Sevgi ışığında Yaratıcı mı yoksa bizi korkuttukları Tanrı mı?

Aysel Ateş Abdullazade

Aynı Yaratıcı, farklı tanıtım

Uzun zamandır, bir ThetaHealer olarak bu alanda sürekli iletişim halinde olduğum, isteklerimi dile getirmekten çekinmediğim Yaratıcı ile;

yüzyıllardır bizi suçluluk, öfke ve korkuyla yükledikleri Tanrı arasındaki bağı ve mutlak hakikati arıyorum. İç sesim bunu yapmamı söylüyor, hatta adeta emrediyor. Bu farkındalığı yaşayabilmek ve anlamlandırabilmek için bunu sizlerle de paylaşmaya karar verdim.

ThetaHealing’de anlatılan Yaratıcı ile dinde bize korku üzerinden tanıtılan Tanrı aslında başka değildir. Kaynak aynıdır; değişen yalnızca insan bilincine aktarılma biçimidir.

Yaratıcı, insanlara çoğu zaman hüküm veren, izleyen, cezalandıran, yakan bir figür olarak sunulmuştur. Bu sunum insanın içinde sevgi değil, mesafe yaratmıştır. Korku üzerine kurulan bir bağ ise hiçbir zaman yakınlık doğurmaz.

ThetaHealing bakışında Yaratıcı uzakta değildir. O, insanın içinde, bilincinde, nefesinde hissedilen bir kaynaktır. Onunla konuşmak, soru sormak, istemek günah sayılmaz. Aksine, bu ilişki doğal kabul edilir. Burada Yaratıcı gücenen, öfkelenen değildir; anlayan, yönlendiren ve şifa verendir. Bu fark yeni bir Tanrı anlayışı değil, unutulmuş bir ilişkinin hatırlatılmasıdır.

Eğer Yaratıcı her şeyi yarattıysa, insanın hatasından neden incinsin? Eğer Yaratıcı mutlak güçse, insanın soru sorması onu nasıl zayıflatabilir? Bu sorular şunu gösterir: korku ilahi kaynaktan değil, insan sistemlerinden doğar. Korku yönetimi kolaylaştırır. Korkan insan soru sormaz, itaat eder, sorumluluğu kendi bilincinin dışına aktarır. Tarih boyunca dinin bir güç aracına dönüştüğü yerlerde Yaratıcı da korku suretine büründürülmüştür. Oysa aynı metinlerde merhametten, yakınlıktan, bağışlanmadan söz edilir. "Ben size şah damarınızdan daha yakınım" diyen bir kaynağın temel niteliği korku olamaz. Sadece bu taraf zamanla geri plana itilmiştir. Çünkü sevgi uyandırır, korku ise susturur.

ThetaHealing, insanı "günahkar kul" konumundan çıkarıp, "bilinçli varlık" konumuna getirir. Burada ceza anlayışı yoktur, neden–sonuç vardır. Burada yanmak yoktur, idrak etmek vardır. Burada Yaratıcı insanı sınamaz; insanı kendi hakikatini hatırlamaya çağırır.

Demek ki, sorun Yaratıcı’nın kimliğinde değil. Sorun bizim ona hangi duyguyla baktığımızdadır. Korkuyla bakılan Tanrı insanı küçültür; sevgiyle hissedilen Yaratıcı insanı genişletir. Işık aynıdır; sadece biri karanlık bir camdan, diğeri temiz bir pencereden görünür.

Belki de asıl soru şudur:

Biz Yaratıcıyla korku üzerinden itaat eden bir kul olarak mı yaşamak istiyoruz, yoksa sevgi üzerinden bağ kuran bir insan olarak mı?

Çünkü insanın Yaratıcıyla kurduğu ilişki, aslında kendi varlığıyla kurduğu ilişkinin aynasıdır.