Bazı makamlar vardır; orada oturmak yalnızca bir unvan taşımak değildir.
Omuzlarınıza bir şehrin huzurunu, vatandaşın adalete olan güvenini ve devletin hukuk karşısındaki sorumluluğunu da yükler.
İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan'ın son dönemde verdiği mesajlara ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda gerçekleştirilen operasyonlara baktığımda benim gördüğüm tablo tam olarak budur:
Devlet bağırmaz. Devlet tehdit etmez. Devlet zamanı geldiğinde hukuk içerisinde gereğini yapar.
Ve İzmir'de son haftalarda ortaya çıkan tablo, suçla mücadelede bu kararlılığın oldukça somut örneklerini barındırıyor.
SUÇ ÖRGÜTLERİNE KARŞI KARARLI MÜCADELE
25 Ağustos'ta kamuoyuna yansıyan önemli operasyonlardan biri, İzmir'deki taraftar grupları içerisindeki suç yapılanmalarına yönelikti.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının açıklamasına göre Organize Suçlarla Mücadele, Asayiş ve İstihbarat şubelerinin yürüttüğü çalışmalar sonucunda gerçekleştirilen operasyonlarda toplam 51 şüpheli hakkında tutuklama kararı verildi. Soruşturmanın geçmişte yaşanan bir cinayetin ardından başlatılan projeli dosyaya dayandığı açıklandı.
Bu ayrıntı önemli.
Çünkü organize suçla mücadele, yalnızca suç işlendikten sonra birkaç kişinin yakalanmasından ibaret değildir.
Asıl mesele suç yapılanmalarının bağlantılarının ortaya çıkarılması, delillerin toplanması ve dosyanın yargı önüne taşınabilecek şekilde hazırlanmasıdır.
İşte devletin kurumsal gücü de burada kendisini gösterir.
ULUSLARARASI UYUŞTURUCU AĞINA OPERASYON
8 Eylül'de ise İzmir'den çok daha geniş bir coğrafyaya uzanan başka bir operasyon gündeme geldi.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda yürütülen soruşturmada, Belçika merkezli faaliyet gösterdiği ve uluslararası uyuşturucu ticareti yaptığı ileri sürülen “Yaramışlar” suç örgütüne yönelik çalışma kapsamında 38 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi; operasyonun ilk aşamasında 24 şüphelinin gözaltına alındığı bildirildi. Soruşturmada örgütün hiyerarşik ve süreklilik gösteren bir yapılanmaya sahip olduğunun değerlendirildiği açıklandı.
Uyuşturucu meselesine yalnızca bir asayiş olayı olarak bakamayız.
Uyuşturucu bir gencin hayatını alıyorsa bir aileyi de dağıtıyor.
Bir sokağa giriyorsa bir mahallenin huzurunu bozuyor.
Organize suçun finansmanına dönüşüyorsa artık mesele doğrudan doğruya kamu düzenine ve devlet otoritesine uzanıyor.
Ali Yeldan'ın daha önce uyuşturucuyla mücadele konusunda kullandığı ifadeler de bu yaklaşımı açık biçimde ortaya koyuyor. Yeldan, uyuşturucuyla mücadelenin yalnızca suçla değil, gençleri, aileleri ve kamu düzenini korumaya yönelik bir mücadele olduğunu vurgulamıştı.
“AİLEM GÜVENDE” OPERASYONU
Ve son olarak 13 Eylül'de kamuoyuna açıklanan “Ailem Güvende” operasyonları...
İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda, 15 ili kapsayan operasyonlarda toplam 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletmeye yönelik adli işlem gerçekleştirildiği açıklandı.
Soruşturmalar kapsamında teknik ve fiziki takip, tanık beyanları, dijital incelemeler ve görüntü kayıtları üzerinden çalışmalar yürütüldüğü; eş zamanlı gözaltı, arama ve el koyma işlemlerinin gerçekleştirildiği bildirildi. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı da bu geniş çaplı soruşturmanın koordinasyon merkezlerinden biri oldu.
İzmir ayağında kamuoyunda “Zenne Arif” olarak bilinen Arif Saçlı'nın da gözaltına alındığı basına yansıdı.
Burada özellikle altını çizmek istediğim bir nokta var.
Devletin gücü, kişilerin kimliğine, sosyal konumuna veya kamuoyundaki şöhretine göre hareket etmesinde değil; suç şüphesi bulunan herkes hakkında aynı hukuk kurallarını işletmesindedir.
Aynı şekilde soruşturma geçirmek ya da gözaltına alınmak da tek başına suçluluk anlamına gelmez. Suçluluğa karar verecek makam bağımsız mahkemelerdir.
Devlet ciddiyeti tam olarak bunu gerektirir.
