Siyaset yapmak kolaydır…
Kürsüye çıkıp demokrasi demek, özgürlük demek, basın özgürlüğünden söz etmek de kolaydır.
Peki ya o sözlerin gereğini yerine getirmek?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
6 Kasım'da düzenlenen 3. Uluslararası Urla Zeytin ve Sanat Festivali'nin açılışında, eski İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel'in gazetecilerin haksız yere hapsedildiğine ilişkin sözleri dikkatimi çekti.
Basına yansıyan haberlere göre Yüksel'in açıklamalarına Urla Belediyesi AK Parti Meclis Üyesi Ümit Arslan da itiraz etti.
Elbette herkes düşüncesini ifade edebilir.
Gazetecilerin haklarını savunmak da son derece önemlidir. Kimsenin yalnızca haber yaptığı, soru sorduğu veya eleştirdiği için hukuka aykırı biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılmaması gerekir.
Ancak benim bugün tartışmak istediğim mesele başka.
Sayın Alaattin Yüksel, gazetecilerin sorunlarını konuşmak için illa bir festival kürsüsüne mi ihtiyaç var?
Çünkü gazetecilerin yaşadığı sorunlar yalnızca tutukluluk tartışmalarından ibaret değil.
Bu mesleğin içinde yıllarını geçirmiş biri olarak gazetecilerin hangi zorluklarla mücadele ettiğini çok iyi biliyorum.
Ekonomik sıkıntılarla ayakta kalmaya çalışan yerel gazeteler var.
Haber peşinde koşarken türlü güçlüklerle karşılaşan muhabirler var.
Emeklerinin karşılığını almakta zorlanan basın çalışanları var.
Sesini duyuramayan, yalnız bırakıldığını hisseden gazeteciler var.
Peki, siyaset dünyasından kaç kişi bu insanların gerçekten kapısını çalıyor?
Kaç kişi sorunlarını dinliyor?
Kaç kişi yalnızca konuşmakla kalmayıp çözüm üretmek için çaba gösteriyor?
SAYIN YÜKSEL, SİZE BİRKAÇ SORUM VAR!
Bu soruları herhangi bir kişisel husumetle değil, yıllarını gazeteciliğe vermiş bir meslek mensubu olarak yöneltiyorum.
Sayın Alaattin Yüksel…
Bugüne kadar kaç gazetecinin sorunuyla bizzat ilgilendiniz?
Ekonomik güçlük yaşayan kaç yerel gazetecinin derdini dinlediniz?
Kaç gazeteciyi çalışma ofisinde ziyaret ederek hangi koşullarda mesleğini sürdürdüğünü sordunuz?
Mesleğini yaparken haksızlığa uğradığını düşünen kaç gazetecinin yanında durdunuz?
Yerel basının yaşadığı sorunların çözümü için hangi somut girişimlerde bulundunuz?
Gazetecilerin haklarını savunmak adına bugüne kadar hangi çalışmalara destek verdiniz?
Ve en önemlisi…
Sizinle aynı düşüncede olmayan, sizi eleştiren gazetecilerin de haklarını aynı kararlılıkla savundunuz mu?
İşte benim merak ettiğim bunlar.
Bu soruların yanıtlarını bilmeden Sayın Yüksel'in geçmişte hiçbir gazeteciye destek olmadığını söylemem elbette doğru olmaz.
Belki kamuoyunun bilmediği çalışmalarınız, girişimleriniz ve destekleriniz vardır.
Varsa açıklayın.
Biz de bilelim.
Biz de gazetecilere sahip çıkmak adına gösterdiğiniz çabaları kamuoyuyla paylaşalım.
Ancak yalnızca kürsülerden yapılan açıklamaların, gazetecilerin yaşadığı gerçek sorunları çözmeye yetmediği de ortada.
GAZETECİYE DESTEK SÖZLE DEĞİL, DAVRANIŞLA GÖSTERİLMELİ!
