Hz. İsa’nın Çocukları Görevlendirdiği(!) Haçlı Seferi

Hakan Dalay

I. Haçlı Seferi, 1096 yılında ‘Papa II. Urbanus’un yapmış olduğu çağrı ile Kudüs hedefli olarak yola çıkmış ve dönemin çok parçalı Türk ve İslâm coğrafyasını aşıp emellerine ulaşmayı da başarmıştı. 1187 yılında, ‘Selâhaddîn Eyyûbî’nin ‘Hıttîn Zaferi’ ile yeniden Müslümanların eline geçen ve Türk kalkanı ile korunan Kudüs, asırlarca Batı dünyası ve Katolik kilisesi için zirvedeki hedef olarak kalmaya devâm etmişti.

Bu süreç boyunca, sayısız yeni Haçlı Seferi ise aslâ bir daha umduğunu bulamayacaktı. İçlerinde o denli ilginç girişimler vardır ki; târihin tozlu sayfaları içinde denk geldikçe, her defâsında tekrar hayretler uyandırmaktadır. İşte onlardan birinin öyküsü…

 

Hz. İsa’nın Mektubu İle Alevlenen Çocuk Haçlı Seferi

 

1212 yılında, Fransa Kralı ‘Philippe Augustus’, ‘Saint Denis’ sınırlarında yer alan karargâhına gelen; ‘Stephen’ adında bir erkek çocuk ile büyük bir şaşkınlık yaşamıştı. On iki yaşındaki bu çocuk, elinde; ‘bizzât Hz. İsa tarafından yazılmış bir mektup’ olduğunu iddiâ ediyordu. Hz. İsa, mektupta; ‘bir ordu topla ve Kudüs’ü kurtar’ diyordu! Kral Augustus, yine de gerçekçi davrandı ve çocuğa, ailesinin yanına dönmesini öğütledi ama Stephen kararlıydı. Kral’ın bu sözlerine çok etkili bir söylevle karşılık verdi...

Birden etrafı kalabalıklaştı ve bu küçük çocuk, tüm Fransa’yı dolaşmaya başladı. O anlatıyor ve anlattıkça da arkasında giderek artan bir çocuk kalabalığı yürüyordu. Kimi araştırmacılar, ‘Fâreli Köyün Kavalcısı’ isimli masalın, Stephen’in bu hâlinden alınan ilhamla ortaya çıktığı görüşünü bile savunmaktadır.

İşin kötüsü, bu palavracı çocuğun (ve muhtemel akıl hocası olan yetişkinlerin) etrâfında, yalnızca yaşıtları yoktu. Pek çok kral, prens ve asilzâde de kendiliğinden Stephen’i koruma görevini üstlenmişti. Kimi zenginler, ona araba tahsîs ediyor, uşaklarını yolluyor, bir dediğini iki ettirmiyordu. ‘Domuz William’ ve ‘Demir Hugh’ isimli iki tüccar, gemilerini Stephen’in emrine verdiklerini açıkladılar. Stephen, ilk zamanlar gemi teklifine sıcak bakmadı; çünkü ona göre, ‘deniz yarılacak ve Çocuk Haçlı Ordusu karadan Kudüs’e varacaktı’.

Ne var ki; ne kadar bekledilerse de ‘Marsilya Limanı’ndaki deniz yarılmadı. Sonunda Stephen, emrine verilen yedi gemiyle yola çıkmayı kabûl etmek zorunda kaldı. Ancak daha sefer başlarken, trajediler de yaşanmaya başlamıştı. Marsilya’da toplanmak üzere Fransa’nın değişik şehirlerinden yola çıkan otuz bin civârındaki çocuktan neredeyse yarısı, yollarda ölmüştü. Kimisi açlıktan, kimisi ise zayıf bedenleri bu zorlu yolculuğa dayanamadığından hayâta gözlerini yumuyordu.

Yollarda denk geldikleri kişilerden özellikle rahipler ise; çocukları bu hayâllerinden vazgeçirmek yerine, ‘ateşli nutuklarla’ onları daha da galeyâna getiriyorlardı. Çünkü ‘çocukların kalbi temizdi ve mukaddes Kudüs’ü de ancak kalbi temiz çocuklar kurtarabilirdi; günâha, kire batmış yetişkinler değil’! Papazlar, ‘1001 Gece Masalları’ndan sahneleri anlatıyor, çocukları Kudüs’te bu ‘nimetlerin’ beklediğini müjdeliyorlardı!

Ortalığa karmaşa hâkim olunca, Stephen, bir grup çocukla Papa’ya gitmeye karar verdi. Stephen önde, çocuklar arkada, ‘Papa III. Innocent’in huzûruna çıktılar. Papa, çocukların bâzılarına, usulen; ‘evinize dönün’ öğüdünü verdiyse de, son tahlilde bu küçüklerden oluşan orduyu tasvip ettiğini gösterdi. Âcilen devlet başkanları, asilzâdeler ve zenginlerle temâsa geçen Papa, ‘şu çocuklardan utanın, siz yan gelip yatıyorsunuz” telkininde bulundu! Papa’nın bu çıkışı, kamuoyunda Çocuk Haçlı Seferleri’nin ‘meşrûiyetini’ sağlamış oldu. Çocuklara destekler yeniden başladı…

Sonunda Çocuk Haçlı Seferi, resmen organize edilmiş oldu. Hugh ve William, ilk iki gemiyi yola çıkarttılar. Gemilerden birisi, henüz daha Akdeniz’den çıkamadan battı; yüzlerce çocuk boğularak öldü. Diğer gemiye ise korsanlar musallat oldu. Gemiyi, Filistin sâhilleri yerine, Cezâyir ve Mısır’a yönlendirdiler. Yüzlerce çocuk, köle olarak yöre halkına satıldı. Avrupa’da, başka ülkelerden de gemiler kaldırılmaya başlamıştı. Haçlı Seferi’ni denizden değil de karadan yapmak isteyen çocuklar da ortaya çıkmıştı. Onlar da ‘Alpler, Balkanlar, Anadolu ve Ortadoğu’ güzergâhından, Kudüs’e gitmek üzere yola çıktılar. Ama binlercesi yolda hayâtını kaybetti.

‘Şarlatanlığın Târihi’ isimli kitabında, bu tuhaf operasyonu ele alan ‘Lars Morris, söz konusu eylemler silsilesine daha sonra başka gemilerin de katıldığını ama onların da kaderinin farklı olmadığını yazar. Çocuklarının geri dönmemesi üzerine, nihâyet infiâle kapılan aileler, Stephen gibi çocuk asker toplayan ve kendisi de bir çocuk olan ‘Nicholas’ın evini basıp babasını asarak, infaz ettiler. Üstelik Nicholas, çocukları gemiye bindirdikten sonra, bir bahâneyle gemiden inmiş ve sefere de katılmamıştı! Çocuklara gemi tahsîs eden Demir Hugh ve Domuz William da asılmaktan kurtulamadı.

Böylece dinî fanatizmin, skolastik bir atmosferdeki Ortaçağ Avrupası ile karşılaşması netîcesinde, akıldan ve mantıktan yoksun bir felâket dönemi daha yaşanıp sona ermişti. Geride, utanç verici olaylar, binlerce çocuğun yitip giden yaşamı ve târihe iz bırakan bir kara leke daha bırakarak…

Esen kalın…