Maymunluk Öldü Mü?

Dr. Taner Akman

Onu sosyal medya videolarından birinde ilk gördüğümde gözlerine takıldım. Bir yavrunun gözleri bu kadar büyük olmamalı diye düşündüm; çünkü bazı gözler sadece bakmaz, sığınır. Punch’ın gözlerinde sığınacak bir yer arayan o telaşı gördüm. Kucağında bir pelüş maymun vardı. Tüylü, turuncu, yumuşak… Ama sıcak değildi. Kalbi atmıyordu. Yine de o, bütün gücüyle ona sarılıyordu. Çünkü başka bir şey bilmiyordu.

Biz onun annesinden koparıldığı anı izlemedik. Kameralar o sahnede yoktu. Sadece “reddedildi” dendi. Sebebini bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz: Esaret, sadece bedenleri değil, annelik içgüdülerini de bozabiliyor. Beton zeminler, demir parmaklıklar, yapay düzenler… Doğanın ritmini bozduğunuzda, annelik bile şaşırıyor. Belki de ortada bir “reddedilme” değil, bizim kurduğumuz yanlış dünyanın sonucu vardı.

Keşke hemen bir süt anne bulunabilseydi. Keşke doğanın kendi içinde bir çözüm üretmesine izin verseydik. Ama onun yerine biz devreye girdik. Ona bir pelüş verdik. Ve o da anne niyetine ona bağlandı. Çünkü yavru dediğin, güveni nerede bulursa oraya tutunur.

Videolar daha sonra başlıyor. Sosyalleşmesi için diğer maymunların arasına bırakıldığı an… İşte orada insanın içi gerçekten sızlıyor. Yemeğe giren bakıcıya koşup sarılması, tanıdığı tek güvene yönelmesi… O sahne, bir yavrunun çaresizliğinden çok, bizim başarısızlığımızın fotoğrafı gibi. Çünkü bir maymunun güven adresi insan olmamalı. Olmamalıydı.

İnsan eliyle büyüyen bir yavru için en zor şey, yeniden kendi dilini öğrenmek. Bakışların anlamını çözmek. Mesafeyi, sınırı, hiyerarşiyi kavramak. İlk temaslar sert olabilir. İtilmeler, dışlanmalar, ürkek bakışlar… Ama gerçek aitlik insanın yanında değil; kendi türünün arasında. Ben bütün kalbimle, en kısa sürede gruba kabul edilmesini diliyorum. Ve belki bir gün, gerçekten bir “anne” kokusuna kavuşmasını.

Ama asıl mesele Punch değil sadece. Asıl mesele, onu yaşadığı o hayvanat bahçesi gerçeği. Esaretin kurumsallaşmış hali. Bugünün dünyasında en doğru yolun; mümkünse geniş, yarı doğal alanlara sahip rezerv ve sanctuary modelleri olduğunu düşünüyorum. Doğaya tamamen dönemeyen ama kafese de mahkûm olmayan; insan temasının minimuma indiği, kendi türüyle yaşayabildiği alanlar… Belki de birçok hayvan için elimizdeki en insaflı çözüm bu.

Onu insan sevgisine bağımlı bırakmak değil, kendi dünyasında var olabileceği bir hayat sunmak gerekiyor. Çünkü sevgi dediğimiz şey bile yanlış yerde, yanlış dozda bir bağımlılığa dönüşebiliyor.

Ve acı olan şu: Onu bu noktaya getiren de biziz. Doğayı daraltan, yaşam alanlarını yok eden, hayvanları esarete mecbur bırakan; sonra da onları “kurtarma” videolarıyla vicdanını parlatmaya çalışan yine biziz. Önce yarayı açıp sonra pansuman yapan bir medeniyetiz.

Punch bir içerik değil. Bir trend değil. O hisseden bir can. Korkuyu, yalnızlığı, özlemi yaşayan bir varlık.

Umarım bundan sonrası onun için korku değil, şifa olur.

En az insan, en çok doğa.

En az sahiplik, en çok saygı.

Ama belki de en acı gerçeği artık fısıldamanın zamanı geldi:

İnsanlık zaten çoktan ölmüştü; şimdi maymunluk da öldü. Ve neticede, sayemizde bütün tabiat yavaş yavaş can veriyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.