Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen Glokom tanısında Türkiye’de ilk akla gelen hekimlerden biri olan Prof. Dr Esin Başer ile glokomu a’dan z’ye ele aldık. Belirtilerinden yeni nesil tanı ve tedavi yöntemlerine pek çok ince detayı değerlendirdik
Hocam sıklıkla göz tansiyonu olarak bildiğimiz Glokom Nedir? Önemi Nedir? Toplumda Ne Oranda Görülür?
“Glokom” göz içi sıvısının oluşturduğu basıncın (göz tansiyonu) kişinin görme sinir hücrelerini tahrip ederek görme kaybına yol açtığı bir hastalıktır. Daha çok “göz tansiyonu hastalığı” olarak bilinmektedir. İhmal olmuş ve tedavi görmemiş gözlerde kalıcı görme kaybı (körlük) ile sonuçlanır.
Glokom Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre önlenebilir ve tedavi edilebilir körlüğün bir numaralı nedenidir. Halen dünyada 70 milyon insan glokom hastasıdır ve 2020 yılı itibarıyla dünyada 11 milyondan fazla insanın glokom nedeniyle kör olduğu tahmin edilmektedir. “Gözün sinsi hırsızı” diye de tanımlanan glokom bu derece yaygın olmasına rağmen hastaların neredeyse yarısı hasta olduğunu bilmektedir. Türkiye’de glokom görülme oranı tahminen %2-2.5 olup hastaların sadece dörtte birinin tanı almış durumdadır. Bunun sebebi zannedilenin aksine hastalığın hiçbir öncü belirtisinin olmaması ve ileri evrelere varmadıkça hastanın hissedebileceği belirtilerin bulunmamasıdır. Bu nedenle geç tanı alan ve görmesini kaybeden hastaların sayısı azımsanmayacak düzeydedir.
Glokom da katarakt gibi ağırlıklı olarak yaşlı hastalarda karşılaşılabilecek bir göz hastalığı mıdır? Glokom için kimler risk altındadır?
Glokom bebeklerden yaşlılara kadar her yaşta kişiyi etkileyebilirse de en büyük risk altında olanlar 40 yaşın üzerinde olanlar ve ailede glokom hikayesi bulunan bireylerdir. Kırk yaş üzerinde görülme oranı yaklaşık %2’dir. Yaş ilerledikçe glokoma yakalanma ihtimali de artmaktadır; örneğin 80 yaş üzerinde görülme oranı %10’a çıkmaktadır. Birinci derecede akrabalarında glokom bulunanlarda hastalık riski yaklaşık 4-6 kat artmaktadır. Ayrıca Önceden gözüne darbe almış kişiler, gözlük numarası yüksek olanlar (yüksek miyop ve hipermetroplar) veya uzun süreli kortizonlu ilaçlar kullanmış kişilerde de glokom riski artmaktadır. Bunun dışında gözde iltihap (üveit) ve ihmal edilmiş ileri evre katarakt varlığında da göz tansiyonu çok yüksek değerlere çıkabilir. Şeker hastalığı tek başına bir neden olmamakla birlikte şeker hastalarında komplikasyonlar nedeniyle glokom normalden daha sık görülmektedir. Vücut tansiyonu yüksekliği ile göz tansiyonu arasında birebir doğrudan bir ilişki bulunmamaktadır; ancak çok yüksek ve çok düşük vücut tansiyonu bulunması glokom hastalarında görme sinirine olumsuz etkiler yapar. Migreni olan kişilerde veya Raynaud hastalığı olan bireylerde de glokom daha sık bildirilmektedir.
Peki hocam, Göz Tansiyonu Normal Değeri Nedir? Her Göz Tansiyonu yüksekliğinde Glokomdan şüphelenilmeli mi?
Normal göz içi basıncı bireyler arasında farklılık gösterebilir. Genellikle 9 mmHg alt sınır, 22 mmHg üst sınır kabul edilir. Kabaca 21mmHg üzeri şüpheli olarak değerlendirilir. Ancak glokomun oluşumunda etkili olan tek faktör göz içi basıncı olmayabilir. Bu nedenle bazı bireylerde normal sınırlar içinde bile görme sinirinde hasar olabilir. Diğer yandan her göz tansiyonu yüksekliği de glokom hastalığı olduğu anlamına da gelmez. Bazı bireylerde göz tansiyonu hafifçe yüksek olmasına rağmen görme siniri hasarı ve hastalık ortaya çıkmayabilir. Bu son duruma oküler hipertansiyon denilmektedir.
Glokomun Türleri var mı, yoksa glokom denildiğinde tek bir şey mi anlamalıyız?
