TUTSAK ÖZGÜRLER

Emre İşgüzar

Kulakları sağır eden gürültüsü ile her sabah olduğu gibi bu sabah da balıkçı teknesi ile besi balıklarının bulunduğu etrafı iri iri kütüklerle çevrelenmiş ve üzerlerine balıkçı ağları örtülmüş olan balık çiftliğine rutin sabah yemlemesini yapmak için geldiler.

Denizin yüzeyinde dolaşan, yukarıdaki dağların eteklerinden aşağı doğru hızla gelen sabah esintisinin tende bıraktığı ferahlık ile güneşin masmavi kadifemsi çarşafların üzerinde yayılışı, güzelliğine ve seyrine doyum olmayan Akdeniz Kıyılarındaki denizin özgür balıkları tutsak kalmıştı o çiftliklerin içinde.

Yine böyle bir sabah saatinde gürültü ile gelen balıkçı teknesinin içinde bulunan Ethem Kaptan ve Koca Reis isimli iki balıkçı, balık yumurtalarını toplayıp yan tarafta bulunan yavru geliştirme bölümüne alıp onları suni olarak beslemeye başladılar. Böylelikle daha yumurta iken tutsaklıkları da başlamış oldu.

Günler geçtikçe kendilerini bulan yavru balıklar bir yandan büyüyor bir yandan da anne özlemi çekiyorlardı. Nice zaman sonra anladılar ki yaşamanın bedeli çoğu zaman ya ayrılıktır ya da tutsaklıktır. Önceleri aldırış etmeden sadece karınlarını doyurmaya, günlerini garanti sayılabilecek bir yaşantı şekli içinde geçirmeye ve kendilerini müsaade edilen sınırlar içerisinde geliştirmeye çalışıyorlardı.

Aslında besi çiftliğinin içerisinde güzel hayatları ve sağlam dostlukları vardı. Küt Kuyruk, Yassı Burun, Gümüş ve Al Pullu tadına doyum olmaz bir dostluk içerisindelerdi.

Küt Kuyruk annesinin özelliklerinin hepsini taşıyordu. Gerçekten de kuyruğunun bir kısmı yoktu. Diğer kısmı ise aniden son buluyordu. Yassı Burun ise bir balıktan ziyade kurbağayı andırıyordu, tombul ve kısa bir bedeni vardı. Burnu ile ağzı bitişik gibiydi. O yüzden Yassı Burun diyordu dostları ona. Al Pullu’nun  akıllarda kalan ve hafızalardan hiç silinmeyecek özelliği ise sağ karnının üzerinde C harfine benzeyen bir şekilde kırmızı birkaç adet pul vardı. Bu yüzden adı Al Pullu idi.

Gümüş, başkaydı. Uzunca gövdesi, iri iri gözleri, burunu ile ağzı arasındaki muazzam mesafe ve tabi ki ismini aldığı gümüş grisi rengindeki, parlak ve düzenli bir şekilde hiç sırasında bozulma olmadan dizilmiş olan pullarının güzelliği. O, güneş ve ay vurduğunda ki parlaklığı tüm arkadaşlarını mest ederdi. Güzelliği kadar cesur ve zekiydi. Her atılan yeme koşmaz. Her sarkıtılan oltaya gelmez, her daim yuvasını terk etmezdi. Yüzmesi gereken sınırlar ve alacağı riskler belliydi. Yaşamın ve denizlerin tadına doyamazdı. Bunun verdiği hüznün içerisinde yaşardı. Doyamadığı açık denizlerin, hayatın ve ailenin huzurunu her zaman hissederdi.

Ama bir gün Al Pullu, Yassı Burun, Küt Kuyruk ile dost meclisinde oturduğu anda “neden biz” dedi. Bir anda sessizlik oldu. Herkes Gümüş’e döndü ve ne dedin der gibi bakmaya başladılar.

Gümüş tekrarladı “neden biz diyorum?” dedi.

“Bizim açık denizlerde yaşamamız gerekmiyor mu? Bizim uçsuz bucaksız kıyıların arasında dolaşmamız gerekmiyor mu? Biz neyiz; solucan mı, kaplumbağa mı olduğumuz yerde duralım? Biz balık değil miyiz? Biz özgürlük değil miyiz? Biz açık denizlerin varlığı değil miyiz? Bizi neden burada tutuyorlar?”

Küt Kuyruk lafa girdi tüm sinirlenmiş hali ile. 

