HATIRALARIMIZ

Nilgün Akyüz

     Bu sabah kalktım ve ne çok şey yaşadığımı düşündüm yaşamımda. Ne kadar çok yaşanmışlık biriktirmişim. Kimler ve neler vazgeçilmezimken bir anda en çabuk vazgeçtiklerim olmuş. Bir ömür boyu benimle olacağını düşündüğüm kimleri kimleri anılar mezarlığına göndermişim.

     Hayat bu noktada bize verdiği derslerle dolu. Öyle yoğun ki bu dersler bazen doğru alıyoruz, oh be hallettik, diyoruz bazen de defalarca aynı dersi tekrarlayıp duruyoruz. Bu yaşımda artık yoktur derken bir bakıyorum ki yine devam dersler. Buradan anlıyorum ki yaşam kocaman bir yolculuk siz gitmeye devam ettikçe o da size dersler vermeye devam edecek. 

     Bütün bunlar sabah sabah nereden aklıma geldi derseniz hep Marquez’in suçu. Suç derken yanlış anlaşılmasın. Sanki hayat, elinde sopasıyla bizi her an dövmeye hazır bir öğretmen gibi de değil her zaman. Kimi zaman müşfik de. Hani Marquez demiştim ya işte dün akşam yine bir kitabında yol alırken atıverdi beni bir düşünce kıyısına. Diyor ki Marquez:’’Önemli olan hayatta başına ne geldiği değil neyi nasıl hatırladığındır.’’ İşte ben de neyi nasıl hatırlıyorum derken dalmış gitmişim yaşadıklarıma.

      Yaşadıklarımızı beynimiz sayesinde kaydederiz ancak neden zamanla değişime uğrar ve aynı olayı yaşayan insanlar farklı hatırlarlar olayları? Marquez’in de dediği gibi nasıl hatırladığımız, karıştırıyor işleri. Atamadığımız öfkelerimizin, kırıklıklarımızın altında bunları nasıl kaydettiğimiz yatıyor.

     Peki bunun nedenini nerede aramalıyız? Tabi ki düşünce yapımızda sevgili dostlar. Hep deriz ya ne düşünüyorsak hep oyuz, diye bu bizim anı kayıtlarımızda da geçerli. Objektif olduğumuzu düşündüğümüz pek çok yerde kendi düşünce dizgemizin rol oynadığını unutma eğilimi içindeyiz çoğumuz.

     Bir konu hakkında hatta daha geniş çerçeveden bakalım hayat hakkındaki düşüncelerimiz nasıl oluşur? Bunun cevabı öncelikle içine doğduğumuz ailede, büyüdüğümüz çevrede. Ailenizin düşünce dizgesi neyse hayatta önce o yapıyla tanışırız. Ve ilk yedi yaşa kadar koşulsuz kabullenme eylemi içindeyiz. Çünkü henüz sorgulama becerimiz olgunlaşmamıştır. Ailemizin, yetiştiğimiz bölgenin doğruları sizin de doğrularınız oluverir. Ne zaman ki siz bunun farkına varırsınız kendi düşünce dizgeniz de devreye girer ancak ilk atılan tohumlar bizde köklenmiştir. Varlığını alttan alta sürdürmeye devam eder. 

     O zaman gelelim anılarımızı nasıl kaydettiğimize. Şu durumda hatırladıklarımız gerçekten yaşadıklarımız mıdır yoksa genişletilmiş ya da daraltılmış bir versiyonu mudur yaşadıklarımızın? Üstünde düşünülmeye değer bir soru. Düşünmeye başlarsak hala hatırladığımızda bizi öfkeye sürükleyen, üzülmemize neden olan pek çok durumu yeniden şekillendirme şansımız olur. Düşüncelerimiz değişirse duygularımız da değişir. Bizi rahatlatacak olan da budur: Duygu değişimi.

     Bizimle birlikte yaşayan düşüncelerimizi hele ki kökleşmiş düşüncelerimizi değiştirmek ciddi anlamda zordur. Öncelikle bir farkındalık gerektirir. Düşünce dizgemizde neyin bize ait olduğunu hangisinin bana öğretilmiş düşünce olduğunu anlamamız gerekir önce. Ancak bunu düşünmeye başlamak bile önemli bir adımdır. Bir tık bile farkındalık yakalayabilirsek anılarımız içinde bize hala acı veren, bizi öfkelendiren durumları temize çekebiliriz diye düşünüyorum. Kayıtlarımızın yeniden anlamlandırılmaya ihtiyacı vardır belki, ne dersiniz?

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.