını ortaya koyan ve millî kimlik meselesini önemseyen bir siyasi profil var karşımızda.

Böyle siyasetçilerin söyledikleri elbette tartışılacaktır.

Zaten tartışılmalıdır da.

Ama Türkiye’nin geleceğini konuşurken cesareti, özgüveni ve millî çıkarları savunma iradesini küçümsememek gerekir.

Efes’ten yükselen sözün bana göre en önemli tarafı da budur.

Türkiye’nin sözü var. Türkiye’nin iddiası var. Türkiye’nin gençleri var.

Ve Eyyüp Kadir İnan, bu iddiayı yeni kuşaklara taşıma konusunda sorumluluk üstlenen güçlü siyasi isimlerden biri olduğunu Efes’te bir kez daha göstermiştir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yaşam Haberleri