Şehirleri binalar değil, insanlar Kurar

Zeynep Kanter

Bir şehri tanımak için bazen sokaklarında yürümek yetmez. O şehrin insanlarını dinlemek gerekir.

Çünkü şehir dediğimiz şey yalnızca binalardan, caddelerden, meydanlardan ve tabelalardan ibaret değildir. Bir şehrin asıl hikâyesini; başka şehirlerden gelip burada kendine bir hayat kuran, çalışan, üreten, çocuk büyüten, hayallerinin peşinden giden insanlar yazar.

İzmir de böyle bir şehir.

Kimi Van’dan gelir, kimi Kars’tan, kimi Mardin’den, kimi Trabzon’dan… Kimi doğduğu şehirden yıllar önce ayrılmıştır ama memleketinin kokusunu, sofrasını, türküsünü yanında taşır. Kimi ise İzmir’de doğmuş, hayatını burada kurmuş ve artık kendisini bu şehrin bir parçası olarak görür.

Aslında hepimiz farklı hikâyelerin devamıyız.

Farklı çevrelerden insanlarla bir araya geldikçe şunu daha iyi görüyorum: Bizi birbirimizden ayıran şeyler kadar, hatta belki onlardan daha fazla, bizi bir araya getiren ortak noktalarımız var.

Bir esnafın dükkânını açarken taşıdığı umut, bir kadının kendi işini kurarken verdiği mücadele, bir annenin çocuklarının geleceği için verdiği emek, genç bir insanın “Ben de yapabilirim” diyerek attığı ilk adım…

Bunların memleketi yok.

İnsanın emeğinin, gayretinin ve hayalinin memleketi olmaz.

Belki siyaset de tam burada başlıyor.

Siyaset yalnızca seçim dönemlerinde konuşulan bir alan değil. Bir mahallenin ihtiyacından bir esnafın geçim mücadelesine, bir çocuğun eğitiminden gençlerin geleceğe dair beklentilerine kadar hayatın pek çok alanına dokunuyor.

Farklı görevlerde bulunduğum dönemlerde bunun en önemli tarafının insanları dinlemek olduğunu gördüm. Çünkü aynı şehrin içinde yaşayan insanların ihtiyaçları farklı olsa da ortak bir beklentileri var: Görülmek, duyulmak ve yaşadıkları yere değer katabilmek.

Belki de iyi bir şehir yönetiminin ve güçlü bir toplumun ilk şartı, birbirimizi gerçekten dinlemekten geçiyor.

Bu noktada kadınların hikâyesi de ayrı bir önem taşıyor.

Bugün İzmir’in farklı noktalarında kendi işini kuran, ailesinin işini büyüten, derneklerde görev alan, eğitim veren, üreten ve bulunduğu çevreye katkı sunan çok sayıda kadın var.

Belki hepsinin hikâyesini henüz yeterince anlatmadık.

Oysa anlatılması gereken çok hikâye var.

Bazen bir insanın mücadelesi, bazen bir mahallenin değişimi, bazen bir esnafın hayali, bazen de yıllardır aynı sofranın etrafında buluşan insanların hikâyesi bize yaşadığımız şehri yeniden anlatabilir.

Çünkü hayatın kendisi zaten başlı başına bir hikâye.

Bir şehri gerçekten anlamanın en güzel yollarından biri de o şehirde yaşayan insanların hikâyelerine kulak vermek.

İzmir’i İzmir yapan da belki tam olarak bu.

Hepimizin aynı yerden gelmesi değil…

Farklı yerlerden gelip aynı şehirde birbirimize yer açabilmemiz.

Benim bu köşedeki yolculuğum da bugün başlıyor.

Bu köşede bundan sonra bazen İzmir’e, bazen insanlara, bazen kadınların hayatına, bazen iş dünyasına, bazen de hepimizin hayatına dokunan meselelere değineceğim.

Her konuda aynı düşünmek zorunda değiliz.

Ama birbirimizi dinleyebiliriz.

Çünkü şehirleri yalnızca binalar değil, insanlar kurar.

Ve İzmir’in anlatacak daha çok hikâyesi var.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.