Siyasette iddialı cümleler önemlidir.
Ama o cümlelerin arkasında teşkilat, saha, mücadele ve şehirle kurulmuş gerçek bir bağ yoksa kısa sürede unutulur gider.
AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan’ın İzmir’de söylediği, “AK Parti Türkiye’de olduğu gibi İzmir’de de birinci parti” sözünü de bu nedenle yalnızca bir siyasi slogan olarak okumamak gerekiyor.
İnan’ın ortaya koyduğu iddia aslında daha geniş bir siyasi hedefin ifadesi.
Bir tarafta İzmir’in 30 ilçesine yayılan saha programı, diğer tarafta teşkilatın yeniden seçmene ulaşma çabası, Ankara ile İzmir arasında kurulmak istenen daha güçlü siyasi bağ ve bütün bunların üzerinde 2028 hedefi…
“Türkiye Yüzyılı Buluşmaları” kapsamında 26 Eylül’de İzmir İl Başkanlığında yapılan programın ardından heyetlerin 30 ilçeye yayılması; esnaf, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlarla temas kurulmasının planlanması da AK Parti’nin İzmir’de siyaseti yalnızca salon toplantılarından ibaret görmediğini ortaya koyuyor.
Eyyüp Kadir İnan’ın siyasetteki hikâyesini bilenler açısından bu tablo çok şaşırtıcı değil.
Çünkü İnan, Ankara’dan İzmir’e gönderilmiş bir siyasetçi değil.
İzmir’de siyasetin içerisinden yetişmiş bir isim.
2010 yılında İzmir İl Gençlik Kollarında başlayan siyasi yolculuğu, İl Gençlik Kolları Başkanlığı, AK Parti Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanlığı, İzmir Milletvekilliği ve sonrasında AK Parti Genel Sekreterliği ile devam etti. Bugün hem partisinin en üst yönetim kademelerinden birinde bulunuyor hem de TBMM’de İzmir’i temsil ediyor.
Bu, İzmir açısından üzerinde durulması gereken bir durum.
Çünkü bir şehrin Ankara’da etkili biçimde temsil edilmesi yalnızca milletvekili sayısıyla ölçülemez.
Siyasi karar mekanizmalarına ne kadar yakın olduğunuz da önemlidir.
İzmir milletvekilinin aynı zamanda iktidar partisinin Genel Sekreteri olması, İzmir’in meselelerinin doğrudan parti yönetiminin en üst kademelerine taşınabilmesi açısından önemli bir imkan oluşturuyor.
Asıl mesele ise bu imkanın İzmir adına ne kadar kullanılacağıdır.
İşte Eyyüp Kadir İnan açısından bundan sonraki siyasi dönemin esas başlığı bana göre tam olarak burada şekillenecek.
Ankara’daki siyasi ağırlığını İzmir’e ne kadar taşıyabilecek?
Çünkü İzmir artık sadece siyasi tartışma istemiyor.
İzmir hizmet istiyor.
Yatırım istiyor.
Ulaşım istiyor.
Kentsel dönüşüm istiyor.
Sağlık, eğitim, istihdam ve altyapı konusunda çözüm istiyor.
Ve elbette merkezi hükümetin imkanlarından daha fazla yararlanmak istiyor.
İnan’ın son İzmir programına bakıldığında da siyasetin yanında yatırım ve kamu hizmeti başlıklarının özellikle öne çıktığı görülüyor.
Örneğin Konak Halkapınar’daki tarihi un fabrikasında yürütülen çalışmaları yerinde inceledi. Yaklaşık 4 bin 700 metrekarelik tarihi yapının 550 milyon liralık yatırımla kütüphaneye dönüştürülmesi ve yıl sonunda hizmete açılması planlanıyor. İnan burada yaptığı açıklamada projenin İzmirli gençlerin kullanımına sunulacağını belirtti.
Bence İzmir siyasetinin konuşması gereken şey tam olarak budur:
Kim, İzmir’e ne kazandırıyor?
Çünkü vatandaşın günlük hayatına dokunmayan siyasi tartışmalar bir noktadan sonra anlamını kaybediyor.
Bir tarihi yapıyı ayağa kaldırıyorsanız konuşulur.
Bir okul açıyorsanız konuşulur.
Yeni bir hastane, yol, sosyal konut veya kültür merkezi kazandırıyorsanız konuşulur.
Gençlere alan açıyorsanız konuşulur.
İzmir’in Ankara’daki dosyalarının takipçisi oluyorsanız konuşulur.
Siyasetin asıl karşılığı budur.
Eyyüp Kadir İnan’ın “Kınık’tan Selçuk’a kadar hemşehrilerimizle buluşacağız” sözleri de bu açıdan dikkat çekici.
Çünkü İzmir yalnızca Konak, Karşıyaka, Bornova ve Bayraklı’dan ibaret değil.
Bergama’nın meselesi başka.
Kınık’ın başka.
Kiraz’ın, Beydağ’ın, Tire’nin, Ödemiş’in başka.
Foça’nın, Çeşme’nin ve Selçuk’un beklentileri başka.
İzmir’de siyaset yapmak isteyen herkesin Küçük Menderes’i de Bakırçay’ı da yarımadayı da merkez ilçeler kadar bilmesi gerekiyor.
