Bugünlerde radyo kanallarını ya da sosyal medya listelerini açtığınızda ne duyuyorsunuz? Bilgisayarla düzeltilmiş, ruhsuz, birbiriyle aynı vokal sesleri ve ilk dinlenidlidğinde waow dedirten üç günde tüketip unuttuğumuz fason şarkılar... Her şey o kadar yapay, o kadar aynı ki artık aynılığa alışır olduk. Doğalın güzelliğini göremez olduk. Benim de akustik parçalara, playbacksiz konserlere ve eski şarkılara olan tutkum belki de bu yüzdendir.
Tam da böyle bir ortamda Linet çıkıyor ve "Durun bir dakika, şarkı böyle söylenir dersi verircesine "Bedduam Olsun"u önümüze koyuyor.
Şarkının adını ilk gördüğümde ‘acaba çok mu ağır arabesk’ diye düşündüm. Yalan yok. Ama başlattığım an öyle bir şeyle karşılaştım ki! Şarkı basit bir öfke çığlığı ya da ucuz bir sitem değil; arkasında devasa bir yaşanmışlık olan, gururu kırılmış bir insanın o en dürüst, en çıplak hesaplaşma hissini yaşattı bana. Linet şarkıya ilk başladığı o pes tonlarda bile yüreğnde ki kederi öyle güzel hissettiriyor ki. Nakarata doğru olan tizlerde öyle bir kontrol var ki, insan dinlerken kendi kendine ‘Bu nasıl bir ciğer, bu nasıl bir vokal?’ dememesi mümkün değil.
Bu yaz Kuşadası’nda Çizgim Event’in düzenlediği konserde Linet’i ilk kez canlı dinleme şansını yakaladım ve düşündüğüm tek şey bu sesi kapalı bir odaya koysak, kesin duvarlar titrer oldu.
Dürüst olalım; bugün piyasadaki pek çok isim detone olmamak için dijital çalışmalara arkasına saklanıyor fakat Linet, "Bedduam Olsun"da sadece notalara basmıyor; adeta yılların birikimini, o içimizdeki susturulanları haykırıyor.
Kısacası, dijital çağın o ruhsuz, geçici starları birer birer gelip geçerken Linet gibi dev sesler bize müziğin ne olduğunu hatırlatmaya devam edecek. Bence sizde kulaklığınızı takın, sesi sonuna kadar açın ve bu özel sesin ve bu parçanın tadını çıkartın. Bu arada 5 Ekim tarihinde İzmir Kültürpark’da ki Linet konserine gitme şansınız olursa ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
İsmail Tunçbileğin’de dediği gibi; Müzik ola aşk ola..