Daha neler göreceğiz bilemiyorum ama buna da gördük.
Hani ramazan ayında özellikle, ramazan ayını oruçla, ibadetle geçirip, manevi olarak en güçlü zamanlarda olan Müslümanlar, ramazan aylarının sonlarına doğru, fitre, zekât ve hayır işlerine girerler.
Ellerinde olduğu kadar, güçlerinin yettiği kadar maddi imkânlarını da olmayanlarla paylaşarak, bir parça da olsa dünya dengesine katkı koymaya, ihtiyaçlıların birazcık da olsa ihtiyaçlarını görmeye çalışırlar.
İşte bu yoğunluğun içinde fitre, zekât ve hayır komisyoncuları türemiş de haberimiz yokmuş.
Tesadüfen bir tanesi ortaya çıktı, kim bilir daha neler vardır, neler.
Bir elin verdiğini, öbür el görmemesi gerekir düşüncesiyle fitre, zekât ve hayır yapmak isteyenlerin peşinde koşan bu komisyoncular, nasılsa elinden çıktığında çıkmış olacak, gittiği yeri de görememiş olacak rahatlığıyla aracı olmanın komisyonunu kesmeye başlamışlar.
Varlıklı bir dostumun başına gelince, ben de duyunca yazmak zorunda kaldım.
Fitrenizi, zekâtınızı, hayrınızı gözünüzle gördüğünüze verin.
Reklam yapmadan.
Dostum, oldukça yüklü bir miktar parayı, ihtiyaç sahibi olanları tanıyorum diyerek araya giren birisine veriyor.
Para yüklü olunca, hayır da yüklü olacak, manevi yükü de azalacağı düşüncesinde olan dostumun içine bir şüphe düşüyor, birkaç gün geçtikten sonra.
Parayı verdiği kişiyi arıyor, fitre, zekât ve hayrının yerlerine ulaşıp, ulaşmadığın soruyor.
Ulaştı cevabını alınca da, şüphesinden yola çıkarak, bana hayrımı görenlerin telefonlarını veya adreslerini verebilir misin, başka ihtiyaçları varsa onları görmeye çalışacağım diyor.
Biraz zaman isteyen bizim komisyonca, aradan günler geçmesine rağmen geri dönüş yapmıyor ve bir daha da telefonlara cevap vermiyor.
Fitre ne oldu kim bilir?
Zekât nereye gitti kim bilir?
Hayır, ne ara evet oldu kim bilir?
Bir elinizin verdiğini öbür eliniz görmesin ama gözleriniz görsün!