“Daha çok küçük, büyüyünce öğrenir.”
Bu cümleyi ne kadar sık duyuyoruz, değil mi?
Bir çocuk dikkatini sürdüremediğinde, sırasını beklemekte zorlandığında, başladığı işi yarım bıraktığında ya da duygularını yönetemediğinde çoğu zaman aynı şeyi söylüyoruz:
“Zamanla geçer.”
Elbette çocuk gelişir. Beyin olgunlaşır. Bazı beceriler yaşla birlikte güçlenir. Ancak gelişim yalnızca takvimin ilerlemesiyle gerçekleşmez. Çocuğun yaşadığı deneyimler, kurduğu ilişkiler, oynadığı oyunlar, hareket etme biçimi ve karşılaştığı küçük problemler gelişimin yönünü belirler.
Çünkü çocuk beyni bekleyerek değil, deneyimleyerek gelişir.
İşte okul öncesi dönemde beyin eğitiminin önemi tam da burada başlar.
BEYİN EĞİTİMİ DAHA ERKEN OKUMA YAZMA ÖĞRETMEK DEĞİLDİR
Öncelikle önemli bir yanılgıyı düzeltelim.
Beyin eğitimi, üç yaşındaki bir çocuğun önüne çalışma kâğıtları koymak değildir. Dört yaşındaki bir çocuğa daha hızlı okuma öğretmek ya da onu küçük yaşta akademik yarışa hazırlamak hiç değildir.
Beyin eğitimi; çocuğun dikkatini kullanmasını, bilgiyi zihninde tutmasını, dürtüsünü yönetmesini, kurala uyum sağlamasını, farklı bir çözüm denemesini ve hata karşısında yeniden başlayabilmesini destekleyen yaşına uygun deneyimler sunmaktır.
Yani mesele çocuğun ne kadar çok bilgi bildiği değil, beynini öğrenirken nasıl kullandığıdır.
Bir çocuk bütün renkleri, sayıları ve harfleri tanıyabilir. Fakat yönergeyi dinleyemiyor, sırasını bekleyemiyor, değişen bir kurala uyum sağlayamıyor ve küçük bir güçlükte vazgeçiyorsa öğrenmenin temel araçlarını henüz yeterince kullanamıyor olabilir.
Çünkü öğrenmeye hazır olmak, yalnızca bilgi sahibi olmak değildir.
Dikkatini yöneltebilmek, hatırlayabilmek, kendini durdurabilmek ve gerektiğinde yeni bir yol deneyebilmektir.
BEYNİN “YÖNETİCİ BECERİLERİ” BU YILLARDA TEMELLENİR
Çalışma belleği, dikkat kontrolü, dürtü kontrolü, planlama ve bilişsel esneklik… Bunların tümünü yürütücü işlevler başlığı altında ele alıyoruz.
Bu beceriler çocuğun yalnızca okul başarısını değil; oyun kurmasını, arkadaşlık ilişkilerini, problem çözmesini ve günlük yaşamını da etkiler. Okul öncesi yıllar, yürütücü işlevlerin hızla geliştiği önemli bir dönemdir. Ancak bu beceriler çocuğa bir defada anlatılarak kazandırılamaz. Oyun, tekrar, yetişkin rehberliği ve giderek artan küçük sorumluluklarla desteklenir.
Örneğin “Kırmızı ışıkta dur, yeşil ışıkta ilerle” oyunu basit görünür. Oysa çocuk bu oyunda yönergeyi dinler, kuralı aklında tutar, hareketini kontrol eder ve doğru anda tepki verir.
Bir yapboz tamamlamaya çalışırken parçaları karşılaştırır, yanlış seçimi fark eder ve yeni bir çözüm dener.
Hayalî bir oyunda doktor, öğretmen ya da aşçı rolüne girdiğinde kendi davranışını rolün kurallarına göre düzenler, arkadaşının niyetini anlamaya çalışır ve hikâyeyi zihninde sürdürür.
Yani çocuk “sadece oynamaz”.
Oyun sırasında dikkat eder, planlar, hatırlar, bekler, değişir ve yeniden dener.
ÇOCUK BEYNİ BEDENDEN AYRI GELİŞMEZ
Biz yetişkinler öğrenmeyi çoğu zaman masa, sandalye, kitap ve kalemle eşleştiriyoruz. Oysa okul öncesi çocuk için hareket, öğrenmenin doğal yollarından biridir.
