İzmir’in birinci derecede deprem bölgesi olmasına ve son bir asırda 6 büyük depremle sarsılmasına karşın alınan önlemlerin yetersiz olduğuna dikkat çeken Nalbantoğlu, “Hatay, Malatya, Adıyaman, Kahramanmaraş da bizim, İzmir de bizim. En az diğer riskli iller kadar İzmir de riskli. Onun için biraz da İzmir’e bakılmalı ve şehir bir an önce olası bir depreme karşı hazırlanmalıdır” ifadelerini kullandı.
6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerde yaşanan acıların hala taze olduğunu ve yaraların kanamaya devam ettiğini belirten Nalbantoğlu, yaptığı yazılı açıklamada yaşanan asrın felaketinden yeterince ders çıkarılmadığını vurgulayarak şunları ifade etti:
DEPREM DEĞİL ZİHNİYET ÖLDÜRÜYOR
“Ülkemizi yasa boğan 6 Şubat depremlerinin üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen yaşanan binlerce can kaybının, yükselen çığlıkların, kaybolan insanların, çocukların, yaşamların ve umutların yürek sızısı hala bütün tazeliğiyle içimizde. Ama bütün bunların yanında içimizi yakan canımızı daha da acıtan bir gerçek var ki, depremlerde yaşamını yitirenler mezarda, sorumluları ise dışarda. Planlama ve denetleme yapmayan kamu görevlilerinden müteahhitlere, müteahhitlerden beslenen rantçılara kadar sorumlu kim varsa elini kolunu sallayarak dolaşmaya devam ediyor. Ne bir hesap soran var ne de yargılayan. İşte bu nedenle ölümlerin ve yaşanan acıların sebebi depremler değil, bilimi ve aklı önceleyen bir anlayış ve yönetim yerine yandaşı ve rantı koruyup kollayan bu zihniyettir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de İzmir’de yaşanmaktadır.”
İZMİR’İN DEPREMSELLİĞİ NEDEN GÖZ ARDI EDİLİYOR
“Ülkemiz bir deprem ülkesi olup, topraklarının yüzde 92’si deprem riski taşımaktadır. Nüfusumuzun yüzde 95’i bu bölgelerde yaşamakta ve yine ülke ekonomisinin can damarı olan büyük sanayi kuruluşlarının yüzde 98’i de bu bölgelerde bulunmaktadır. İzmir ise deprem riski açısından en kırılgan illerin başında gelmektedir. Son bir asırda sonuncusu 30 Ekim 2020 tarihli olmak üzere 6 şiddetinin üzerinde ölümlü ve yaralanmalı 6’nın üzerinde deprem yaşamıştır. Öncelikli bir il olarak olası bir depreme karşı strateji ve eylem planlarının geliştirilip bir an önce uygulanmaya başlanması gerekmektedir. Son bir yılda Ege ve Marmara’da yaşanan deprem fırtınaları da göz önüne alındığında, kaybedecek bir saniyemizin bile olmadığı daha nasıl görülecektir.”
DİRİ VE CANLI FAYLARLA İLGİLİ ÇALIŞMALAR TAMAMLANDI MI?
Deprembilimci Prof. Dr. Naci Görür, İzmir’de 15 – 16 tane canlı fay olduğunu, İzmir yarımadasının tamamen bu faylarla kesilmiş durumda bulunduğunu ve bunlardan herhangi birinin ne zaman, nasıl deprem üreteceğinin bilinmediğini belirterek mikro bölgeleme ve paleosismolojik çalışmaların önemine işaret etmişti. Olası bir yıkıcı deprem öncesinde bölgede yer alan mevcut yerleşim alanlarının uğrayacağı deprem zararlarının en aza indirgenmesine olanak sağlaması, nazım imar planları hazırlanmasında ve yeni oluşturulacak yerleşim alanlarının belirlenmesinde ilgili kurumlara bilimsel veri tabanı oluşturması açısından önemli olan bu konuyla ilgili yetkilileri göreve davet ediyorum. Deprem ülkesi olarak anılan bir ülkede bu çalışmaların bugüne kadar yapılmaması sorgulanması gereken bir konudur.
RİSKLİ YAPILAR VE KAMU BİNALARI İLE İLGİLİ DÖNÜŞÜM VE GÜÇLENDİRME ÇALIŞMALARI NEDEN HIZLANMIYOR?
“İzmir’in yapı stoğu hepimizin malumudur. Gerek Jeoloji ve jeofizik mühendislerinin ve bilim insanlarının yaptığı açıklamalar gerekse yapılan çalışmalar sonucu şehrimizdeki binaların yüzde 60’ı eski yönetmeliklere göre yapılmış olup, yüzde 35’ini ise kaçak yapılar oluşturmaktadır. Binaların çoğu ömrünü tamamlamış olup, en ufak bir sarsıntıda can ve mal kaybına yol açacak durumdadır. İlgili Bakanlığın bu gerçeği görüp bir an önce kentsel dönüşüme yönelik çalışmaları hızlandırması ve bu doğrultuda teşvik edecek adımlar atması gerekmektedir. Ama görünen o ki çalışmalar kaplumbağa hızında ilerlemektedir. Bırakın vatandaşın evini kamu binalarında, okullarda, hastanelerde, havaalanında bile güçlendirme çalışmaları tamamlanmamıştır. Yaşananlardan yeterince ders alınmadığının bundan daha güzel bir örneği olabilir mi? Bu zihniyet, bu yönetim anlayışı değişmedikçe bu acılar da maalesef yaşanmaya devam edecektir.”