Bakın Sayın Yüksel…
Gazetecilik ciddi bir meslektir.
Gazeteci haber yapar, araştırır, sorar, sorgular.
Gazetecinin görevi birilerinin hoşuna gidecek cümleler kurmak değildir.
Ama gazetecilik aynı zamanda doğruluk, dürüstlük, tarafsızlık ve sorumluluk gerektirir.
Eleştiri ile hakaret, haber ile iftira birbirine karıştırılmamalıdır.
Bununla birlikte, bir gazeteci hakkında suçlama bulunması da o kişiyi peşinen suçlu ilan etmeyi haklı çıkarmaz.
Suçluluk konusunda karar verecek merci bağımsız yargıdır.
Basın özgürlüğünü savunmak, hem gazeteciliğin etik sorumluluğunu hem de hukukun temel güvencelerini birlikte savunmayı gerektirir.
Benim itirazım da tam olarak burada.
Gazetecilik üzerinden yapılan açıklamalar, yalnızca siyasi tartışmaların bir parçası olarak kalmamalı.
Gerçekten gazetecilerin yanında olunmalı.
Hem de yalnızca aynı düşünceyi paylaştığınız gazetecilerin değil, sizi eleştirenlerin de…
Çünkü basın özgürlüğü, kişiye ve siyasi görüşe göre değişebilecek bir ilke değildir.
SAMİMİYETİN ÖLÇÜSÜ KÜRSÜDEKİ SÖZLER DEĞİL, YAPILANLARDIR!
Sayın Yüksel…
Urla'daki açıklamalarınızı duyduğumda kendi kendime şu soruyu sordum:
Gazetecilerin sorunlarını gerçekten ne kadar yakından biliyoruz?
Bu nedenle sözleriniz, benim açımdan samimiyeti sorgulanması gereken bir açıklama olarak kaldı.
Bu, sizin niyetiniz hakkında kesin bir hüküm verdiğim anlamına gelmiyor.
Ancak kamuoyu önünde konuşan, geçmişte milletvekilliği yapmış bir siyasetçinin sözleri kadar geçmişteki somut çalışmalarının da sorgulanabilmesi gerektiğine inanıyorum.
Çünkü gazeteci yalnızca siyasetçinin konuşmasını haberleştiren kişi değildir.
Gazeteci aynı zamanda siyasetçiye soru soran kişidir.
Bugün de ben size soruyorum.
Gazetecileri savunduğunuzu söylüyorsunuz.
Peki, bu savunmanın somut karşılığı nedir?
İzmir'de, Urla'da, ilçelerde, yerel basının yaşadığı hangi soruna çözüm bulunması için çaba gösterdiniz?
Bunların yanıtını duymak istiyorum.
SON SÖZÜM ŞUDUR…
Sayın Alaattin Yüksel…
Gazeteciler yalnızca konuşmalarda hatırlanacak insanlar değildir.
Onların da aileleri, geçim sıkıntıları, mesleki kaygıları, onurları ve emekleri vardır.
Bir gazeteciye değer vermek için onun tutuklanmasını, yargılanmasını veya büyük bir haksızlığa uğramasını beklememek gerekir.
Gazetecilerin yanında olmak isteyen herkes, önce onların günlük yaşamda karşılaştığı sorunlara kulak vermelidir.
O nedenle sorularımın yanıtlarını bekliyorum.
Elbette vereceğiniz her açıklamayı da aynı gazetecilik sorumluluğuyla kamuoyuna aktarmaya hazırım.
Çünkü bizim mesleğimizin özü yalnızca konuşmak değil, soru sormaktır.
Ve unutmayın Sayın Yüksel…
Gazeteciyi bir kürsüde savunmak önemlidir. Ama asıl önemli olan, o kürsüden indikten sonra da gazetecinin yanında durabilmektir.
Gazetecilik alkış istemez. Saygı, adalet ve samimiyet ister!