Baba, emanetine sahip çıktım…

Baba, emanetine sahip çıktım…

Arif Çayan yazdı

Bazı rütbeler omuza takılır.

Bazıları ise insanın yüreğine…

Bazı yıldızlar bir üniformanın üzerinde parlar.

Bazılarıysa yıllar önce toprağa verilen bir babanın ardından, bir evladın gözlerinde yanmaya devam eder.

Muhittin Murat Yener’in paylaşımını okurken benim aklımdan geçen tam olarak buydu.

Bu, yalnızca bir emniyet müdürünün terfi hikâyesi değil.

unnamed.png

Bu, şehit bir babanın yarım bıraktığı hikâyeyi oğlunun 30 yıl boyunca omuzlarında taşımasının hikâyesi.

Bir annenin duasının…

Bir evladın babasına verdiği sessiz sözün…

Ve o sözün tam 30 yıl sonra sekiz yıldızla taçlanmasının hikâyesi.


Yıl 1996…

Genç bir adam Polis Akademisi’nin kapısından içeri giriyor.

Belki heyecanlı.

Belki biraz ürkek.

Belki de geleceğin kendisine neler getireceğini bilmiyor.

Ama bildiği bir şey var:

Babasının üniformasının kokusunu biliyor.

Çünkü onun babası Başkomiser Mehmet Yener.

Görevi başında vatan uğruna şehit olmuş bir polis.

Bir evlat için babasını kaybetmek zaten tarifsiz bir acı.

Ama babasının üniformasına bakıp yıllar sonra aynı mesleği seçmek…

İşte bunun adı başka bir şey.

Bunun adı emanettir.

Bunun adı vefadır.

Bunun adı, babanın yarım kalan nöbetini devralmaktır.

Muhittin Murat Yener de o nöbeti devraldı.

2000 yılında omuzlarında bir yıldızla Komiser Yardımcısı olarak göreve başladı.

Sonra yıllar geçti.

Görevler değişti.

Şehirler değişti.

Makamlar değişti.

Omuzlarındaki yıldızlar çoğaldı.

Ama belli ki hiç değişmeyen bir şey vardı:

whatsapp-image-2026-08-26-at-11-17-45.jpg

Babasına verdiği söz.

Bugün 1. Sınıf Emniyet Müdürü olduğunda dönüp 30 yıllık meslek hayatına bakıyor.

Sekiz yıldız…

Ama bana sorarsanız o omuzlarda sekizden çok daha fazlası var.

Orada bir şehit babanın emaneti var.

Orada bir annenin duası var.

Orada yıllarca verilen emek var.

Uykusuz geceler, zor görevler, ayrılıklar, sorumluluklar var.

Ve hepsinin üzerinde tek bir cümle var:

“Baba, senin bıraktığın bayrağı hiç yere düşürmedim.”

İnsan bu cümlede biraz duruyor.

Çünkü bazı cümleler okunmaz.

İnsanın içine işler.


Bir de bu hikâyenin sessiz kahramanı var.

Anne Hatice Yener…

Eşini şehit vermiş bir kadın.

Sonra evladına hem anne hem baba olmuş.

Bir tarafta kendi acısını içine gömerken diğer tarafta oğlunu hayata hazırlamış.

Belki geceleri kimse görmeden ağladı.

Belki oğlunun üniformasını ilk gördüğünde yüreği titredi.

Çünkü bir zamanlar aynı üniformayla evden çıkan eşini beklemişti.

Ve bir gün o kapıdan şehadet haberi gelmişti.

Yıllar sonra bu kez oğlu aynı mesleği seçti.

Bir anne için nasıl bir duygu olduğunu tarif etmek mümkün mü?

Oğlunun her göreve çıkışında içinde hangi korkuların büyüdüğünü kim bilebilir?

Her telefon çaldığında yüreğinin nasıl ürperdiğini…

Her gece oğlunun sağ salim dönmesi için kaç dua ettiğini…

Kim bilebilir?

Ama anne sustu.

Dua etti.

Evladının arkasında durdu.

Muhittin Murat Yener'in kendi sözleriyle;

“Hem anne oldu, hem baba.”

İşte bana göre bugün omuza takılan yıldızlardan biri de Hatice annenindir.

Belki üniformasında görünmüyor.

Ama o yıldız bir annenin yüreğinde yıllardır parlıyor.

“Bazı emanetler elde değil, yürekte taşınır. Bir baba gider ama bıraktığı onur, evladının omuzlarında yaşamaya devam eder. Bugün o yıldızların her birinde bir babanın hatırası, bir annenin duası ve 30 yıllık bir vefanın izi var. Belki şehit babası bugün yanında değil ama inanıyorum ki bir yerlerden oğluna bakıyor ve gururla, ‘Emanetim emin ellerde oğlum…’ diyordur.”

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.