KENTSEL ÖLÜM!

Ali EYCE

Önceki gün Hakkımız Hukukumuz programına İzmir’in tarihi mimari geçmişi üzerine çok derinlemesine bilgi ve belgelere sahip olan İzmir Barosu Avukatlarından Mustafa Kemal Turan’ı konuk ettim.

Elindeki belgeleri ve beyindeki bilgileri daha öncesi özel sohbetlerimizde çok dinlemiş bir insan olarak, İzmir’in mimari tarihini bu kadar iyi araştıran ve bulan bir insan daha görmediğimi, duymadığımı söyleyebilirim.

Avukat Turan’ın işi mimarlık değil. Avukatlık. Ancak onun vatandaşlar adına, şehir adına yürüttüğü hukuk mücadelesi o kadar kendisini ve bilgisini çığırından çıkarmış ki, İdare Mahkemeleri’nde açtığı, kapattığı ve açmayı düşündüğü her bir dava onu bu kadar derinlemesine inceleme, araştırma ve belge toplamaya götürmüş.

İdare Mahkemesi’ndeki hâkimlere, İzmir’in geçmişini, şu an ki durumunu ve gelecekteki düşeceği hali anlatabilmek için de ancak bu kadar bilgi donanıma sahip olmak gerekiyor.

İzmir’de belki hiç yaşamamış, hâkimlik mesleğinin belki de son yıllarını İzmir’de yaşayacak olan birilerine, İzmir’in geçmişini, şimdi halini anlatmadan, gelecekte ne hale geleceğini de anlatıp, yanlış hukuk kararları, adaletsiz hukuk kararlarına karşı mücadele de edemezsiniz.

Avukat Mustafa Kemal Turan, İzmir’in mimari tarihini anlatırken, Atatürk’ün sağlığında İzmir’in şehir planlaması için Fransa’dan getirttiği üç şehir planlamacısından bahsetti. 

İzmir’de yaşamayan, İzmir’in ekonomik değerlerinden çıkarı olmayan bu üç şehir planlamacısını İzmir’e planlamaları için İzmir’e sadece getirmeyen, İzmir’de yaşamaları için olanak da sağlayan Atatürk, İzmir’de bir süre yaşadıktan sonra Fransız şehir planlamacılarının ona verdiği planları İzmir’in mimari geleceği olarak devlet envanterine koyduruyor.

O planda göze batan tek şey, şehrin denize paralel değil, dikey yapılanması, denizin ve deniz kokusunun şehrin en uzak noktasına kadar girmesini sağlayan denize çıkan caddeler ve bugün ki haliyle iyi var denilen geniş yollar.

Gel gelelim ki Atatürk’ün hayatını kaybetmesinden sonra bu planların üzerinden o kadar değişikli ve oynamalar yapıldı ki, Atatürk’ün ölümünden sonra bu planları rafa kaldıran o zamanın yönetim zihniyetinin eseri bugün, yolları yetmeyen, şehri deniz görmeyen, deniz kokusunun kıyıda kaldığı bir İzmir oluştu.

Buna sebep olanlar ne kazandı derseniz, sanırım hepsi şu an aramızda değiller ve hiçbir şey kazanamadılar demek doğru olur.

Buna sebep olanların zararını kim çekiyor derseniz, şu an ve gelecekte İzmir’de kim yaşayacaksa onlar çekiyor.

Bugün ne yaptığımızı, yaşadığımız anda kendi çıkarlarımızı düşünerek, toplum çıkarlarını hiç sayarak yaptığımız da, kaybedecek olanın bütün toplum olduğunu, o toplumun içinde yaşayan çocuklarımız, torunlarımız olduğunu düşünmek için üstün bir zekâya sahip olmaya gerek yok.

‘Ne ekersen, onu biçersin’ diyen atasözünün sahibi atalarımız, bunu sadece marul ve hıyar ekenler için söylemiş olamaz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.