30 ilçeye yayılan saha çalışmasının siyasi anlamı da burada ortaya çıkıyor.
Vatandaşa ulaşmadan siyaset yapılamaz.
Seçmeni yalnızca seçimden seçime hatırlayan anlayışın artık karşılığı yok.
İnsanlar siyasetçiyi mahallesinde, esnafın yanında, üreticinin tarlasında, sanayicinin fabrikasında, gençlerin arasında görmek istiyor.
İnan’ın açıklamasındaki bir başka önemli nokta da geçmiş ile gelecek arasında kurduğu bağ.
2019 seçimlerinde Nihat Zeybekci ile yürüttükleri kampanyayı hatırlatıyor.
O dönemde kendisinin İzmir İl Gençlik Kolları Başkanı olduğunu söylüyor ve Cumhur İttifakı’nın aldığı oyu hatırlatarak teşkilat tecrübesine vurgu yapıyor.
Ardından doğrudan 2028’e işaret ediyor.
“Parlamentoya en güçlü desteği İzmir sağlayacak” diyor.
Bu, kuşkusuz AK Parti açısından oldukça yüksek bir siyasi hedef.
Gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bugünden kimse söyleyemez.
Buna karar verecek olan İzmirli seçmendir.
Aynı şekilde İnan’ın “İzmir’de yüzde 40’lara varan teveccüh görüyoruz” açıklaması da kendisinin saha ve anketlere dayandırdığı siyasi iddiasıdır; kamuya açık bağımsız bir veri ortaya konulmadan bunu kesin seçim sonucu gibi değerlendirmek doğru olmaz.
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken nokta şu:
AK Parti İzmir’de çıtayı yükseltmek istediğini açıkça ilan ediyor.
Ve bunun merkezindeki isimlerden biri artık Eyyüp Kadir İnan.
İnan’ın avantajı da burada.
İzmir’i biliyor.
Teşkilatı biliyor.
Gençlik kollarından geliyor.
Ankara’yı biliyor.
Ve bugün partisinin Genel Sekreteri olarak karar mekanizmasının içerisinde bulunuyor.
Bu özelliklerin İzmir açısından gerçek değeri ise önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak hizmet ve yatırımlarla ölçülecek.
Çünkü İzmirli için siyasi makamın büyüklüğünden daha önemli bir şey vardır:
O makamın İzmir’e ne kazandırdığı.
Eğer Ankara’daki güçlü temsil İzmir’e yeni yatırımlar getiriyorsa;
Eğer bakanlıkların kapıları İzmir’in projeleri için daha hızlı açılıyorsa;
Eğer ilçelerin yıllardır bekleyen meseleleri çözüme kavuşuyorsa;
Eğer gençler, esnaf, üretici ve sanayici bunun karşılığını günlük hayatında görebiliyorsa;
işte o zaman siyasi söylem gerçek bir karşılık bulur.
Eyyüp Kadir İnan’ın önünde böyle bir fırsat var.
Genç yaşına rağmen partisinin en önemli makamlarından birine ulaşmış bir İzmir milletvekili olarak önümüzdeki süreçte kendisinden beklentinin de yüksek olması doğal.
İzmir açısından mesele, bu siyasi gücün şehir adına kullanılmasıdır.
Siyasette polemik yapmak kolaydır.
Rakibi eleştirmek de kolaydır.
Ama bir şehre eser kazandırmak zordur.
Bakanlıklarla görüşmek, yatırım programlarını takip etmek, bütçe oluşturmak, bürokrasiyi harekete geçirmek ve başlayan işi sonuna kadar takip etmek emek ister.
İzmir’in ihtiyacı da bugün biraz daha bu siyaset anlayışıdır.
Kavga yerine hizmet.
Bahane yerine proje.
Slogan yerine eser.
Eyyüp Kadir İnan’ın İzmir’de ortaya koyduğu 2028 hedefini değerlendirirken de ölçü bu olmalı.
Sandığa daha zaman var.
Dolayısıyla bugün seçim sonucunu konuşmaktan çok İzmir’e yapılacakları konuşmak gerekiyor.
İnan’ın önünde Ankara’nın kapısını İzmir için daha fazla çalabileceği bir dönem bulunuyor.
Eğer bu dönem yeni yatırımlarla, tamamlanan projelerle ve İzmirlinin hayatına dokunan hizmetlerle geçirilirse, siyasi iddiaların da sahadaki karşılığı çok daha somut biçimde görülecektir.
Çünkü İzmirli söze değil, yapılan işe bakar.
Kimin hangi makamda olduğundan önce o makamın şehir için ne ürettiğine bakar.
Ve en sonunda kararını yine kendisi verir.
Bugün Eyyüp Kadir İnan’ın mesajı ise oldukça açık:
AK Parti İzmir’de daha güçlü bir siyasi iddia ortaya koymak istiyor.
30 ilçede sahaya inerek bunu göstermek istiyor.
Ankara ile İzmir arasındaki siyasi ve hizmet bağını kuvvetlendirmeyi hedefliyor.
2028 için de çıtayı oldukça yükseğe koyuyor.
Bundan sonrası artık sözün değil, icraatın zamanı.
Çünkü siyasette iddiayı anlamlı kılan şey, sonunda geride bırakılan eserdir.
İzmir kazanıyorsa, kazanan her şeyden önce İzmirli olur.