Koşmak, dengede durmak, top yakalamak, ritim tutmak, yön değiştirmek ve bedeni bir kurala göre hareket ettirmek; motor becerilerin yanında dikkat ve öz düzenleme süreçlerini de destekleyebilir. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü de beş yaş altındaki çocukların sağlıklı gelişimi için gün içinde daha fazla hareket etmelerini, daha az hareketsiz kalmalarını ve yeterli uyku almalarını öneriyor.
Bu nedenle beyin eğitimi yalnızca masa başında yapılmaz.
Bazen bir denge parkurunda, bazen müzik durduğunda hareketsiz kalma oyununda, bazen de “şimdi tersini yap” yönergesinde gerçekleşir.
Çocuk hareket ederken yalnızca bedenini değil, davranışını da yönetmeyi öğrenir.
HER ZORLANMA BİR BOZUKLUK DEĞİLDİR
Burada çok hassas bir ayrım yapmalıyız.
Okul öncesi dönemde dikkat süresi yetişkinlerden doğal olarak daha kısadır. Çocukların hareketli olması, bazen bekleyememesi veya kuralları unutması gelişimin olağan bir parçası olabilir. Her dikkat dağınıklığı DEHB değildir. Her hareketlilik de bir problem anlamına gelmez.
Beyin eğitiminin amacı çocuğu tanılamak, etiketlemek ya da yaşı için gerçekçi olmayan bir performansa zorlamak değildir. Amaç; çocuğun mevcut becerilerini gözlemlemek, güçlü yönlerini fark etmek ve desteğe ihtiyaç duyduğu alanlarda ona uygun deneyimler sunmaktır.
Eğer güçlükler uzun süredir devam ediyor, birden fazla ortamda görülüyor ve çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa değerlendirme yetkin bir uzman tarafından yapılmalıdır.
Çocuğa “dikkatsiz”, “tembel” veya “sorumsuz” demek kolaydır.
Asıl soruyu sormak ise daha değerlidir:
“Bu davranışın arkasında henüz gelişmekte olan hangi beceri var?”
EVDE BEYNİ DESTEKLEMENİN BEŞ BASİT YOLU
Peki aileler ne yapabilir?
Bir: Serbest oyuna alan açın. Her dakikası yetişkin tarafından planlanan etkinlikler yerine çocuğun oyun kurmasına, rol dağıtmasına ve çözüm üretmesine fırsat verin.
İki: Hareketi günlük yaşamın parçası yapın. Denge, ritim, top oyunları ve değişen kurallı hareket etkinlikleri kullanın.
Üç: Tek seferde kısa ve anlaşılır yönergeler verin. Çocuğun yaşına uygun biçimde yönergeleri giderek iki veya üç basamağa çıkarın.
Dört: Hemen yardım etmeyin. Güvenli bir problemle karşılaştığında düşünmesi, denemesi ve hata yapması için ona zaman tanıyın.
Beş: Sonucu değil süreci konuşun. “Ne kadar zekisin” yerine “Farklı bir yol denedin”, “Zorlanmana rağmen devam ettin” ve “Bu kez hangi yöntem işe yaradı?” deyin.
GELECEĞE HAZIRLIK BUGÜN BAŞLAR
Okul öncesi dönem, çocuğun beynini bilgiyle doldurma dönemi değildir.
Merakı koruma, hareketi destekleme, güvenli ilişkiler kurma, duyguları tanıma ve öğrenmenin temel becerilerini güçlendirme dönemidir.
Çocuğun bugün oyun içinde öğrendiği bekleme becerisi, yarın sınıfta söz almadan önce durabilmesine yardımcı olabilir. Bugün değişen bir oyun kuralına uyum sağlaması, yarın karşılaştığı yeni bir probleme farklı açıdan bakmasını kolaylaştırabilir. Bugün bir yapbozda vazgeçmeden yeniden denemesi, gelecekte güçlükler karşısında göstereceği dayanıklılığın küçük bir provası olabilir.
Beyin eğitimi çocuğu geleceğin sınavlarına değil, geleceğin yaşamına hazırlamaktır.
Çünkü çocuklarımıza verebileceğimiz en değerli şey yalnızca bildiklerimiz değildir.
Kendi dikkatlerini yönetebilecekleri, düşünebilecekleri, üretebilecekleri ve yeniden deneyebilecekleri güçlü bir zihinsel temel sunmaktır.
Ve bu temel, sandığımızdan çok daha erken atılır.