İzmir’in binlerce yıllık geçmişinden günümüze ulaşan savunma yapıları denildiğinde akla ilk olarak Kadifekale geliyor. Ancak İzmir Körfezi’nin girişinde, kente denizden ulaşmak isteyen gemilerin geçişini kontrol etmek amacıyla kullanılan başka bir kale daha bulunuyordu. Bugün büyük ölçüde gözlerden uzak kalan Sancakkale, diğer adıyla Sancakburnu Kalesi, 17. yüzyılda İzmir’in güvenliği ve giderek büyüyen deniz ticareti açısından kritik bir görev üstlendi.
İZMİR KÖRFEZİ’NİN KAPISINA KURULDU
Sancakkale’nin önemini belirleyen en önemli unsur konumuydu. Kale, İzmir Körfezi’nin girişindeki Sancakburnu’nda, deniz seviyesine oldukça yakın bir noktada bulunuyordu. Bölgedeki sığlıklar nedeniyle İzmir Limanı’na giden gemilerin kalenin yakınından geçmesi gerekiyordu. Böylece kaleden hem deniz trafiği hem de limana ulaşan ticaret gemileri kontrol edilebiliyordu.
Kalenin bulunduğu yer öylesine stratejikti ki dönemin Avrupalı seyyahlarının anlatımlarında yapı, İzmir’e giriş ve çıkış yapan gemiler üzerinde adeta bir kontrol noktası olarak tarif edildi.
VENEDİK TEHDİDİ KALENİN ÖNEMİNİ ARTIRDI
Sancakkale’nin 17. yüzyıldaki hikâyesinin arkasında Osmanlı İmparatorluğu ile Venedik Cumhuriyeti arasındaki uzun savaşlar bulunuyor. 1645-1669 yılları arasında devam eden Girit Savaşı sırasında Ege Denizi önemli bir mücadele alanına dönüştü.
Özellikle 1656'daki Çanakkale Deniz Muharebesi sonrasında Osmanlı yönetimi stratejik kıyı ve boğazların savunmasını güçlendirmeye yöneldi. Bilimsel araştırmalar, Sancakkale’nin de bu süreçte İzmir Körfezi’ne giriş ve çıkışları kontrol etmek ve kentin güvenliğini sağlamak amacıyla Köprülü Mehmed Paşa döneminde yeniden ayağa kaldırıldığını ortaya koyuyor.
KALENİN TARİHİ KONUSUNDA FARKLI BİLGİLER VAR
Sancakkale’nin tam olarak hangi yıl ilk kez inşa edildiği konusunda kaynaklarda farklı bilgiler bulunuyor. Uzun yıllar kalenin 1656 veya 1666 yıllarında Köprülü Mehmed Paşa tarafından yaptırıldığı kabul edildi. Ancak yakın dönemde arşiv belgeleri, seyahatnameler ve tarihi haritalar üzerinden yapılan kapsamlı araştırmalar hikâyenin daha karmaşık olduğunu gösterdi.
Fransız seyyah Laurent d'Arvieux, 1653 yılında İzmir’e geldiğinde Sancakburnu’ndaki kaleden söz ediyor. Bu kayıt yapının 1653'ten önce de mevcut olduğunu gösteriyor. 1654'te meydana gelen büyük İzmir depreminde kalenin zarar görmüş olabileceği, ardından 1656-1657 döneminde yeniden ayağa kaldırıldığı değerlendiriliyor. 1 Eylül 1657 tarihli Osmanlı belgesi de Sancakburnu’nda kalenin inşa ve ihya edilmesine ilişkin önemli kanıtlardan biri.
Bu nedenle Sancakkale için tek bir “yapım yılı” vermek yerine, yapının farklı dönemlerde yeniden inşa edildiğini ve kapsamlı onarımlardan geçtiğini belirtmek daha doğru kabul ediliyor.