YELDAN'IN ADLİ YIL MESAJI BUGÜN DAHA ANLAMLI
Ali Yeldan'ın 1 Eylül'deki yeni adli yıl mesajını bugün yeniden okumakta fayda var.
Yeldan, hukukun üstünlüğü ve adalet anlayışından taviz vermeden vatandaşların huzur ve güvenliğini tehdit eden suçlarla ve özellikle faili meçhul olaylarla kararlılıkla mücadele edileceğini ifade etmişti.
Aradan geçen kısa sürede İzmir'de kamuoyuna yansıyan dosyalar, bu sözlerin ardından yoğun bir adli hareketliliğin yaşandığını gösteriyor.
Organize suç...
Uluslararası uyuşturucu ticareti...
Aileyi ve çocukları hedef aldığı iddia edilen yapılanmalar...
Bunların her biri devletin mücadele etmek zorunda olduğu farklı alanlar.
Ancak hepsinin ortak bir noktası var:
Vatandaşın huzuru.
DEVLET KİŞİLERLE DEĞİL, KURUMLARLA GÜÇLÜDÜR
Burada bir gerçeği de unutmamak gerekiyor.
Böylesine kapsamlı operasyonları tek bir kişinin başarısı olarak göstermek, o operasyonlarda gece gündüz çalışan savcılara, polislerimize, jandarmamıza, istihbarat birimlerimize ve adliye personeline haksızlık olur.
Başsavcının görevi o büyük mekanizmanın adli koordinasyonunu ve yönetimini sağlamaktır.
Dolayısıyla Ali Yeldan'ın isminin ön plana çıktığı yerde, arkasında Türk yargısının ve kolluk teşkilatının kurumsal emeğini de görmek gerekir.
Devlet dediğimiz zaten budur.
Kişilere bağlı olmayan, makamların değişmesiyle ortadan kalkmayan, hukuk içerisinde işleyen güçlü kurumlar bütünü...
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2025 faaliyet raporunda da soruşturmalarda dürüstlük, adalet, hakkaniyet, objektiflik, güvenilirlik, tarafsızlık, saydamlık ve eşitlik ilkelerinin esas alınacağı; bağımlılık ve suç örgütleriyle etkin mücadelenin sürdürüleceği özellikle belirtiliyor.
İşte benim devletçilik anlayışım da burada başlıyor.
Devleti sevmek, yalnızca devlet kelimesini yüksek sesle söylemek değildir.
Devleti sevmek; hukukunu korumaktır.
Savcısını görevini yaparken yalnız bırakmamak, polisin ve jandarmanın emeğine saygı duymak, aynı zamanda masumiyet karinesinden vazgeçmemektir.
Suçlu kim olursa olsun hukuk önüne çıkarmak; suçsuz kim olursa olsun onun hakkını da aynı kararlılıkla savunmaktır.
Çünkü güçlü devlet, sadece yakalayan devlet değildir.
Güçlü devlet, adaletle hükmeden devlettir.
İZMİR'E VERİLEN MESAJ NET
Son haftalarda gerçekleştirilen operasyonların bana göre İzmir'e verdiği mesaj oldukça açık:
Bu şehir suç örgütlerine teslim edilmeyecek.
Uyuşturucu tacirlerine teslim edilmeyecek.
Vatandaşın alın terini hedef alan yapılara teslim edilmeyecek.
Çocukların ve gençlerin geleceğini tehdit eden suç odaklarına teslim edilmeyecek.
Fakat bütün bunlar yapılırken pusulamız yine hukuk olacak.
İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan'ın önünde elbette uzun ve zor bir görev süreci var. Bir başsavcının başarısı birkaç günlük operasyonla değil, görev süresinin sonunda bıraktığı adalet, güven ve kurumsal düzenle ölçülür.
Ancak son dönemdeki tablo şunu söylemeye imkân veriyor:
İzmir'de savcılık ve kolluk birimleri suçun üzerine gitme konusunda güçlü bir irade ortaya koyuyor.
Bu mücadelede görev yapan Cumhuriyet savcılarına, polisimize, jandarmamıza ve devletin bütün görevlilerine düşen sorumluluk ne kadar büyükse, toplum olarak bize düşen sorumluluk da o kadar büyüktür.
Çünkü devletin gücü yalnızca duvarlarında, makamlarında ya da üniformalarında değildir.
Devletin asıl gücü adaletindedir.
Ve adaletin kapısında yazması gereken tek bir cümle vardır:
Kim olursan ol, bu devletin hukukundan ne üstün olabilirsin ne de onun korumasından mahrum bırakılabilirsin.
Bence Ali Yeldan döneminde İzmir'den verilmesi gereken en güçlü mesaj da tam olarak budur.