Şiddetin Spiritüel Dili

Dr. Taner Akman

Jeff Brown, çağdaş spiritüel literatürün en provokatif, en çok tartışılan isimlerinden biridir. “Ruhsallık” adı altında pazarlanan kaçışçı, acıyı inkâr eden, sorumluluğu bireyin omuzlarına yıkan söylemlere karşı sert eleştirileriyle tanınır. Jeff Brown’un temel derdi şudur: İnsan, yaşadığı acının içinden geçmeden, onu bastırarak ya da “yüksek farkındalık” süsleriyle örtbas ederek iyileşemez. Gerçek şifa, karanlığa bakma cesareti ister.

Jeff Brown’dan hayata dair birkaç net taktik çıkarılacak olursa:

Acıyı inkâr etme, onunla temas kur.

Sorumluluğu üstlen ama suçu kendine yıkma.

Ruhsallığı, gerçek hayattan kaçış bileti olarak kullanma.

Empatiyi “her şeyi hoş görme” ile karıştırma.

Ve en önemlisi: Güçlü görünen cümlelerin ardındaki şiddeti fark et.

Jeff Brown bu sahte bilinç dilini parodiye varan bir açıklıkla ifşa eder. Abartılıdır, serttir, hatta rahatsız edicidir; çünkü anlattığı şeyin kendisi de öyledir. Okurken gülümsetmesi tesadüf değildir, sonrasında huzursuz etmesi de. Çünkü bu metin, çoğumuzun farklı biçimlerde maruz kaldığı cümleleri, bu kez süsü alınmış hâliyle önümüze koyar.

Başınıza gelen berbat bir olayın ertesinde ola ki birisi size “Her deneyimi insan kendi seçer” derse, kendisini bayıltacak bir yumrukla yere yıkın.

Ayıldığında kendisine “kendi seçmiş olduğu bu deneyimi yaşamasına imkan verdiğiniz için size teşekkür borçlu olduğunu” söyleyin. Sonra ısrarla, hemen ve hatta kafasına sargı dahi sarılmadan, hemen sizi affetmesini söyleyin; affetmenin en acil yüksek vasıf olduğunu hatırlatın. Sonra da “acı”nın zaten bir ilüzyon olduğunu, “fark etme” ve “iyi gözlemleme” ile “ân’ın farkındalığı”nın gücünü yakalayacaklarını anlatın ve devam edin, “kurban” diye bir şey yoktur deyin; hatta kafasının acısı hala taze olduğundan kendisi için yaratmış olabileceği “kurban hikayesi”ni tersine çevirmenin kendi elinde olduğunu vurgulayın.Tam ayağa kalkacağı sırada iterek tekrar yere yapıştırın ve hatırlatın:

“Gördüğün ve deneyimlediğin her şey, aslında sana kendini yansıtıyordur. Demek ki senin şiddetle yüzleşmeni gerektiren bazı hayat sorunsalların vardı. Bak sana ne güzel bir hediye sundum. Şimdi şükran duy” deyin. Ardından da kendisine yaptığınız bu iyiliğe karşılık para isteyin. Kredi kartının pin numarasını da isteyin.

Kızmaya başlayacak olursa, hatırlatın: öfke ve yargılama düşük frekanslı enerjilerdir ve hiçbir zaman hiç kimse suçlu değildir.

Eğer bu ifadeler onu yatıştırmadıysa, ego’nun en büyük düşman olduğunu anlatın; yaşanan bu durumu kabul edilemez bulan kısımlarının sadece yeniden tanımlanması gerektiğini ekleyin.

En son da şunu ekleyin:

“Sen bir matrix içerisinde hapsolmuş olarak dünyayı sınırlı merceklerden görüyorsun.” Kendisini bu matrix tuzağından kurtarmak için burada olduğunuzu söyleyin.

Sonra da cüzdanını çalın ve gidin ki, hayata dair son derecede değerli bir başka dersi, yani hiçbir şeye bağlanmamak gerektiğini anlasın ve düşüncelerin nasıl manifest olduğunu bir daha unutmasın.’

Bu metni ilk okuduğunuzda gülüyorsanız, ikinci okuduğunuzda rahatsız oluyorsanız ve üçüncüde “bunu gerçekten söyleyen insanlar var” diyorsanız, Jeff Brown amacına ulaşmış demektir. Çünkü burada yumruk mecazdır; asıl darbe, kelimelerle vurulur. “Sen seçtin”, “Bu sana bir ders”, “Kurban yok”, “Affet ve yüksel” gibi cümleler, doğru bağlamdan koparıldığında, karşısındakini iyileştirmez; susturur.

Bu örnekleri vermemin sebebi, ruhsallık kisvesi altında dolaşan bu duygusal gaslighting biçimini teşhir etmektir. Acı çeken bir insana yapılacak ilk şey, onun acısını geçersiz kılmak değil; onu ciddiye almaktır. Farkındalık, empatiyi iptal eden bir üst bilinç hali değildir. Aksine, empati yoksa orada bilinç de yoktur.

Gerçek uyanış, başkasının canını yakmadan olur ve hiçbir “yüksek frekans” söylemi yapılan haksızlığın üstünü örtemez.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.