GEMİLER KALENİN ÖNÜNDEN GEÇMEK ZORUNDAYDI
Sancakkale yalnızca düşman donanmalarına karşı kullanılan askeri bir savunma noktası değildi. İzmir’in giderek büyüyen uluslararası ticaretinin denetlenmesinde de rol oynadı.
yüzyılda İzmir, Doğu Akdeniz’in önemli ticaret limanlarından birine dönüşüyordu. Avrupa’dan ve Akdeniz'in farklı noktalarından gelen gemilerin sayısı artarken limana girişlerin kontrol edilmesi önem kazanmıştı.
Evliya Çelebi de kalenin ticaret gemilerinin vergi denetiminin yapılabilmesi amacıyla yeniden inşa edildiğini aktarıyor. Gediz Deltası’nın oluşturduğu sığlık nedeniyle ticaret gemilerinin kalenin yakınından geçmek zorunda kalması, vergi kontrolünü kolaylaştırıyordu.
TOPLARI İZMİR KÖRFEZİ’NE ÇEVRİLİYDİ
Sancakkale’nin en önemli gücü denize hâkim toplarıydı. Tarihi kaynaklarda kalenin deniz seviyesine yakın yerleştirilmiş toplarla donatıldığı belirtiliyor.
Evliya Çelebi 1671'de gördüğü kaleyi dörtgen planlı, büyük kulelere sahip bir savunma yapısı olarak anlatıyor. Kale içerisinde bir cami ve çok sayıda evin bulunduğunu, karayla bağlantısında ise hendek ve köprülerin yer aldığını aktarıyor.
Bu özellikleriyle Sancakkale yalnızca birkaç topun bulunduğu küçük bir gözetleme noktası değil, askerlerin ve görevlilerin yaşadığı kapsamlı bir savunma tesisi niteliğindeydi.
GEMİLER KALEYİ SELAMLIYORDU
Sancakkale zaman içerisinde İzmir Limanı’na girişin sembolik kapısı haline de geldi. 18. yüzyılın başlarından itibaren limana gelen bazı gemiler ile kale arasında bir selamlama geleneğinin bulunduğuna ilişkin kayıtlar bulunuyor.
Gemiler kalenin önünden geçerken top veya bayrakla selamlama yapıyor, kalede dalgalanan Osmanlı sancağı da bu ritüelin bir parçası oluyordu. Ancak araştırmalar, kalenin “Sancak” adını bu uygulamadan değil, bulunduğu Sancakburnu mevkiinden aldığını ortaya koyuyor.
DEPREMLER KALENİN KADERİNİ DEĞİŞTİRDİ
İzmir tarihindeki büyük depremler Sancakkale’yi de defalarca etkiledi. Bunların en yıkıcılarından biri 10 Temmuz 1688’de meydana geldi.
Deprem sırasında kale duvarlarının yıkıldığı, bulunduğu alanın bir bölümünün su altında kaldığı ve yapının ciddi hasar gördüğü tarihi kayıtlara yansıdı. Ardından kalenin yeniden inşası ve onarılması için çalışmalar başlatıldı.
Sancakkale sonraki yüzyıllarda da depremler ve ihtiyaçlar doğrultusunda değiştirildi. Araştırmacılar yapının tarihini 1656-1688, 1688-1821 ve 1821-1892 olmak üzere üç ana mimari dönem üzerinden değerlendiriyor.
İZMİR’İN DENİZDEKİ KAPISIYDI
Bugün Sancakkale’den günümüze sınırlı kalıntılar ulaşmış olsa da yapı, İzmir’in liman kenti kimliğinin önemli parçalarından biriydi. Bir tarafta askeri tehditlere karşı Körfez’i koruyor, diğer tarafta İzmir Limanı’na ulaşan ticaret gemilerinin kontrol edilmesini sağlıyordu.
Yüzyıllar önce İzmir’e denizden gelen bir geminin kente ulaşmadan önce karşılaştığı en önemli yapılardan biri Sancakkale’ydi. Bugün kentin daha az bilinen tarihi miraslarından biri haline gelen kale, İzmir’in yalnızca ticaret merkezi değil, aynı zamanda stratejik bir liman kenti olduğunun da sessiz tanıklarından biri olmayı sürdürüyor.