USULSÜZLÜK MÜ, YOLSUZLUK MU? KELİMELERİN DEĞİL, GÜVENİN SINAVI

Dr. Taner Akman

Son günlerde Haluk Levent’in deprem dönemine ilişkin ifadesi gündemde. En çok dikkat çeken cümlesi ise şu oldu:

“Bunun adına usulsüzlük diyebilirsiniz ama yolsuzluk diyemezsiniz.”

Peki gerçekten bu iki kavram arasında ne fark var?

Toplum olarak bazen bu iki kelimeyi aynı anlamda kullanıyoruz. Oysa hukukta ve etik açıdan aralarında önemli bir ayrım bulunuyor.

Usulsüzlük, belirlenmiş kurallara, prosedürlere veya mevzuata uygun hareket edilmemesidir. Amaç çoğu zaman kişisel kazanç olmayabilir. İyi niyetle bile yapılabilir. Ancak iyi niyet, yapılan işlemi doğru hale getirmez. Kuralları ihlal ettiğiniz anda usulsüzlük doğar.

Yolsuzluk ise çok daha ağır bir kavramdır. Burada kişisel menfaat, çıkar sağlama, zimmete para geçirme, rüşvet, görevi kötüye kullanma gibi unsurlar vardır. Yani birilerinin cebine haksız kazanç girer.

Bu nedenle teorik olarak her yolsuzluk aynı zamanda bir usulsüzlüktür. Ama her usulsüzlük yolsuzluk değildir.

İşte tam da tartışmanın düğüm noktası burada.

Haluk Levent’in savunması, “Kuralları ihlal etmiş olabilirim ama bunu kendim için yapmadım.” şeklinde özetlenebilir. Eğer gerçekten kişisel menfaat sağlanmadıysa, hukuki değerlendirme açısından usulsüzlük ile yolsuzluk arasında ayrım yapılması doğaldır.

Ancak madalyonun diğer yüzünü de görmezden gelemeyiz.

Deprem gibi insanların son umutlarını bağış kutularına bıraktığı bir süreçte, “iyi niyet” tek başına yeterli değildir. Yardım kuruluşlarının en büyük sermayesi para değil, güvendir. O güvenin korunabilmesi için sadece dürüst olmak yetmez; aynı zamanda her işlemin şeffaf, denetlenebilir ve kurallara uygun olması gerekir.

Çünkü insanlar bağış yaparken paralarının doğru kişiye gideceğine değil, aynı zamanda doğru yöntemlerle kullanılacağına da inanırlar.

Ben bu tartışmada en önemli sorunun “usulsüzlük mü, yolsuzluk mu?” sorusu olduğunu düşünmüyorum.

Asıl soru şudur:

Amaç doğru olsa bile, kurallar ihlal edilebilir mi?

Benim cevabım hayır.

İyi niyet, usule uyma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü usul dediğimiz şey, dürüst insanları zorlaştırmak için değil; kötü niyetlileri engellemek için vardır. Bugün “iyi niyetle” esnetilen bir kural, yarın gerçekten kötü niyetli birinin elinde çok daha büyük suistimallerin kapısını aralayabilir.

Son sözü ise mahkemeler söyleyecek. Bir eylemin hukuken usulsüzlük mü, suç teşkil eden bir yolsuzluk mu olduğuna deliller ışığında yargı karar verir. Ancak toplum açısından çıkarılması gereken ders daha basit:

Güven, sadece temiz vicdanla değil; temiz prosedürlerle de korunur. Bu nedenle yardım faaliyetlerinde amaç kadar yöntemin de hukuka ve kurallara uygun olması, en az yapılan yardım kadar değerlidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.