Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’nin (APİKAM) İzmir’in deniz kültürünü ele alan çalışmaları da kentlilerin denizle ilişkisinin özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyılın ortalarına kadar oldukça güçlü olduğunu ortaya koyuyor. Dönemin gazete, hatırat ve fotoğraflarında deniz hamamlarından modern plajlara uzanan bir değişim görülüyor.
PLAJLARDAN ÖNCE DENİZ HAMAMLARI VARDI
İzmirlilerin denizle ilişkisi bugünkü plaj anlayışından oldukça farklı başladı. 19. yüzyılda kıyılarda kullanılan deniz hamamları, insanların mahremiyet içinde denize girebilmesine olanak sağlayan yapılar olarak öne çıkıyordu.
Zaman içerisinde toplumsal yaşamın değişmesiyle deniz hamamlarının yerini daha açık plaj alanları almaya başladı. Böylece deniz yalnızca sağlık amacıyla girilen bir alan olmaktan çıkarak eğlence, sosyalleşme ve yaz kültürünün de önemli bir parçasına dönüştü. APİKAM’ın kent tarihi çalışması da bu dönüşümü sağlık, mahremiyet, eğlence ve modernleşme üzerinden ele alıyor.
KARŞIYAKA SAHİLİNDE DENİZE GİRİLİYORDU
Bugün yürüyüş yolları, parkları ve yoğun kent dokusuyla bilinen Karşıyaka sahili geçmişte farklı bir görüntüye sahipti. Kent arşivlerinde 1937 yılına ait Karşıyaka sahil görüntülerinde İzmirlilerin denizle yakın ilişkisi açıkça görülebiliyor.
Körfezin iki yakasında vapurların yaygınlaşması da kıyı bölgelerinin gelişimini hızlandırdı. Deniz ulaşımı yalnızca işe veya çarşıya gitmek için değil, sayfiye alanlarına ulaşmak açısından da İzmir yaşamının önemli parçalarından biri haline geldi.
GÖZTEPE VE GÜZELYALI BİRER SAYFİYE BÖLGESİYDİ
Bugün kentin en yoğun yerleşim bölgeleri arasında bulunan Göztepe ve Güzelyalı, 19. yüzyılın sonlarında İzmir’in sayfiye bölgeleri olarak gelişmeye başladı.
1884'ten itibaren Körfez'de kent içi vapur ulaşımının gelişmesiyle Göztepe, o dönem Reşadiye olarak anılan Güzelyalı ve Üçkuyular çevresindeki yerleşim hızlandı. 1880'lerde Göztepe-Güzelyalı önündeki yolun açılması ve daha sonra tramvay bağlantısının bölgeye ulaşması, kıyı şeridini kentle daha güçlü biçimde bütünleştirdi.
Bugün apartmanların, sahil yolunun ve parkların bulunduğu bu hat, geçmişte denizle çok daha doğrudan ilişki kurulan bir bölgeydi.
İnciraltı yaz günlerinin gözde adreslerindendi
Eski İzmir’in deniz kültürü denildiğinde öne çıkan noktalardan biri de İnciraltı. Bölgenin deniz banyoları ve yaz gezileri açısından önemli bir yere sahip olduğunu gösteren dikkat çekici tarihi kayıtlar bulunuyor.
1936 yılında “Lüküs Hayat” oyununu sahnelemek üzere İzmir’e gelen İstanbul Şehir Tiyatrosu oyuncuları, İnciraltı’na vapur gezisi yaptı. Dönemin İzmir Belediye Başkanı Behçet Uz'un da katıldığı gezide oyuncuların İnciraltı deniz banyolarında yüzdüğü görüntüler günümüze kadar ulaştı.
Bu görüntüler, bugün rekreasyon alanlarıyla özdeşleşen İnciraltı'nın bir dönem İzmir'in deniz eğlencesinin de merkezlerinden olduğunu gösteriyor.
İZMİRLİ DENİZDEN UZAKLAŞTI
Kent büyüdükçe İzmir’in kıyıları da büyük bir dönüşüm geçirdi. Nüfus artışı, yeni ulaşım yolları, kıyı düzenlemeleri ve yapılaşma sahil şeridinin kullanım biçimini değiştirdi. Göztepe, Güzelyalı ve Üçkuyular gibi eski sayfiye bölgeleri zamanla yoğun kent dokusunun parçasına dönüştü.
Denizle iç içe yaşayan kent kültürü tamamen ortadan kalkmadı ancak biçim değiştirdi. Kıyılar yüzmekten çok yürüyüş, bisiklet, spor, dinlenme ve sosyal yaşam alanlarına dönüştü. Deniz ise kent merkezinde büyük ölçüde seyredilen bir manzara halini aldı.
ESKİ FOTOĞRAFLARDA BAŞKA BİR İZMİR
Geçmişten kalan görüntülere bakıldığında bugün alışık olduğumuz İzmir sahilinden oldukça farklı bir kent ortaya çıkıyor. Mayo ve şapkalarıyla denize giren İzmirliler, vapurla yapılan yaz gezileri ve kıyıda geçirilen günler, kentin yakın geçmişindeki yaz kültürünü gözler önüne seriyor.
APİKAM’ın arşivlerinde bulunan 1930’lu yıllara ait İnciraltı ve Karşıyaka görüntüleri de bu kültürün yalnızca anlatılardan ibaret olmadığını belgeliyor.
Bugün İzmirli denize girmek için çoğunlukla kent merkezinin dışına yönelse de bundan yaklaşık bir asır önce Körfez, kentin adeta büyük plajıydı. Karşıyaka’dan İnciraltı’na uzanan kıyılarda yaşanan yaz günleri ise eski İzmir’in giderek unutulan hikâyelerinden biri olarak kent belleğinde yaşamaya devam ediyor.