Kısaca konjenital (doğumda var olan), primer (başka bir göz hastalığına bağlı olmaksızın gelişen glokom) ve sekonder (başka bir göz hastalığının yarattığı glokom) olarak sınıflanabilir. Glokom tabloları ayrıca göz içi sıvısının çıkış yollarında (ön kamara açısı) iris dokusunun açıyı daraltıp daraltmamasına bağlı olarak açık açılı ve dar (kapalı) açılı olarak da gruplandırılabilir.
En sık görülen glokom şekli primer açık açılı glokomdur. Sekonder glokomların en çok rastlananlar şekilleri genç yaşlarda görülebilen pigment saçılması glokomu (pigmenter glokom), şeker hastalığı veya retina damar tıkanıklığına bağlı oluşan neovasküler (yeni damar oluşumu) glokom ve ülkemizde sık görülen eksfoliasyon glokomudur.
Bir İnsan Glokoma Yakalandığını Nasıl Anlar? Hangi göz şikayetlerinde glokomdan şüphelenilmeli. Glokomun Belirtileri nelerdir?
Glokomların büyük kısmı açık açılı olup zannedilenin aksine gözde ağrı ile belirti vermez. Basınç artışı genelde nispeten yavaş olduğu için hasta bu artış genelde uyum gösterir ve durumdan haberdar olmaz. Özellikle sulanma-kaşınma-göz seğirmesi-yüzen gezen cisimler görme gibi belirtilerle glokom arasında bir doğrudan ilişki yoktur. Gerçekte “gözün sessiz hırsızı” diye tanımlanan glokom başlangıçta hiçbir belirti vermez, ancak hastalık ilerleyip görme alanı kayıpları oluştuktan sonra görmede azalma fark edilir. Son evrelere doğru hastaların çevresel görmesi tamamen daralır ve adeta bir borunun içinden bakıyor gibi olur. Tedavi edilmezse görme kalıcı olarak ve tamamen kaybedilir ve hasta karanlıkta kalır.
Daha az görülen akut açı kapanması glokomu ise dar açılı gözlerde göz içi sıvısının dışarı akışında ani bir duraklama nedeniyle göz tansiyonunun hızla çok yüksek değerlere çıkmasıdır. Bu durum göz tansiyonu krizi olarak da adlandırılır. Bu esnada kişide şiddetli baş ve göz ağrısı, görmede azalma, ışıklar etrafında renkli haleler görme, bulantı, hatta kusma olabilir. Eğer bir an önce tedavi edilmezse kalıcı olarak görme kaybı, hatta körlükle sonuçlanabilir.
Doğuştan göz tansiyonu veya bebeklikte ortaya çıkan glokomda ise gözün ön kısmında bulanıklaşma, gözde büyüme, ışığa bakamama, aşırı göz yaşarması gibi belirti ve bulgular vardır. Doğuştan göz tansiyonunun sebebi göz içi sıvısını taşıyacak kanalların anne karnında yeterince gelişmemiş olmasıdır.
Glokom Nasıl Teşhis Edilir? Tanı Yöntemleri Nelerdir?
Glokom tanısı ancak detaylı bir göz muayenesi ile konulabilir. Sanılanın aksine glokom tanısı konulması için sadece göz tansiyonunun ölçülmesi yeterli değildir. Göz tansiyonu ölçümü yanı sıra kornea kalınlığı ölçümü, ön segment biyomikroskopik muayenesi, açı muayenesi ve göz bebeği genişletilerek görme siniri muayeneleri de yapılmalıdır. Glokom şüphesi duyulan bireylerde ek olarak optik koherens tomografi cihazı ile retina sinir lifi kalınlık ölçümü ve bilgisayarlı görme alanı muayeneleri gibi ek tetkiklerin de yapılması gereklidir. Görme alanında kayıpların saptanması tanıya kesinlik kazandırır. Glokom tanısı her hastada aynı kolaylıkla konulamayabilir ve kesin tanı bazen hastayı bir müddet izledikten sonra konulabilmektedir.
Glokom Nasıl Tedavi Edilir?
Glokomda bir kez tanı konulduktan sonra tedavi ve takip ömür boyudur. Tedavi glokomun türüne gör değişir. Doğuştan ve bebeklikte ortaya çıkan glokomların tedavisi sadece cerrahidir, ilaç tedavisinin yeri kısıtlıdır ve tedavi edilmezse körlükle sonuçlanabilir. Diğer glokom türlerinde ise ilaç, lazer ve gerekli olgularda ameliyat yöntemleri uygulanmaktadır.
