EĞİTİM’DE EŞİTLİK (!) ANLAYIŞI

Dr. Taner Akman

Eğitim sistemlerinin en büyük yanılgılarından biri, eşitliği herkese aynı şeyi yaptırmak sanmasıdır. Oysa eşitlik ile adalet aynı şey değildir. Her öğrenciyi aynı derslerle, aynı yöntemlerle, aynı sürede ve aynı sınavlarla değerlendirmek ilk bakışta “adil” görünebilir. Fakat insanların yetenekleri, ilgi alanları, öğrenme hızları ve güçlü yönleri birbirinden farklıdır. Herkesi aynı kalıba sokmaya çalıştığımızda bazen başarısız öğrenciler değil, başarısız bir eğitim sistemi üretiriz.

Bunu anlatan oldukça çarpıcı bir hikâye vardır:

Bir gün ormandaki hayvanlar bir araya gelip bir okul açmaya karar verirler. Tavşan, kuş, sincap, balık ve yılan balığı okulun yönetim kurulunu oluşturur.

Tavşan, müfredatta koşu dersinin bulunmasını ister. Kuş, uçmanın mutlaka öğretilmesi gerektiğini söyler. Balık, yüzmenin programa alınmasını savunur. Sincap ise ağaca tırmanmanın bütün öğrenciler için zorunlu ders olması gerektiğinde ısrar eder.

Sonunda bütün bu istekleri bir araya getirirler ve geniş kapsamlı bir müfredat hazırlarlar. Üstelik bütün hayvanların bütün dersleri almasını zorunlu tutarlar.

Tavşan koşu dersinde son derece başarılıdır ve sürekli A almaktadır. Ancak ağaca tırmanmak onun için büyük bir sorundur. Defalarca düşer, yaralanır ve zamanla koşudaki başarısı da gerilemeye başlar. Bir zamanlar en güçlü olduğu koşu dersinden artık ancak C alabilmektedir. Ağaca tırmanmadaki notu ise hâlâ zayıftır.

Kuş uçmada olağanüstü başarılıdır. Fakat sıra toprağı kazmaya geldiğinde zorlanır. Sürekli gagasını ve kanatlarını incitir. Bir süre sonra toprağı kazma notu hâlâ F olduğu gibi, yaşadığı sakatlıklar nedeniyle uçma notu da C’ye düşer. Ağaca tırmanmada da beklenen başarıyı gösteremez.

Balık yüzmede mükemmeldir ama koşamadığı, uçamayıp ağaca tırmanamadığı için birçok dersten başarısız sayılır.

Yıl sonunda sınıf birincisi ise hiçbir alanda olağanüstü başarı göstermeyen, fakat bütün dersleri ortalama düzeyde yapabilen yılan balığı olur.

Eğitimciler sonuçtan son derece memnundur. Çünkü onlara göre sistem başarıya ulaşmıştır: Her öğrenci bütün dersleri görmüştür.

Ve buna

“Geniş Tabanlı Eğitim Sistemi” adını verirler.

Bu hikâye elbette bir fabldır. Fakat anlattığı problem son derece gerçektir.

Bir çocuğun matematikte olağanüstü yeteneği varsa, onun resimde ortalama olması matematikteki yeteneğini değersizleştirmez. Bir başka çocuk müzikte, sporda, dil öğrenmede, el becerilerinde ya da sosyal ilişkilerde çok güçlü olabilir. Eğitim sisteminin görevi bu farklılıkları yok etmek değil,

ortaya çıkarmaktır.

Ne yazık ki geleneksel eğitim anlayışı çoğu zaman öğrencinin neyi iyi yaptığına değil, neyi yapamadığına odaklanır. Matematiği zayıf olan öğrencinin matematiğini düzeltmek için saatler harcanırken çok iyi resim yapan bir çocuğun resim yeteneğini geliştirmesine aynı ölçüde zaman ayrılmayabilir. Böylece çocuk, başarılı olduğu alanı geliştirmek yerine başarısız olduğu alanlarda “ortalama” hâle getirilmeye çalışılır.

Sonuçta karşımıza garip bir tablo çıkar: Her konuda biraz bilgisi olan fakat hiçbir alanda kendi potansiyeline ulaşamamış insanlar.

Oysa gerçek hayat böyle işlemez.

Bir cerrahtan aynı zamanda iyi bir kemancı olması beklenmez. Bir mühendisin iyi bir ressam olmaması mesleki başarısını azaltmaz. Bir sporcunun ileri düzey matematik bilmemesi onu kötü bir sporcu yapmaz. Toplum zaten farklı insanların farklı yeteneklerini bir araya getirerek gelişir.

Albert Einstein’a atfedilen ve bu düşünceyi çok iyi anlatan meşhur bir söz vardır: Bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre değerlendirirseniz, o balık hayatı boyunca kendisini yetersiz sanabilir.

Sözün kime ait olduğu tartışmalı olsa da verdiği mesaj önemlidir:

Yanlış ölçme aracı, yetenekli bir insanı başarısız gösterebilir.

Elbette buradan “çocuklar yalnızca sevdikleri dersleri görsün” sonucu çıkarılmamalıdır. Her insanın temel matematik, ana dil, fen, tarih, yurttaşlık ve genel kültür bilgisine ihtiyacı vardır. Ortak bir temel eğitim gereklidir. Sorun, bu temel eğitimin ötesinde herkesten aynı başarı profilini beklemektir.

İyi bir eğitim sistemi çocuğa yalnızca “Nerede eksiksin?” diye sormaz. Asıl sorusu şudur:

“Sen hangi konuda iyisin ve seni orada ne kadar ileri götürebiliriz?”

Çünkü eğitimin amacı bütün tavşanları ağaca tırmandırmak, bütün balıkları koşturmak ya da bütün kuşları toprağı kazmaya zorlamak olmamalıdır.

Eğitimin amacı tavşanın daha hızlı koşmasını, kuşun daha iyi uçmasını, balığın daha iyi yüzmesini sağlarken hepsine yaşamlarını sürdürebilecek ortak bilgi ve becerileri kazandırmaktır.

Belki de eğitim sistemindeki en önemli değişiklik, müfredattan önce zihniyetimizde yapılmalıdır.

Çünkü

herkesi aynı sınava sokmak eşitlik olabilir; fakat herkesten aynı sonucu beklemek adalet değildir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.