Bosna Hersek’teyim buram buram tarih kokan bir köprünün başında…
Mostar, Konjiç, hepsinde benzer manzara.
Karşı kıyıdan bakarken içimde bir yumru...
Yukarıda bir kilise kulesi, hemen yanında yarısı yıkılmış bir minare...
Sanki biri hâlâ dua ediyormuş gibi, öteki susturulmuş.
Aynı gökyüzüne uzanıyorlar...
Ama biri tamam, diğeri yarım.
Biri korunmuş, diğeri unutulmuş.
Ne oldu bize?
Kim öğretti bize aynı Tanrı'ya giden yolda birbirimizi boğmayı?
Kimin dini, hangi vicdan savunabilir çocukların çığlığını, kadınların mezarını?
Burası bir masal olmalıydı...
Nehrin iki kıyısında sevda yaşanmalıydı, kin değil.
Minareden ezan yükselirken, kiliseden çan sesi duyulmalıydı...
Birbirini bastırmak için değil, birlikte tamamlamak için.
Ama olmadı.
Birileri Tanrı'nın adını kullanarak yaktı bu şehirleri, birileri ellerine kitap alıp kurşun sıktı kalplere.
Ben bu manzaraya bakınca sadece taş görmüyorum.
Kırılmış umutları, yıkılmış güveni, yakılmış hayalleri görüyorum.
Çünkü bu sessizlik değil, sessiz bir çığlık.
Ve içimden sadece şu geçiyor:
"Tanrım, din adına yapılanları affetme.
İnsanı kandıranları, barışa kurşun sıkanları affetme!”
Şehitliklerde yatanların ruhları huzur bulsun,
Evlatları, torunları barış içinde yaşasın diye
Bizler asla susmayalım,
Geçmişi unutmayalım unutturmayalım…
Bu bir gezi yazısı değil, tarihe not düşülen bir ağıt.