Glokom tedavisinde amaç göz tansiyonunu görme sinirini hasar görmeyecek düzeye kadar düşürmektir. En sık görülen açık açılı glokomda tedavi ömür boyu ve düzenli olarak günde iki-üç defa uygulanan göz damlaları ile (ilaç tedavisi) yapılır. Göz damlası tedavisi kullanan hastalarda bazı hastalarda bir süre sonra gözlerde kızarıklık, kuruluk, alerji gibi yan etkiler ortaya çıkabilir. Bazı glokom damlaları astım, KOAH ve kalp hastalığında kullanılmamaktadır. Bu gibi durumlarda alternatif tedavi yöntemleri olan lazer ve cerrahi tedavilere geçilebilir.
Açık açılı glokom hastalarında her zaman ilaç tedavisi yeterli gelmeyebilir ve ilaca ilaveten lazer tedavisi (SLT tedavisi) uygulamak gerekebilir. Bu yöntem özellikle ameliyat gereken ancak ameliyatı kaldırmayacak yaşlı hastalara bir süreliğine basıncı kontrol altında tutmak için de uygulanabilir. Açılarındaki darlık nedeniyle göz tansiyonu krizi geçirmiş kişilerde kriz önce ilaçlarla kontrol altına alındıktan sonra lazer ile renkli iris tabakasında küçük bir delik oluşturulur (lazer iridotomi). Lazer iridotomi yöntemi kriz geçirme riski görülen dar açılı gözlerde koruyucu olarak da yapılmaktadır.
Glokom ömür boyu süren bir hastalıktır ve ilerleyen yaşla birlikte hastalık genellikle ağırlaşmakta ve kontrolden çıkabilmektedir. Takiplerde doktorunuz göz içi basıncınızın ilaçla ve/veya lazerle yeterince kontrol altında tutulamadığını veya testlerde ilerleme olduğunu görürse size ameliyat önerebilir. Göz tansiyonu düşüren ameliyatlar klasik fistül cerrahileri (trabekülektomi ameliyatı) şeklinde yapılabildiği gibi fazla göz içi sıvısının dışarıya atılması için göze bir tüp (implant) yerleştirilmesi gerekebilir (seton ameliyatı). Bu tür ameliyatları glokom cerrahisinde uzmanlığı olan hekimlerin gerçekleştirmesi başarıyı büyük oranda sağlayacaktır. Ameliyat sonrası hastanın yakın ve düzenli takibi gerekmektedir. İleri ve bazı zor olgularda kişinin ömrü boyunca birden fazla cerrahi girişime ihtiyacı olabilir.
Bazı hastalarımızda glokom ile birlikte aynı anda görmeyi azaltan katarakt da bulunabilir. Gerçekte glokom ile katarakt kardeş hastalıklardır ve her ikisi de ilerleyen yaşla beraber daha sık görülür. Bu nedenle bir hastada aynı anda glokom ve katarakt var ise aynı seansta hem katarakt operasyonu hem de göz tansiyonu düşürücü glokom ameliyatı yapmak mümkündür. Böylece hem görme artışı yaşanmakta, hem de göz tansiyonu düşürülmektedir
Glokom Tedavisinde Yenilikler Nelerdir?
Göz damlaları her zaman basıncı görme kaybını önlemeye yetecek kadar düşük düzeylere düşüremeyebilir. Bu nedenle doktorunuz size başka güncel tedaviler de önerebilir. Glokom cerrahisinde en güncel gelişme “minimal invaziv glokom cerrahisidir”. Bunun anlamı geleneksel yöntemlerin aksine çok küçük bir keşiden, dikişsiz olarak ve minimal travma ile uygulanmasıdır. Bu yöntem ülkemizde yeni uygulanmaya başlanmış olan “Jel implant” yöntemidir. Jel implant göz tansiyonunu düşürmek için sıvının dışarı akımını sağlayan küçük bir tünel oluşturur. Kollajen türevi olan bu implant yaklaşık bir saç teli kalınlığında yumuşak bir tüptür. Çok küçük bir kesiden özel enjektörü vasıtasıyla göze yerleştirilmektedir. Operasyon süresi yaklaşık 20 dakika olup uygulama günü birlik ve ayaktandır. Diğer glokom ameliyatlarının aksine, dikiş kullanılmamaktadır ve ameliyat sonrası iyileşme çok daha hızlı olmaktadır. “Jel implant yöntemi” özellikle glokom damlalarının yeterli gelmediği veya yan etkiler nedeniyle tolere edilemediği durumlarda tercih edilmektedir. Gerekli olgularda jel implantın katarakt ameliyatı ile birlikte (aynı seansta) göze yerleştirilmesi mümkündür. Operasyonun başarı oranı yüksektir.