VAN’DA ZAMAN 13.41’DE DURDU

Zeynep Kanter

Bazı tarihler takvimden silinmez. Van için 23 Ekim işte böyle bir tarihtir.

23 Ekim 2011’de, saatler 13.41’i gösterirken Van, 7,2 büyüklüğündeki depremle sarsıldı. O gün yalnızca binalar yıkılmadı; hayatlar yarım kaldı, sofralar eksildi, hayaller enkaz altında kaldı. Ardından 9 Kasım’da yaşanan ikinci deprem, acıyı daha da derinleştirdi. İki depremde toplam 644 insanımızı kaybettik.

Aradan yıllar geçti. Şehir yeniden ayağa kalktı, sokaklar yeniden kalabalıklaştı. Ama bazı acıların üzerinden yıllar geçmesi, onların hafiflediği anlamına gelmiyor. Kaybedilen bir insanın yeri dolmuyor; bir annenin evladına duyduğu özlem, bir çocuğun yarım kalan çocukluğu, bir ailenin boş kalan sandalyesi zamanla unutulmuyor.

Van benim için yalnızca bir şehir adı değil; köklerin, hatıraların ve insan bağlarının taşıdığı bir anlam. Bu acıyı uzaktan okuyan biri değilim, yaşayan bir ailenin parçasıyım. O depremde ben de kuzenimi kaybettim. Bu yüzden 23 Ekim’i her anışımda, istatistiklerin ötesinde bir hayatın, bir gülüşün eksildiğini biliyorum.

Van’ın o gün yaşadığı acı, yalnızca Van’ın acısı değildi. Türkiye’nin dört bir yanından insanlar elini uzattı. Hiç tanımadığı insanlar için yola çıkanlar, bir battaniyeyle, bir lokmayla, bir duayla yaralara dokunmak isteyenler oldu. O gün bir kez daha gördük ki felaketler insanlar arasındaki sınırları küçültürken, vicdanın sınırlarını büyütebiliyor.

Fakat bugün, yalnızca geçmişte gösterdiğimiz dayanışmayı hatırlamakla yetinemeyiz. Asıl mesele, o günlerden ne öğrendiğimizdir.

Deprem, yaşadığımız coğrafyanın bir gerçeği. Depremleri engelleyemeyiz; ancak doğru yapılaşma, etkili denetim ve hazırlıkla yıkıcı sonuçlarını azaltabiliriz. Sağlam yapılar, doğru şehir planlaması ve afet bilinci bir tercih değil, insan hayatına karşı görevimizdir. Bir şehri yeniden inşa edebiliriz; ancak kaybettiğimiz canları geri getiremeyiz.

Bu yüzden deprem anmalarını yalnızca yıl dönümlerinde yapılan açıklamalara sığdırmamalıyız. Her anma, aynı zamanda kendimize yönelttiğimiz bir soruya dönüşmeli: Biz, bir sonraki deprem için gerçekten hazır mıyız?

Bu soruyu sormak korku yaymak değil, sorumluluk almaktır. Unutmak yalnızca hafızanın silinmesi değil; bazen aynı hataları yeniden yapmaya davetiye çıkarmaktır. Bilmeliyiz ki bir şehrin yeniden ayağa kalkması, yaşananların geride kaldığı anlamına gelmez. Bazen en sağlam yapılar, taşla betondan önce hafızayla, sorumlulukla ve insan hayatına verilen değerle kurulur.

23 Ekim ve 9 Kasım depremlerinde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı, kuzenim de dâhil olmak üzere, rahmetle anıyorum.

Dileğim, acılarımızın yalnızca hatırlanan tarihler olarak kalmaması; daha güvenli şehirler kurmamıza vesile olmasıdır. Çünkü hatırlamak, yalnızca geçmişe bakmak değil; geleceğe karşı sorumluluk almaktır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.