“Bunu geçenlerde yine konuştuk, yapacak bir şeyimiz yok artık sen de kabullen bunu. Bizim kaçışımız yok, her taraf ağlar ile örülü ve bizi yavru olduğumuz günden beri burada tutuyorlar. Yüzgeçlerimiz ve solungaçlarımız bile tam olarak gelişemedi daracık yerde yüzmekten. Uzak veya uçsuz bucaksız denizlere nasıl gidilir daha onu bile bilmiyoruz. Söylesene Al Pullu kaç mil yüzebilirsin? Ne kadar aç kalabilirsin? Burada yemeklerimizin düzenli olarak verildiği bir saat var. Geceleri oltalardan bizi koruyan üst tarafta örtü var, yan taraflarımız ağlar ile örülü kimse karışamaz bize.”

Al pullu cevap verdi, “ama sonuçta ne zaman balıkçı tezgâhına gideceğimiz de belli değil. Belki bu akşam ki toplanmada bizi de alacaklar. Benim için en acısı da bu. Yeterli beslenme sağlandığın da para edecek ağırlığı bulduğumuz da bizi toplayacaklar. Sonra da  tavada hoplamaya başlayacağız. Ben bunu bir türlü kabullenemiyorum.”

Küt Kuyruk tekrar lafı aldı.

“Açık denizlerde ne yapacaksın söylesene artık hiçbir yerde yem yok. Solucan yok. Nesil değişiyor. Her taraf plastik yığını haline gelmiş durumda. Kıyılarda çöpten başka bir şey yok. Neredeyse tüm kıyıları ticaret için ele geçirmişler. Ne denizi dinleyen var ne doğayı dinleyen var. Bence burası bizim için en güvenli yer.”

Gümüş, arkadaşlarını dinledikten sonra hiçbir şey demeden besi çiftliğinin uç noktalarına doğru yüzdü. Sessizce etrafı seyretti. Güneşin batışını, gökyüzündeki yıldızların çiftliğin üzerindeki görüntüsünü, ay ışığının oluşturduğu yakamozu seyretti.

O gün aklında ne doymak vardı. Ne de güvenli bir şekilde sabahlamak. Sadece aklında özgürlüğü vardı. Uçsuz bucaksız denizlerde teknelerle yarışmak istiyordu. Denizin maviliğini burnu ile yarmak soluğu kesilene kadar yüzmek istiyordu. Sevdiği kıyılarda sabahlamak, sabahları tekne sesleri ile değil de martı sesleri ile uyanmak istiyordu. Güvenli kıyılarda yavrulamak anne olmak istiyordu. Ve bir sabah gözünü açtığında ilk gördüğünün sevdiği olmasını istiyordu.

Gümüş aklına yerleştirmişti. Sabah yemlemesinden sonra bir yolunu bulup çiftlikten kaçacaktı hayallerine doğru yüzgeçlerini savuracaktı. Ve kendi mükemmelliğine yüzecekti.

Can dostlarının yanına dönüp aklındakileri anlattı ve onların vereceği cevabı beklemeden sadece “benim gibi düşünenler peşim sıra gelsin diğerleri sabah teknesini beklemeye devam etsin” dedikten sonra bir komutan edası ile köşesine çekilip sabahı beklemeye başladı.

Sabah olduğunda ise yine o kulakları sağır eden tekne çiftliğe yanaşmıştı. Gümüş hemen kendini orta yere doğru çıkardı. Aklındaki planı uygulama zamanıydı. Balıkçıların dikkatini çekmek için hızlıca art arda iki kez havaya sıçradı sudan tamamen çıkıp güneşin ışıklarını gümüş rengi pulları o muazzam bedeninin parıltısı ile  birleştirip balıkçıların dikkatini dağıtmayı başarmıştı.

Dikkati dağılan balıkçılardan Servet Kaptan sabah uykusunun da sersemliği ile teknenin ucunu besi çiftliğinin ağlarını taşıdığı iri kütüklerden birine vurdu. Vurmanın etkisi ile çiftliğin kütükleri ile ağların arasında açıklık oluştu işte bu da Gümüş’ün beklediği açıklıktı.

Gümüş hiç zaman kaybetmeden o açıklıktan kendini açık denizlere doğru attı. Balıkçılar yukarıdan olanları sisli bir yoldaki yolculuk edası ile belli belirsiz izlese de, avazları çıktığı kadar bağırsa da, “açıklığı kapatın balıklar kaçıyor” çığlıkları kulakları yırtsa da olanlar olmuştu. Gümüş ve kendi gibi düşünen arkadaşlarından birkaçı o anda kendilerini denizin huzuruna çoktan bırakmıştı.

Özgürlük arzusu içinde yanan bir bedeni yakalamak kolay olur muydu? Yılların tutsaklığını kırmış bir bedeni durdurmak kolay olur muydu? Kim kime ne yaşattıysa ahında, duanın da buluşacağı yer hesap günüydü. Gümüş ve arkadaşları hesap gününü bugün olarak tayin etmişlerdi. Balıkçılardan ve tutsak özgürlerden yana her şey hesaplaşılmıştı.

