Emek görünmez ama bedeli görünür

Dr. Taner Akman

Bir ampul değiştirmek için 20 bin dolar verilir mi? İlk duyduğunuzda kulağa abartı, hatta biraz şehir efsanesi gibi geliyor. Oysa işin gerçeği bambaşka. Amerika’nın South Dakota eyaletinde bu ücret, aslında bir ampule değil, o ampule ulaşabilme cesaretine, bilgisine ve dayanıklılığına ödeniyor. Çünkü söz konusu olan, mahalle direğindeki bir lamba değil; 450 ila 600 metreye kadar uzanan devasa yayın kuleleri. Bu yükseklik, Empire State Building’i bile geride bırakıyor. Üstelik ortada ne bir asansör var ne de kısa bir yol. O kuleye ulaşmak, saatler süren dikey bir tırmanış demek.

Yukarı çıktıkça rüzgarın dili değişir. Yerde hafif esen bir rüzgar, yüzlerce metre yukarıda sizi savurabilecek bir güce dönüşür. Üstelik bu kuleler sabit değildir; mühendislik gereği esnerler, yani siz tepeye vardığınızda aslında rüzgarla birlikte sallanan bir yapının üzerindesinizdir. Sadece kas gücü değil, sinir sistemi de sınanır. Bunun üzerine bir de elektromanyetik alan gerçeği eklenir. Bu kuleler dev antenlerdir ve sinyaller doğru şekilde kesilmeden oraya çıkmak ciddi bir maruziyet riski taşır. Yani mesele yalnızca yükseklik değil; görünmeyen bir tehlikenin içinde çalışmaktır. Tüm bunlara soğuk, oksijen değişimi ve boşluk hissinin yarattığı psikolojik baskıyı da ekleyin. O zaman o 20 bin doların, bir ampulün değil, insan sınırlarının bedeli olduğunu daha net anlarsınız.

Ekonomi buna “tehlike primi” diyor. Ama aslında bu sadece riskin değil, nadirliğin de fiyatıdır. Herkes o kuleye çıkamaz. Herkes o yükseklikte sakin kalamaz. Ve en önemlisi, herkes o işi yapacak eğitimden, sertifikalardan ve tecrübeden geçmez. Bu yüzden ödeme, yapılan işin basitliğine göre değil, o işi yapabilecek insan sayısının azlığına göre belirlenir.

İşte tam da bu yüzden, dışarıdan bakıp “birkaç saniyelik bir dokunuşla işi bitirdi” demek çoğu zaman gerçeğin en yüzeyinde kalmaktır. Tıpta da aynı yanılgıyı sıkça görüyoruz. Hastanın karşısına geçip kısa sürede doğru teşhisi koyan bir hekim, sanki o karara o anda ulaşmış gibi algılanır. Oysa o birkaç dakikalık değerlendirme; yıllarca süren tıp eğitiminin, binlerce hasta karşılaşmasının, sayısız yanlışın içinden süzülen doğrunun, gece yarısı alınan kararların, sürekli okunan makalelerin ve hiç bitmeyen bir zihinsel disiplinin sonucudur. Hekim, sadece gördüğünü değil, görmediğini de yorumlar; sadece bugünü değil, olası yarınları da hesap eder. Bir bulguyu duyduğu anda zihninde onlarca ihtimali aynı anda tartar, riskleri ezer, en doğru yolu seçer. Bu, refleks değil; yılların içinde şekillenmiş bir sezgi ve bilgi birleşimidir.

Aynı durum, eve gelen ustada da vardır, sanayide kaputu açıp motor sesini dinleyen ustada da… Siz o sesi ilk kez duyarken bir şey anlamazsınız, o ise iki dakika dinleyip arızanın yerini bulur, bir anahtar dokunuşuyla sorunu çözer. Dışarıdan bakınca “hepsi bu muydu?” dersiniz. Oysa o ustanın kulağı o sesi ayırt edebilmek için yıllarını vermiştir. Tıpkı hekim gibi, tıpkı o kuleye tırmanan teknisyen gibi… Görünen an kısa, yapılan hareket basit olabilir; ama o anın arkasında, görünmeyen bir ömürlük birikim vardır.

Bu yüzden gerçek şu ki; ister bir kuleye tırmanan teknisyen, ister bir arızayı saniyeler içinde çözen usta, ister hayat kurtaran bir hekim olsun; insanlar yaptıkları o kısa anlık iş için değil, o anı mümkün kılan yılların emeği, riski ve birikimi için ücret alırlar ve bunu da sonuna kadar hak ederler.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.