Gümüş ile o gün gidenler arasında sadece Al Pullu vardı. Yassı Burun ve Küt Kuyruk çiftlikte kalmıştı. O gece sabaha kadar ne Yassı Burun ne de Küt Kuyruk uyumadılar. Can dostlarına ne olmuştu acaba? Belki bir başka balıkçı yollarını çevirmiştir. Belki bir zıpkın gelip o aşk dolu, sevgi dolu bedenine saplanmıştır. Bunun gibi bir sürü ihtimal doğrultusunda sabahı sabah ettiler. 

Geceye yakın bir zamanda bir tekne gelip yırtılan ağları ve iri kütüğü tamir etti. Teknedeki balıkçılar yeniydi. Her sabah yem atanlar değildi. Tecrübesiz oldukları belliydi. Gece çiftliğe gelirken motor kapatılır, lüks lambası söndürülürdü. Sessizlik ve ışık uyuyan yavru balıklar için önemliydi. Genç balıkçılar bunların hiç birini yapmamasına rağmen çok yüksek ses ile de konuşmaya devam ediyorlardı. Onlar diğer yavru balıkları rahatsız etse de Yassı Burun duymak istediğini o kadar gürültünün ve dağınıklığın için de duymuştu.

Genç kaptanlardan cılız yapılı, gece karanlığında dahi o kapkara sakalları ve bıyığı belli olan kırık bir aksan ile sanki göbeğinden konuşuyor gibi sesler çıkaran Hasan Kaptan’ın ağzından dökülenleri duymuştu. Hasan Kaptan yanında ki tayfaya seslenmişti. 

“Duydun mu sabah kaçanların hiç birini çevreleyememişler hepsi alıp başını gitmiş?” Bu itiraf yetmişti Yassı Burun’a. Artık her şey daha net daha umutluydu.

Sabah olduğunda Yassı Burun ile Küt Kuyruk sabah yemlemesinde buluştu Yassı Burun gece duyduklarını anlattı. “Bizimkiler yakalanmamış dedi. Çevreleyememişler hiç birini.”

Küt Kuyruk yüzündeki bir tebessüm ile “desene, Gümüş şimdi sonsuzluğun, özgürlüğün ve güneşin tadını çıkarıyor.”

Yassı Burun tekrar bir iç çekti ve gözlerini hafiften dolduran yaşların da etkisi ile “umarım” dedi ve devam etti. “Sevdiği ile buluşmuş ve o çok istediği tertemiz deniz kıyılarında ailesini kurmuştur. Gümüş denize deniz gümüşe kavuşmuştur. Kıyılar şenlenmiş yuvaları muhabbet dolmuştur. Her şeyden önemlisi de o benim farkımda olmadı; ama onun farkında olan  aşkına kavuşmuştur. Sabahları artık martı sesleri ile uyanıyordur.”

Küt Kuyruk duydukları karşısında ne diyeceğini bilemeden bütün şaşkınlığı ile çiftliğin köşesine doğru yol aldı. Artık herkes kendi buruk yanını ve yalnızlığını yaşıyordu. Hayat Küt Kuyruk ve Yassı Burun için sadece yeni bir şey getirmeyen günün gelmesini beklemek kadar  sıradanlaşmıştı.

Gümüş çıktığı özgürlük yolculuğunda o istediği tertemiz kıyılardan birinde sevdiğine kavuştu. İstediği, özlediği yuvasını sevdiği ile beraber kurdu. Hiç zaman kaybetmeden anne oldu. Martıların o muhteşem sabah melodileri ile uyandı çoğu zaman. Yanında sevdiği kollarında yavrusu ile.

Kendi yeni bir hayatın içinde istediği gibi bir zamanı yaşasada dostlarını hiçbir zaman unutmadı. Her gece ay ışığı kıyılara düşüpte suya yakamozunu bıraktığı anda içini kaplayan hüzün ile dostlarına her gece dua ederdi. “Özgürlüklerine ve umutlarına kavuşanlara selam olsun. İçinde ki çocuğu öldürmeyenlere selam olsun” der gününü bitirirdi. Bu günde gününü tamamlamıştı Gümüş. Son kez sudan yukarı zıpladı yeterince oksijen aldıktan sonra gecenin sessizliğine bıraktı kendini.

“Anne! Anne bak şurada bir balık zıpladı. Pasparlak bir rengi vardı. Sanki gümüş gibiydi rengi. 

“Hey! Şurada da zıpladı bir tane küçücüktü. Yavrusu galiba.”

“Çocuklar rahatsız etmeyin balıkları. Rahat bırakın onları. Hadi toparlanın bakalım dönüyoruz.”
 
ınstigram: emreisguzarofficial
facebook: emreisguzar

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.